ÖLÜME SUSAMAK

ÖLÜME SUSAMAK (Hayat Cemresi‘nden)

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla…

Hiç ölüme hasret çektiniz mi? Ölümü isteyecek kadar, halinizden ümitsizlik yaşadınız mı? Mü’min dünyada ancak şehadet için, dünya fitnelerinden korunmak, Allah’ın gazabını celbedecek bir durumdan korunmak için ölümden hoşlanır. En sıkıntılı, en çaresiz hallerde bilemü’min, ölüm veya hayat hangisi hakkında daha hayırlı ise onun için dua eder Rabbine…Mü’min bilir ki sabredilen her sıkıntı kendisine bir ecirdir ve nihayetlidir.

Bu yazımda konu ettiğim ölüm arzusuna sebep ise Cehennem azabından kurtulmak için istenen, sonu yok olup gitmek olan bir ölüm arzusu. Hem mekan, hem sebep birbirinden çok farklı. Cehennemde, ölüme hasret çekenlerin, halleri bizlere nasihat olanların, acı hikayelerini öğrenip üzerinde tefekkür edelim, ibret alalım istedim..

Vakıa çoook ötelerde cereyan ediyor. Zuhruf suresine misafiriz. Sohbetimiz Zuhruf suresi ve çerçevesinde şekillenecek inşeAllah. Zuhruf suresi 77.ayet ise, üzerinde özellikle durmak istediğim, tefekkür edenleri derinden sarsan bir ayet. Rabbimiz önümüze cehennemden bir manzara getiriyor. Kendisine asi olanların, ebedi cehennemlik olanların manzarası bu. Rabbimiz için zaman kavramı yok, çünkü O(c.c) zamanlar üstü ,ancak bizim için geçmiş, gelecek,şimdi var ve Rabbimiz bize bu ayetle gaybdan, gelecekten haber veriyor. Bu öyle bir haber ki, gerçekliğinde hiç bir şüphe yok, haberlerin en gerçeği bu. Gözlerimizin önüne serdiği manzara, yüreklere korku salan ,insanı sarsan bir manzara.

74 – “Şüphesiz ki suçlular, cehennem azâbında ebedi olarak kalacaklardır.”
75 – “Onların azâbı hafifletilmez ve onlar azab içersinde ümitsizdirler.”
76 – “Biz onlara zulmetmedik, fakat onlar kendileri zâlimler oldular.”
77 – “Onlar cehennem bekçisine: “Ey Mâlik! Rabbin artık bizi öldürsün.” diye seslenirler. Mâlik de: “Siz böylece kalacaksınız.” der.”
78 – “Andolsun ki biz size hakkı getirdik. Fakat sizin çoğunuz haktan hoşlanmıyorsunuz.” 
(Zuhruf suresi)
İnsan dünyadaki imtihan gereği, işlediği amellerde serbest bırakılmıştır. Hakkı tanımayan, yaratılış gayesine uygun bir hayat yaşamayan, Allah’ı razı etmek gibi bir derdi olmayan, O’nun emirlerini bir kenara atan nefsini ve şeytanı yol gösterici kabul eden, ilahlaştıran, kendisi Haktan sapmakla kalmayıp başkalarını da saptıran her insan, nefsine zulmetmiştir, cehennem azabını haketmiştir. 

Suçlular yani ebedi olarak cehennemi hakedenlerin oradan kurtuluşları yok ve onların kurtuluşa dair hiç bir ümitleri de yok. Azapları devamlı ve aynı şiddette, bir nebze olsun azab hafiflemiyor.Öyleki anlık sürelerle derileri yeniden yeniden yaratılıyor ki azabı hissetmeleri devamlı olsun.
Acıyı insan vücudundaki sinir uçları hissediyor. Bu sinir uçları ise en çok insanın derisinde bulunuyor. Bu sebeple ateşte yanmaya maruz kalan insan dayanılmaz acılar yaşıyor, ancak derideki sinir uçları yanınca acı hissedilmiyor. Dünyada da en ağır yanıklarda da bu böyle, yanık çok derin olduğu için acıyı hisseden sinir uçları yanıyor ve acı hissedilmiyor. İşte Rabbimiz cehennemde buna mahal vermiyor, tekrar tekrar onların yanan derilerini yeniden yaratarak hissettikleri acıyı,azaplarını devamlı kılıyor.*
“Şüphesiz ki âyetlerimizi inkâr eden kâfirleri biz yarın bir ateşe atacağız. Derileri piştikçe azabı duysunlar diye, kendilerine başka deriler vereceğiz.Çünkü, Allah gerçekten çok güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.”(Nisa suresi 56.ayet meali) Bu korkunç manzarayı ne kadar tahayyül ederiz bilmiyorum ancak ortada insanı dehşete düşüren, bir vakıa var. Böyle bir durumda ölüm bir kurtuluş olurdu onlar için. Zaten ölüm onların azaplarının yanında çok hafif kalıyor. Ölümü arzu ediyorlar, ahhh bir ölebilseler de şu azap son bulsa! Kurtuluş için son ümitleri ölebilmek. Cehennem bekçisi Malik’e sesleniyorlar: “Ey Mâlik! Rabbin artık bizi öldürsün.”
Kendilerine dünyada hayat imtihanını veren, peygamberler gönderip Hak’ka çağıran merhametli Rableri artık onlarla ilgilenmiyor. Çünkü onlar Rablerini bilmemişlerdi, hükümlerini yok saymışlardı, O’nu(c.c)razı etmek gibi bir gayretleri olmamıştı dünyada. Onlar Hakka uymamış insanların da uymalarını istememişlerdi. Azabı,hesabı, cehennemi yok saymışlardı. Uyarılara kulak tıkamışlardı, alay etmişlerdi. İşte imtihan bitti kendilerine va’dedileni hak buldular.Malik aracı olsa da Rabbine söylese, ölüm nimeti kendilerine gelse. Belki bir ümit, son ümit, ölüm gelirde bu azap son bulur! Ama ne mümkün, ölüm bir kere vardı ,artık ölmek yoktu orada, ölüm bile öldürülmüştü nasıl ölsünler? Malik bunu biliyor ve onlara bildiriyor:“Siz böylece kalacaksınız.”der ve devam eder:
“Andolsun ki biz size hakkı getirdik. Fakat sizin çoğunuz haktan hoşlanmıyorsunuz.”  Onlar için son ümit de bitti. Ahh keşke bu sonu hakedecek amellerde isyanlarda bulunmasalardı da bu duruma düşmeselerdi. Kendilerine bildirildiği halde bu duruma düşmek, ne büyük akılsızlık! Allah melekleri aracılığı ile Peygamberlerine vahyini indirmiş kendilerini Hak yola, İslam’ın yoluna davet etmişti. Fakat kendileri bundan hoşlanmadılar. Hesaplarına gelmedi. Geçici dünya menfaatleri, saltanatları onlara azabı unutturdu. Dünyaya kandılar, kendileri ile beraber başkalarını da saptırdılar, Hak’la alay ettiler, inanmadılar.Onlar öyle akılsızlar ki bu azabı yaşadıktan sonra, bunu gözleri ile gördükten sonra tekrar kendilerine bir fırsat verilse, tekrar dünyaya dönseler yine bir şey değişmeyecek, küfürlerinde devam edecekler çünkü, haktan hoşlanmıyorlar, onlar batılı seviyorlar ondan vazgeçemiyorlar, onlar yalancıdırlar.
27 -“Onların, ateşin üzerinde durduruldukları zaman: “Ne olurdu dünyaya döndürülseydik, Rabb’imizin âyetlerini yalanlamasaydık da müminlerden olsaydık” dediklerini bir görsen!”28 – “Hayır, daha önce gizleyip durdukları karşılarına çıktı da ondan, yoksa geri çevrilselerdi yine menedildikleri şeyi yapmaya dönerlerdi. Çünkü onlar yalancıdırlar.”(Enam suresi)

Bu hala elinde kurtuluş fırsatı olan bizler için ibretlik bir manzara. Rabbimiz bizi bir imtihana tabi tutmuş ve hem sorular, hem cevaplar elimizde. Hala yaşıyoruz, ölüm bize henüz gelmedi. Bir kere bize tanınan ölebilme fırsatını iyi değerlendirelim. Değerlendirelim ki ölüm bizim için dünyadaki acıların bitişi, cennet nimetlerinin giriş kapısı olsun. Öyle güzel karşılayalım ki ölümü, bir daha arzu etmeyelim, ölmeye ihtiyaç duymayalım. Rabbimizi razı edebilmek için, dünyada her sıkıntıyı sabırla karşılayalım, O’nun emirlerini sabırla ve yalnız O’nu razı etmek için uygulayalım. Hakkı Hak bilip ona uyalım, Batılı batıl bilip ondan uzak duralım. Allah için Batılla mücadele edelim. Tağutlara boyun eğmeyelim. Allah dışında hiç kimseye Hükmetme, kanun koyma yetkisi vermeyelim. Dikkat edelim, Rabbimiz bizi affetmek, bizi nimetleri ile mükafatlandırmak için adeta bahaneler arıyor. Bizden samimiyet bekliyor, gayret bekliyor, biz kendisine yaklaşınca O bize daha çok yaklaşıyor.

Henüz imtihan süresi dolmamış, ölüm randevusuna daha varken, safımızı doğru seçelim, ha gayret! biraz daha sabır! Mü’mine yakışan budur. Mü’minin yeri cennettir. Cennetlere varis olan mü’minlerden olabilmeyi Rabbim cümlemize nasip etsin(amin)…Sözlerimizi Allah Rasulünün(s.a.v)bir duasıyla nihayete erdirelim:
Hz. Ebü Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: 

“Rasulullah (aleyhissalâtu vesselâm) dua ederken şunu söylerdi: “Allahım, dinimi doğru kıl, o benim işlerimin ismetidir. Dünyamı da doğru kıl, hayatım onda geçmektedir. Ahiretimi de doğru kıl, dönüşüm orayadır. Hayatı benim için her hayırda artma (vesilesi) kıl. Ölümü de her çeşit şerden (kurtularak) rahat(a kavuşma) kıl.
Müslim, Zikr 71, (2720).

************
*Nisa suresi 56.ayet bir Kur’an mucizelerinden bir mucizeyi içinde barındırıyor.
“Allah (c.c) derinin azap yeri olduğunu açıklamıştır. Ayette deri ile acı hissi arasında bir bağ kurulmuştur. Deri yandığı zaman yapısı bozulur, işlevi ortadan kalkar, azabın acısını hissedemez. Bu durumda yapısı ve işlevleri yerinde yeni bir deri ile değiştirilir. Bu yeni deride acıyı, sıcaklığı, yanık hissini algılayabilen sinir uçları bulunmaktadır. Böylelikle Allah’ın ayetlerini inkâr edenler ateşte yanmanın acısını hissedeceklerdir.
Modern bilim sıcaklık hissi ve yanık acısının sinir uçları tarafından algılandığını, sinir uçlarının deride yoğunlaştığını keşfetmiştir. Mikroskop keşfedilmeden önce hiç kimse bu bilgiye sahip olma kapasitesine sahip değildi. Anatomi biliminin Kur’ân’ın on dört asır önce işaret ettiği bu gerçeği keşfetmesi oldukça yenidir. Böylece Allah’ın ayetlerindeki mûcize ortaya çıkmıştır.”
Kaynak:www.eajaz.org

 

 

GÜZEL YAZILAR kategorisinde yayınlandı. 16 Comments »

16 Yanıt to “ÖLÜME SUSAMAK”

  1. latife Says:

    aslında cevap belli netligide sadece bir görüş bekledik biz edindigimiz kanaati sizinle inşaallah paylaşacagız ilginize teşekkürler

  2. NURDAN Says:

    Haziran 24, 2014, 2:16 pm
    Ellerinize sağlık ben peygamberlerimizn eşlerini validelerini merak ediyorum. Önereceğiniz kitaplar var mı validelerimizi anlatan acaba.

    • bernamehlika Says:

      sibel eraslan ;
      * sireti Meryem ( hz.meryemin hayatı)
      *can feda (hz fatımanın hayatı)
      *nilin melikesi( firavunun eşi,hz asiyenin hayatı)
      *çöl deniz(hz haticenin hayatı)
      bu kitabları okudum çok beğendim gayet yalın bir dille anlatılmış,ama en çok çöl denizi beğendim.

      dr.reşit haylamaz;
      hz aişe(hz aişenin hayatı
      ben bunları okudum beğendim.

  3. hülya durmaz atay Says:

    Ablacim rahatsız ediyorum hakkini helal et. İnternette aradim a ma bulamadim sutsuz yogurtsuz yumurta aki olmadan krem santi yapamayacagim anladım fakat krem santiye benzer bir sos evde yapilabilirmi acaba abla oglum kekin uzerine sekiller gördü bana bundan yap diyor alerjileri var onu bekletmek istemiyorum abla. Allah razi olsun senden insAllah

  4. Toprak Says:

    Cezâkellâhu hayran Hatice abla…

  5. latife Says:

    sa cahide hanım neden cevap veremiyeceginizi anlamadım benim için önemli bir mevzu sizin görüşünüzde bi okadar önemli allaha emanet olun

    • Cahide Says:

      Fetva makamı değilim Latife hanım. hele ki böyle kritik bir konuda nasıl net cevaplar verebilirim? En doğruyu Allah bilir.

    • Ummu Hamza Says:

      Mehmed Alagaş – Tartışılan Sorular isimli kitabında ‘Resmî Kurum ve Derneklerde Görev Almak’ başlığında olayı birçok yönüyle ele alarak gayet açıklayıcı cevaplar vermiş, temin imkanınız varsa bir göz atmanız acizane tavsiyemdir, darulkitap İslam ansiklopedisinin içinde de e kitap olarak var, çok uzunca olduğu için kopyalamadım, Rabbim ömrümüz boyunca
      rızasından ayırmasın hiçbirimizi, selamun aleykum.

      “Fetva vermeye en cüretli olanınız, ateşe girmeye en cüretli olanınızdır.” Hadis-i Şerif [Darimi]
      hadisini de diyeyim ki bunun fetvadan ziyade belki cevap sizin de kalbinizi mutmain eder düşüncesi ve ilmi gizleme korkusu ile yapılan bir paylaşım olduğunun altı çizilsin.

  6. latife Says:

    sa cahide hanım şimdiden hayırlı ramazanlar cahide hanım belki alakasız olacak ama benim size bir sorum var bilindiği gibi bir küfür sistemi içerisinde yaşıyoruz Bu sistem içerisinde memuriyet görevinde yer almanın hükmü nedir? Vereceğiniz cevap benim arkadaşlarım için çok önemli cevaplarsanız sevinirim 🙂

  7. Aciz Kul Arsay Says:

    http://www.youtube.com/watch?v=5aq11sGC8_w&feature=share selamn aluykum kardeslerım kesınlıkle ızlemenızı tavsıye edrım

  8. Nupelda Says:

    Ölüm Risalesi

    Damla damla oluşuyor hayat
    Ölüm kımıl kımıl
    Duymak kolay
    Anlatmak değil

    Her an
    Farkındayım
    Az az öldüğümün

    Bilincindeyim doğan ayın
    Eriyen karın akan suyun
    Ve usul usul tükenen zamanın

    Tekrarlayıp duruyor saat
    Vakit te mahluktur
    Vakit te mahluktur

    İşliyor kalbim
    Eskiyor saçlarım
    Ve gözlerimin en ince hücreleri

    Okuyorum hayatı
    Toprağın üstünden çok
    Altındakilerle var olduğunu

    Toprak
    Ölüme aç
    Ölüme muhtaç
    Hayat

    Ölüm muhakkak
    Ve ölüm mutlak
    Tek kapısıdır ölümsüzlüğün

    Ölümle tanıştıktan sonra anladım
    Sadece bir kimlik belgesi olduğunu yaşamanın

    Kesitler

    Mahlukta devinen
    Gürül gürül bir ırmaktır ölüm

    Babalar ölür
    Dolaşır eli ölümün
    Saçlarında anaların oğulların

    Analar ölür
    Kök salar hasret yüreklere
    ‘Bir evlat pir olsa da’
    O zaman anlar ancak neymiş öksüzlük

    Oğullar ölür
    Bir kafes olur ölüm
    Ana kalbi bir kuştur
    Azad kabul etmez

    Sevgililer ölür
    Bir hicret olur ölüm
    Bir sıla

    Mesela arkadaşlar
    Arkadaşlıklar vardır okullarda
    Bakarsın biri gelmez bir gün
    Ve artık hiç gelmeyecektir
    Simsiyah bir gölge düşmüştür adeta
    Bahçeye koridorlara sınıflara
    Bir fısıltı dolaşır dudaklarda
    Kimi kirpikleri ıslak
    Çökmüş bahçenin tenha bir yerine
    Elinde bir çöp resmini çizer toprağa
    Anıların
    Kimileri öbek öbek toplanıp
    Çaresizliği dile getirirler anlamsız sözcüklerle
    -Nasıl olur daha dün beraberdik
    -Salıncakta İki Kişi’yi izlemiştik daha dün nasıl olur
    -Geçen pazar kırlarda dolaşmıştık
    ”Göçmen kuşlar yerli kuşlardan daha mutlu olmalılar
    Hayatı dolu dolu yaşıyorlar” demişti unutamıyorum

    Sonra bir mezarlıkta Bir çukurun başında
    Bir kapının ağzında
    Herkez susar
    Konuşur ölüm

    Ve sürer hayat.

    Bazan bir tekerlek altında
    Ansızın gelir ölüm
    Apansız biter sınav
    Bir elektrik kesilmesi gibi
    Kesilir tulu emel

    Bazan ölüm vardır
    Ölümden önce gelir
    Mesela bir hapishanede bir hücrede yaşanır
    Sorular hep yanıtsız kalır orada
    Sadece konuşan rüyalardır
    Yahut hayaller suskun duvarlarda
    Gözler kabul eder parmaklar kabul eder
    Ama beyin hep umuttan yanadır

    Bazan akan bir film şeridinin
    Tek kare donan bir fotoğrafı gibidir
    Ölüm
    Karşıda bir manga asker
    Gözler namluların karanlık ağızlarını görmez de
    Takılıp kalır masmavi gökyüzünde
    Asılıp kalmış bembeyaz bir buluta

    Ölümden uzak ölümler vardır
    Gazete ilanlarında rastlanılan
    Dünyaya bağlılığın zavallı
    Ve muannit
    Bir belgesidir
    Daha çok kalanlara ait.

    Bir de bir örümcek ağının ortasına düşmüş
    Bir sineğin titrek bacaklarında seyretmiştim ölümü

    Ölümler vardır:
    Can kuş gibi uçar gider
    Bir martının süzülüp
    Kaybolması gibi maviliklerde

    Bir Portre

    Engin sakin berrak bir denize
    Uçsuz bir kumsaldan ağır ağır
    Nasıl yürürse insan
    Sokrates öyle yürüdü ölüme

    Tilmizleri ağlaşırken
    O vasiyet ediyordu:
    -Asklepyos’a bir horoz borçluyuz
    Unutmayınız.

    Ne tuhafsınız dostlar
    Güçsüz kadınlar gibi ağlaşmak niye
    Yükselmek varken ölümsüzlüğe

    İnancına sahip olmak
    İnsan olmanın şartı
    Kölelikler içinde en onulmaz kölelik
    Hayatın ölümcül yanına
    Takılıp kalmak değil mi?

    İlkin ayaklarında duydu Sokrates
    Zehirin soğukluğunu
    Ve yavaş yavaş ölüm
    Yükseldi göğsüne çenesine

    Dudaklarında donan son bir tebessümle
    Bir işaret taşı da böylece
    Sokrates dikmiş oldu ölüme

    Ölümün Sesi

    Ölümden bir işaret var her şeyde
    Ölümün sesini duyuyorum şarkılarda türkülerde:
    -Kışlanın önünde redif sesi var
    Namluların ucunda ölümün sesi!

    -Bir ay doğdu geceden oy oy
    Karanlığın ağzında ölümün sesi!

    -Erzurum dağları kan ile boran
    Vadilerin koynunda ölümün sesi

    -Ezo gelin durmuş bakar yollara
    Umudun ardında ölümün sesi!

    -Bir ihtimal daha var
    Umuddan da öte ölümün sesi!

    Kendi Ölümüme Ait Bir Deneme

    Bir gün öleceğim biliyorum
    Bunu her an ölür gibi biliyorum

    Anamın yüreğinde bir kor
    Ölene dek sönmeyecek bir ateş
    Kımıldanıp duracak hep

    Karım bomboş bulacak dünyayı
    -N’olurdu birlikte ölseydik, deyip duracak
    Oysa insan yalnız ölür
    Ama o olmayacak dualarla teselli arayacak

    Kızlarımın gırtlaklarında bir düğüm
    Bir süre kaçacaklar insanlardan
    Boşluğa düşmüş gibi bir duygu içlerinde
    Sonunda onlar da kabullenecekler öylesine

    Ölümüme en çabuk dostlarım alışacaklar
    -Yaşayıp gidiyorduk yahu
    Ne vardı acele edecek!
    Diyecekler

    Biliyorum yaklaşıyoruz her an
    Biliyorum oruçlu doğar insan
    Ölümün iftar sofrasına

    Son Söz

    Ve zaman döne döne
    Gelmişti başlangıç noktasına
    İlk yaratılış düğümüne

    Mahlukatın var olduğu
    Yüzüsuyu hürmetine
    Evrenin Efendisinin
    Kavuşmak vakti gelmişti sevgilisine.

    Hayatın menbaı
    Merhametin son durağı
    Madeni, muhabbet ocağının
    Ateşler içindeydi
    Yatağında.
    İltica etmişti sanki Kainat
    Kutsal tenine
    Hayata şafak olan alnında
    Ter taneleri
    Her biri insanlık çilesinden
    Bir haberdi sanki
    Bir an oldu
    Aralandı gözleri
    Sonsuzu kuşatan bakışları
    Süzdü ciğerparesi Fatıma’yı
    Süzdü tek tek çevresindeki
    Can dostlarını
    Kıpırdadı dudakları, dedi:
    -Ebu Bekir kıldırsın namazı
    Sonra daldı daldı uyandı
    Son defa aralandı
    Bakışları
    Yöneldi bir noktaya
    Karar kıldı bir noktada
    Ve dedi:
    -Merhaba ey refik-i ala!

    Olacak oldu
    Akıllar kamaştı
    Kalpler tutuştu
    Feryat ve figan gökleri tuttu
    Çekti kılıcını Faruk olan
    Sıçradı orta yere:
    -Kim derse ”O öldü”, öldürürüm!

    Ayrılık ateşinden
    Ateşin şiddetinden
    Sanki bendler çözülmüş
    Felekler çökmüştü
    Şuur tutuşmuş
    Akıl iflas etmişti.

    Sonra Sıddıyk olan
    Yetişti geldi
    Baktı baktı yatağında hareketsiz yatan sevgiliye
    Mağarada arkadaşına Hicrette yoldaşına
    Sonra baktı çevresine
    Mahşerden önce mahşer hali yaşayan
    Ashabına
    Aline
    Ebu Bekir dedi:
    -Ey nas, susun!
    Kim ki Resulullaha tapmaktadır
    Bilsin ki Resul ölmüştür
    Kim ki Allaha tapmaktadır
    Bilsin ki Allah ölmez
    Hayy ve Layemuttur

    Ey nas, susun!
    ”İnna Lillah ve inna ileyhi raciun”

    Sonra eğildi sevgilinin yüzüne
    Sürdü bulutlanmış gözlerini
    O güzellikler ülkesine
    Baktı baktı ve dedi:
    -Hayatında güzeldin
    Ölümünde güzelsin
    Öldün
    Bir daha ölmeyeceksin

    Erdem Bayazıt

  9. yildirimzeyno Says:

    Bir kaç dakika evvel içimden geçen bir fikre cevap gibi oldu bu yazı. Gününüz hayırlı olsun öncelikle. Dünyanın bir tanımlama hastalığına tutulduğunu düşündüm bir an. Tanımlama, şikayet etme ve mazeret bulma. Bu davranış nasılda kör edici oysa. Hayat her insana farklı koşullarda görünüp yaşatılıyor Allah tarafından. İnanıyorum ki her zorluk hayatta iken biz insanlara fırsatlar getiriyor.
    Neden hep yakınma? Neden hep şikayet? Sanırım dünya sisteminin dayattığı “ben” duygusu buna sebep.
    Ergenlik döneminde gençler ise bahsettiğiniz buhranlı hale eğer aile doğru destek olmazsa çok yatkın. Açık bir kapı gibi. Allah tüm insanların yardımcısı olsun, teşekkürler bu yazı için.


"...Güzel bir söz, kökü sağlam, dalları göğe yükselen bir ağaç gibidir.(İbrahim suresi:24)

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: