ETME!

Duydum ki Yatsıyı kılmadan uyumaya heves etmişsin.
ETME!

Yapar mısın gerçekten bunu?
Gün boyu seni yedirip içeren, bütün nimetleri önüne seren, sana nefes, sana ses veren Rabbine karşı bu umursamazlığı yapabilir misin?
Duydum ki; amelsiz kalbim temiz demiş Allah’a karşı edepsizlik etmişsin.
ETME!

Bir kuru diploma için bile yıllarını harcadın sen.
Allah sana salih ameller karşılığında cenneti vadediyor. Bu kadar büyük bir mükafat bırakılıp gidilir mi?
GİTME!

Aynaya baktığında gördüğün insan, yıllarını bıraktı geride. Çizgiler her geçen yıl daha da derinleşiyor. Şimdi sor aynada gördüğüne: Geçen onca yıldan, yiyip içmelerden, gezip tozmalardan ne kaldı geriye? Bu kadar yıl daha mı yaşayacaksın?
Duydum ki; Koskoca bir ömrü Kur’an’sız secdesiz tüketmeye azmetmişsin.
ETME!

Eğer tanısaydın Rabbini, namazsız duramazdın. Tanısaydın eğer, kendinden bu kadar emin olamazdın. Hayy ve Kayyum olan Rabbine, ölümlü kulları ve geçici hevesleri tercih etmezdin.
Namazını kılmadan, günün muhasebesini yapmadan yatamazsın değil mi?

Duydum ki; Hesapsız bir pişmanlık yüklenmeye niyet etmişsin.
ETME!

Cahide Sultan

Bir Cevap Yazın

Bir Yorum Bırakın :)

  1. Şahidim Cahide hanım hayrı tavsiye edip günahlardan insanları alıkoyma mücadelenize. Yarın ruz i mahşerde size şahitlik edeceklerden birisiyim.Her mümin uyarıcı olsa kötülük bu topraklarda hüküm sürer mi? Günahlar bu kadar kök salıp çoğalır mı?

  2. nurhayat says:

    Paylaşıyorum O Halde Varım

    İşyerinde her günü aynı geçerdi. İşteyken öğlen arası ve çıkış saati dışında hiç bir şey düşünemezdi. Yine böyle bir günün sabahında “öğlen olsa da yemeğe çıksak” diye düşünmekteydi.. Öyle böyle derken öğleni ediverdi. Koşar adımlarla yemeğe çıktı ve birkaç dakika geçmeden koşar adımlarla dönüp telefonunu aldı.

    Sanki telefonu olmasaydı aç kalacakmış gibi “Aman Allah’ım telefonumu almadan yemeğe çıkmışım” diye söylendi.

    Yemek yiyecekleri mekanda siparişini verdikten sonra beklemeye koyuldu. Yanında arkadaşları olmasına rağmen yemeğini beklerken arkadaşlarıyla değil telefonuyla ilgilendi. Telefonuna bakarken kendi kendine gülümsüyor, değişik değişik mimikler yapıyordu.

    Bir tek kendisi değil restauranttaki hemen herkes aynı şeyleri yapıyordu. Neredeyse kimse kimseyle konuşmuyor, sadece elindeki telefonuyla ilgileniyordu.

    Yemekler sofraya geldiğinde sanki bir assolist sahneye çıkmışçasına bir anda flaşlar patlamaya başladı. Herkes önüne konan yemeği değişik açılardan fotoğraflamaya başladı. “Üf be şuna bak, dur hemen feyse atayım şunu, aha bu da instagrama gitsin…” gibi sözler herkesin ağzından dökülmeye başladı.

    Herkes sosyal olma telaşındaydı. “Bakın ben de güzel yemekler yiyorum, ben de sosyalim, işte bu da kanıtı” der gibi çektikleri fotoğrafları sosyal medyadan paylaşıyorlardı.

    Paylaşmak fiili sosyal medya yüzünden değişik bir hal almıştı. Önceden paylaşmak deyince, “elindekini paylaşmak, bölüşmek” anlaşılırken, şimdilerde facebookta paylaşmak olarak anlaşılır olmuştu..

    Yemektekiler için yenilen yemeğin tadı, tuzu, acısı hiç önemli değildi. Fotoğrafta güzel çıksın ve onlarca beğeni alsın onlar için yeterliydi. Hele ki bir de “paylaşım” alırsa değmeyin keyiflerine.

    Bu yemeği görüp yutkunacak, bu yemeği görüp yiyemeyecek olanların onlar için bir önemi yoktu. Tek düşündükleri alacakları beğeniler, yorumlar ve paylaşımlardı.

    Oysa anamız, babamız böyle miydi? Onlar yaptıkları gıda alışverişlerini bile kolu komşu görmesin diye kase kağıdına saran kişilerdi. O zamanlarda lokantaların masaları şimdiki gibi sokaklara taşmamıştı. O zamanlar lokantaların vitrinlerinde perde olurdu. Böylece lokantada yemek yiyemeyenlerin canı çekmezdi. Böyle mevzular bu kadar ince düşünülürdü.

    Onlar evinde pişirdikleri yemek kolu komşuya kokmuştur diye bir tencere fazla yapıp komşusuna da ikramda bulunan, onlarla paylaşan kişilerdi. O zamanlar; paylaşmanın sadece “bölüşmek, elinde olandan vermek” olduğu zamanlardı.

    Onlar yemekten önce fotoğraf değil besmele çeken kişilerdi. O zamanlar sosyalleşmenin sanal ortamlarla değil, paylaşarak, bölüşerek yapıldığı zamanlardı.

    Eskiden fotoğraflar da çok kıymetliydi. Öyle her şeyin fotoğrafı çekilmezdi. Pozlar sayılıydı. Ki o zamanlar bir yemeğin fotoğrafını çekip albümüne koyan kimse de çıkmadı. Öyle biri çıksaydı, o kişi için iyi şeyler söylenmezdi. Muhtemelen aralarında şöyle bir diyalog geçerdi.

    “Aaa bak bu da yediğimiz yemeğin fotoğrafı”

    “Manyak mı ne, gitmiş de yemeğin fotoğrafını çekmiş”

    Oysa şimdi ki muhabbetler şöyle gelişiyor :

    “İşte öğlen yemeğim. İtalyan usulu Risotto Alla Pescatore. (Öyle karnıyarık, kuru fasulye, çorba, makarna yiyen de yok. Böyle alengirli bir ismi olacak yediğin yemeğin.)

    “ Vaay risotto alla pescatore he. Daha dün yedim ondan. (Karşı taraf da hiç aşağıda kalır mı, yemeğin ismini duymamış olsa da, yemişim demeli ki ona da beğeni gelsin.)

    Paylaşılan yemek fotoğraflarıyla söylenmek istenen şunlar mı acaba ?

    “Benim yediğim yemek daha güzel, daha pahalı, daha süslü, daha asortik.”
    “Ben de geziyorum, ben de sosyalim”
    “Ne kadar paylaşırsam o kadar sosyalim”.
    “Paylaşıyorum o halde varım” .

    Ne yediğimizi kimse bilmesin diyen bir nesil, ne oldu da yediğimi herkes görsün, bilsin diyen bir nesle dönüştü? Lokmasını paylaşan bir nesil, ne oldu da lokmasının fotoğrafını paylaşan bir nesle dönüştü?

    Fotoğrafların değil, lokmaların paylaşıldığı günlere geri dönmek dileğiyle.

    Yazar:
    Mustafa Eren Akçağlar

    hanimlar.com/makale/hayatin-icinden/paylasiyorum-o-halde-varim

    1. Selamünaleyküm 👋👋👋 tek sosyalliği bu sayfa olan ben naçizane tebrik ediyorum.Allaha emanet 👋

  3. ayşe rumeysa erkul says:

    selamünaleyküm,
    Yüreğinize sağlık çok güzel bir yazı olmuş.Dün gece yastı namazını kılmadan mışıl mışıl uyumuş, aklına geldiği halde kalkıp kılmamış olan ben için, tokat gibi gir yazı olmuş. Okurken ağladım Affet Allah’ım.
    Dünya işleriyle o kadar meşgul ettim ki kendimi kim olduğumu unuttum.

    1. Ve aleykumselam. Bu türlü gizli günahlarınızı lütfen kimseye anlatmayın. Allah biliyor. Tevbe edin ama başkasıyla paylaşıp kimseyi günahınıza şahit etmeyin kardeşim.

  4. bu çiçeklerden kapımızın önünde de var.Her bakdığımda gülümsüyorum ona salkım salkım tefekkür kokuyorlar çook güzeller💐💐💐

    1. Aynen canım onları ben de çok seviyorum 🙂

  5. Çok güzel bi yazı olmuş Allah razı olsun, ‘namaz dinin direği’ sözü de ne kadar dolu, anlamlı, ağır, bir laf iken insanlarımıza çok basit gelebiliyor, Allah elden ayaktan düşürmesin, namazsız kuransız bırakmasın bizleri

  6. yasemin says:

    Nicin terk eyledin farz ile sunneti
    duymadin mi cehennem ile cenneti
    Nasil olursun Muhammed ummeti
    Derse Allah ben ne cevap vereyim
    (nasihat)

  7. Yazinizi okudum dank etti basima.hep yapmayacagim dedigim hatam benim pesimi birakmiyor.cok pismanim uykuma yenik dusuyorum 🙁

  8. bernagül says:

    Harika bir yazı.Allah razı olsun. Bende ETMEYİN kardeşlerim diyorum.

  9. çok güzel bi yazı olmuş Allah razı olsun

  10. Selamünaleyküm.aldığımız her nefeste hamdetsek yine zerresini karşılayamayız verdiğin nimetlerin rabbim.sen biz nankör kullarını bağışla.AMİN.Allaha emanet 👋

  11. yasemin says:

    Yuregine saglik

Close
Tarif Üstü Muhabbet | Cahide Sultan
Close
%d blogcu bunu beğendi: