kokoshablasitebanner

Hocam Lütfen Bana Dinimi Anlat!

_DSC0094Ramazan yaklaştıkça, hangi TV kanalında, hangi hocanın ne kadar ücret alacağı söylentileri dolanıp duruyor. Popüler hocaları kapmak, onların üzerinden reyting kotarmak için sıkı pazarlıklar yapıyor kanallar. Hangi hoca daha iyi ağlatıyor, en acıklı hikayeleri, en bilinmedik menkıbeleri hangi hoca anlatıyor, en yumuşak, en esnek cevapları hangi hoca veriyorsa en çok o tercih ediliyor.

Halkın dinini değil, Hakkın dinini eğip bükmeden, gizlemeden anlatacak hocaların yanına bile yaklaşılmıyor…

==========================

“Koca koca adamlar utanmıyor, sıkılmıyor, senin yoksul hayatını kırpa kırpa zengin oluyorlar…” diyordu bir şiirde…

1 ay boyunca Allah Rasulü’nün Dişi nasıl kırıldı, kaç gün aç kaldı, kıyafetleri nasıl yamalıydı, yattığı hasır ne kadar sertti diye anlatıp duracaklar. İzleyenleri oluk oluk ağlatacaklar. Bir yandan anlatacak, bir yandan ceplerini dolduracaklar.

Mezarlığa başı açık gitmek günah mı? Abdest alırken, ağzımı çalkalamasam olur mu? Sakız çiğnemek orucu bozar mı? gibi soru ve cevaplarını usanmadan çiğnemeye devam edecekler.

İnsanların işine gelmeyen ayetler yine Kur’an’ın hiç açılmayan sayfaları arasında kalmaya devam edecek. Program yaptıkları TV lerin arada çıkan erotik reklamları, neredeyse pornografik dizi filmlerine hiiiiç ilişmeyecekler. Beraber program sundukları, şuh giyimli çıtır hanımlardan rahatsız olmayacaklar…

Din, eski zaman hikayeleri gibi anlatılarak, çook gerilerde kalmış bir din algısı yerleşecek kafalara.  Bugüne dair bir şey anlatılmayacak yine. Çoğusu tesettürsüzlüğünden rahatsız olmayacak. Bilerek ıskaladığı namazlar için kaygılanmayacak. Magazinsel, folklorik nostaljik bir din kimsenin rahatını bozmayacak. Kuru kalp temizliği cennete vize olarak görülmeye devam edecek…

Toplumun gidişatı ne alemde, bu önü alınmaz hayasızlığın sebebi ve çaresi nedir? Çıplaklık hastalığına yakalanmış kadınların, kadınlaşan erkeklerin hali ne olacak?İslamsız büyütülen çocuklar, okullarda İslam’dan fersah fersah uzak bir eğitim… Bunların hiçbiri gündem konusu olmayacak…

İfsad edilen tesettür, deve hörgücü başlar, giyinik çıplaklar, bol makyajlı suratlar…İslam’ın Müslümanım diyenlerin elinden, dilinden çektiği çileler yine hasır altı edilecek…

Cihad nedir, Tewhid nedir, şirk batağına batmış bazı gruplara yanlışlıkları nasıl anlatılacak? Ayrık otu gibi İslam’ın içini dalamış bid’atler için ne yapılacak? Allah’ın zikri, çalgılı aletler eşliğinde, şarkı türkü havasında yapılır mı? Nedir bu semah dönmeler? Dayatılan Mevlana dini kimin içindir? Devlet televizyonunda haftalık gösterilen ayinler neyin nesidir? Dinle devlet işlerini ayrıştıran laiklik İslam’ın neresindedir? Kimse bu konulara dokunmayacak!

“…Âyetlerimi az bir karşılık ile satmayın, yalnız Benden korkun. Hakkı bâtıl ile karıştırmayın, bilip dururken hakkı gizlemeyin.” (2/Bakara, 41-42)

Bu hocalar yıllardır aynı şeyleri anlatıp duruyor da, neden şu toplumda en ufak bir iyiye yöneliş olmuyor. Neden sokaklarımız hayasız görüntülerle yanıp kavruluyor?

“Türkiye Sosyal Ekonomik Siyasal Araştırmalar Vakfı ‘TÜSES’ in yaptığı kamuoyu araştırmalarına göre, 1990 ların başlarından, iki binin başlarına kadarki on yıllık sürede dindarlaşma oranı büyük ölçüde artmış gözükmektedir. Buna karşılık on yıl önceki araştırmada dindarlık belirtisi olarak Şeriat istediklerini söyleyenlerin oranı % 27 iken, on yıl sonra bu oranın %9 a düştüğü tespit edilmiştir.”

Demek ki, islam olması gerektiği gibi, tüm güzellikleri ve topluma olan hayırları ile anlatılamamış. İslam zihinlerde menkıbelerden ve hikaye tadında sahabe hayatlarından öteye gidememiş.

“Kapkaranlık gece parçaları gelmeden (fitnelerin karanlığında, nur/ışık temini için) amellere sür’atle koşun ki, o devirde insan sabah mü’min olduğu halde akşama kâfir olarak ulaşır. Mü’min olarak gecelediği halde kâfir olarak sabaha çıkar. Ve o günün adamları dinini, dünyadan az bir şeye karşılık satarlar.” (Müslim, Tirmizi, Ahmed bin Hanbel; Râmûz el-Ehâdis, I/243)

Hiç bir Peygamber ve Alim, Allah’ın dinini tebliğ ettikleri için ücret almamışlardır.
“(Ey Rasülüm) de ki: ‘Ben bu yaptığım tebliğe karşı sizden bir ücret istemiyorum, ancak Rabbine bir iman ve itaat yolu tutmak isteyen kimseler istiyorum.” (25/Furkan, 57).

“Sizden herhangi bir ücret istemeyen bu kimselere tâbi olun, onların sözlerine kulak verin; çünkü onlar hidâyete (doğru yola) ermiş kimselerdir.” (36/Yâsin, 21)

Bir kesim, bu hocalardan dinlediklerini gerçek İslam sanıp, avunmaya ve kendini rahatlatmaya devam edecek. Bir kesim de böylesi adamların elinde hırpalanan İslam için sızlanıp duracak…

Yine Sezai Karakoç’un şu dizeleri dolandı dilime:

Ey yeşil sarıklı ulu hocalar bunu bana öğretmediniz

Bu kesik dansa karşı bana bir şey öğretmediniz

Kadının üstün olduğu ama mutlu olmadığı günlere geldim

bunu bana öğretmediniz

Atam İbrahim bana mermer putları, Nasıl devireceğimi öğretmişti

Ama siz kağıttakileri ve kelimelerdekini ve sözlerdekini nasıl sileceğimi öğretmediniz…

Cahide Sultan

Ahir zaman hocaları, ya da din tüccarları!

=================

Konuyla ilgili Faruk Beşer Hoca’nın “Dinin Medyadaki sunumu” adlı yazısını okumanızı tavsiye ederim.

 

 

Bir Cevap Yazın

Bir Yorum Bırakın :)

  1. selçuk tazim says:

    Ablacım Allah razı olsun çok beğendim seçtiğiniz konular gerçekten toplumsal yaralarımız.

  2. Ya benim kafam karıştı o zaman diyanette çalışan müftü vaiz imam müezzin Kur’an kursu hocalar maaş karşılığında çalışıyorlar ne yani şimdi bunlar ücretsiz mi çalışsınlar evin geçimini nasıl sağlıyacaklar??nasıl olacak bu iş?

  3. İzlemiyor(um )izletmiyor(uz)
    Ödün vermemek karınca olsak bile safımızı belli etmemiz lazım. Reyting olmaması lazım . Görünen o ki , kısa yoldan dini öğrenmek ve cennete gitmek bizim insanımızın hali. Menkıbelerle kerametlerde gördüğü okuduğu dinlediği kişileri dolu bir hayat ile kendini küçümseyen başkasına da yükseklik. Mertebesi yükleyen zihniyetleri. Onlar şöyleydiler böyle idiler gibi. Biz kim onlar kim ? Demeleri. Din adamı diyorlar sanki din adamı olmak sadece hocaların işi,
    hadi canım ordan! Din adamı olmak rahip ve haham ların işidir. Islamda din adamı diye bir şey yoktur çünkü herkes kendi dininden sorumlu olup öğrenmek zorundadır. Yaşamak zorundadır. Eğitim verilip alınabilir. Ama din adamları diye belli bir ücretle yapılmaz.
    Suffa mektebindeki eğitim görenler hangi kefeye girdi. Onlar ayetlerde de zikredilir. Az bir kısmında çalışarak o günkü çalışmalarının karşılığını sadaka olarak verirler daha sonra tekrar Allah’ı zikretmek ilmini öğrenmek için suffa mektebine giderler.
    Kimse burada zengin olmasınlar fakirlikle yaşasın demiyor. Lakin dini satarak kıvırarak anlatılması hoş değildir. Bu ayetlerde anlatılan Ehli Kitabın bilenlerine nasılda benziyor.
    Onlar hakkı gizleyip az bir meta karşılığında satıyorlar. Evet az bir meta denilen dünyadaki malın cennetteki mala karşı az oluşu.
    Yazılacak o kadar çok şey var ki,
    Yine iç çekerek
    TV’de zaten safı olan belliydi müslüman şahsiyet yok diyorsun
    Fakat müslümanlığı islamiyeti anlatıyor diye beğenilen içinde nice yanlışlıklar olan programlarda bitirdi bitirdi. Ve bizde bu yüzden sahte yüzleri bitirdik ve hayatımızdan çoktan çıkardık.
    Rabbimiz fırsat verdirmesin.
    Fi Emanillah!

  4. İbnu Mes’ud (radıyallahu anh) anlatıyor: Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle buyurdu: “Benden önce Allah’ın gönderdiği her peygamberin mutlaka ümmetinden havarîleri ve arkadaşları olmuştur. Bunlar onun sünnetiyle amel ederler emirlerini de yerine getirirlerdi. Sonra, bu peygamberlerin ardından öylesi kötülükler zuhûr etmişti ki, yapmadıklarını söyleyip, kendilerine emredilmeyeni de yapmışlardır. Kim bu güruhla eliyle mücahede ederse mü’mindir. Kim onunla diliyle mücahede ederse o da mü’mindir. Kim de onlarla kalbiyle mücahede ederse o da mü’mindir. Bunun gerisine, artık zerre miktar iman yoktur. Müslim, İman 80, (50).

    Yine İbnu Mes’ud (radıyallahu anh) anlatıyor: Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdu ki: “İsrailoğulları bir kısım günahlar işlemeye başlayınca âlimleri onları bu işlerden menettiler. Ancak onlar dinlemediler, vazgeçmediler. Zamanla âlimler de onlarla oturmaya, dayanışmaya ve beraber içmeye başladılar. Allah da bunun üzerine, berikinin dalâletini öbürüne katarak, biriyle diğerinin küfrünü artırdı. “Dâvud’un ve Meryem oğlu İsâ’nın diliyle onları lânetledi…” (Maide, 78).
    Sonra, ayakta bulunan Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) oturarak sözünü tamamladı: “Hayır, nefsimi yed’inde tutan Zat’a yemin ederim, onları hak adına kötülüklerden men etmezseniz (siz de rızaya eremezsiniz).
    Ebu Dâvud, Melâhim 17, (4336); Tirmizî, Tefsîr, Mâide (3050), İbnu Mâce, Fiten 20,

    Kays İbnu Ebî Hâzım anlatıyor: “Hz. Ebu Bekir (radıyallahu anh) Cenâb-ı Hakk’a hamd ve senadan sonra buyurdu ki: “Ey insanlar! Sizler şu âyeti okuyor ve fakat yanlış anlıyorsunuz: “Ey iman edenler, siz kendinize bakın. Doğru yolda iseniz sapıtan kimse size zarar veremez” (Maide, 105).

    Biz Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)’in: “İnsanlar, zâlimi görüp elinden tutmazlarsa, Allah’ın, hepsine ulaşacak umumî bir belâ göndermesi yakındır” dediğini işittik.” Keza ben, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ın: “İçlerinde kötülükler işlenen bir cemiyet, bu kötülükleri bertaraf edecek güçte olduğu halde, seyirci kalır, müdâhale etmezse, Allah’ın hepsini saran umumî bir belâ göndermesi yakındır” dediğini işittim.
    Ebu Dâvud, Melâhim 17, (4338); Tirmizî, Tefsir, Mâide (3059), Fiten 8 (2169); İbnu Mâce, Fiten 20 (4005).

    Huzeyfe (radıyallahu anh) anlatıyor: Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:
    “Nefsimi yed’inde tutan Zat’a kasem olsun, ya ma’rufu emreder ve münkerden de yasaklarsınız veya Allah’ın katından umumî bir belâ göndermesi yakındır. O zaman yalvar yakar olursunuz da duanız kabul edilmez.” Tirmizî,

    İbnu Mes’ud (radıyallahu anh) anlatıyor: Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Sizler yardım görecek, ganimetler elde edecek ve birçok memleketleri fethedeceksiniz. Sizden kim bu vakte ererse, Allah’tan çekinsin, ma’rufu emredip münkerden de nehyetsin. Kim de bile bile bana yalan nisbet ederse, ateşteki yerini hazırlasın.” Tirmizî, Fiten 70, (2258)

    Urs İbnu Amîre el-Kindî (radıyallahu anh) anlatıyor: Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Yeryüzünde bir kötülük işlendiği vakit, ona şâhid olan bunu takbîh ederse (kötü olduğunu te’yîd ederse), o kötülüğü görmemiş gibi zararından kurtulur. O kötülüğe şâhid olmadığı halde, işittiği zaman memnun kalan kimse, sanki şahid olmuş gibi mânen zarar görür.”
    Ebu Davud, Melâhim 17, (4345).

    Ebu Saîd (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:
    “Zâlim sultanın yanında gerçeği söylemek en büyük cihaddandır.”
    Ebu Dâvud, Melâhim 17, (4344); Tirmizî 13, (2175); İbnu Mace, Fiten 20, (4011).
    ( Allah dinini kullanarak dünyalık elde etmekten Rabbim cümlemizi korusun. Amin)

    Ka’b İbnu Mâlik (radıyallâhu anh) anlatıyor: “Resulûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Bir sürüye salınan iki aç kurdun sürüye verdiği zarar, kişinin ma1 ve şeref hırsıyla dine verdiği zarardan daha fazla değildir.” Tirmizî, Zühd, 43, (2377).
    Mânası şudur: Kişinin mal ve şeref için gösterdiği hırs veya bu iki şeye olan sevgisi dine fesad ve zarar getirir, tıpkı aç iki kurdun hiçbir engelleme olmadan sürüye salındığı zaman hâsıl edecekleri zarar gibi…

    Hz. Enes (radıyallâhu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Âdemoğlu için iki vâdi dolusu mal olsaydı, mutlaka bir üçüncüyü isterdi. Âdemoğlunun iç boşluğunu ancak toprak doldurur. Allah tevbe edenleri affeder.”
    Buhârî, Rikâk 10; Müslim, Rikak 116, (1048); Tirmizî, Zühd 27, (2338).

    İbnu Mes’ud (radıyallâhu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm): “Allah’tan hakkııyla hayâ edin!”
    buyurdular. Biz: “Ey Allah’ın Resûlü, elhamdülillah, biz Allah’tan hayâ ediyoruz” dedik. Arıcak O, şu açıklamayı yaptı.: “Söylemek istediğim bu (sizin anladığınız haya) değil. Allah’tan hakkıyla haya etmek, başı ve onun taşıdıklarını, batnı ve onun ihtivâ ettiklerini muhafaza etmen, ölümü ve toprakta çürümeyi hatırlamandır. Kim ahireti dilerse dünya hayatının zinetini terketmeli, âhireti bu hayata tercih etmelidir. Kim bu söylenenleri yerine getirirse, Allah’tan hakkıyla haya etmiş olur. ”
    Tirmizî, Kıyâmet 25, (2460).

  5. Çok doğru.. Güzel bir yazi… Allah razı olsun sizden Cahide hanim…
    Insan endişeleniyor bu gidişattan… Rabbim sonumuzu hayir etsin.. Doğru yoldan ayırmasin Amiiinn…


    Altı sey, Altı halde gariptir :
    1- Içinde Namaz kilinmayan mescid,
    2- Kapali kalip,okunmayan Kur’an,
    3- FASIKIN kalbinde hapsedilmis Kur’an,
    4- Zalim koca’nin elinde Saliha kadin,
    5- Zalim amirin eli Altında Salih memur,
    6- Cemaati tarafindan dinlenmiyen Alim.

  6. Selamun aleykum Cahide hanım; Bu yazınızı okuduktan sonra, size olan hayranlığım bir kat daha arttı. Konuyu cok yerinde ve butun detaylariyla ele almıssiniz. Rabb’imiz sizden razı olsun. Selametle. İlkay Baki/ BURSA

Like
Close
Tarif Üstü Muhabbet | Cahide Sultan
Close
%d blogcu bunu beğendi: