Can Boğazdan Çıkıyor! (Gıda Terörü)

Verimli, yorumlarıyla bizleri pek çok konuda bilgilendiren Dr. Ayşe kardeşimiz; gıda terörürüyle ilgili, yine çok faydalı, farkındalığımızı artıracak bir yazı kaleme almış. Buyrun beraber okuyalım….

Can Boğazdan Çıkıyor! (Gıda Terörü)

“Türkiye’de “hiç yemedim” diyen, bir büyük domuz götürmüştür. “

Pediatri profesörü bir hocamın sözüydü bu. Mamüllerinde domuz ürünü kullandığını tespit ettiği pastaneleri, gıda işletmelerini, dava açıp kapattıran da o hocamdı. Dini hassasiyetleri olmadığını söylemesine rağmen, domuz konusunda çoğu müslümandan daha fazla hassasiyet göstermesinin sebebini sormuştuk, anlatmıştı uzun uzun… Cahide ablanın ricası üzerine bu konuyu bir kez de ben anlatmak istedim.

Gıda sektörü bütün ahlaksızlığıyla, her gün bizim ve çocuklarımızın bedenine tecavüz ediyor. Biliyorsunuz, hazır yoğurtlarda, hazır dondurmalarda, pastanelerde, jölelerde, kremalarda, market ürünlerinin bir çoğunda kıvam artırıcılar” adıyla domuz mamülleri kullanılıyor. Artık ‘neyin içinde var, neyin içinde yok’, net olarak bilmek neredeyse imkânsız. Haliyle bunları kullanan adamlara “kullanıyor musunuz” diye sorup, doğru yanıt vereceklerine güvenmek de mümkün değil. Tadı bozuk, kendi bozuk olmasına rağmen; uzun süre hiç ekşimeyen, çürümeyen, küflenmeyen, kıvamından dahi bir şey kaybetmeyen yiyeceklerimiz var artık. Peki, bu nasıl oluyor? Cevap: Kıvam artırıcılar, katkı maddeleri… Nedir onlar diye sorsak, “E” ile başlayan anlamayacağımız ve nereden/nasıl elde edildikleri bilinmeyen sayılar işitiyoruz.

İnsan yiyip içtikleriyle, büyür, yaşar, inşa olur. Yiyeceklerimizin sıhhati, bizim hem beden hem de ruh sıhhatimizin belirleyicilerindendir. Yaratılanlar içinde, bize helal olanların sayısını bir düşünün. Milyonlarca çeşit helal nimetin yanında, tek domuzun haram kılınmasının sebebini hiç merak ettiniz mi? Pislik içinde yaşadığı için gibi açıklamaları mutlaka duymuşsunuzdur, köyde bulunmuşluğunuz varsa, yediğimiz birçok hayvanın bir şekilde kendi pisliğine bulaşarak yaşadığını bilirsiniz.  Peki, diğer hayvanlar değil de domuz neden haram?

Kardeşlerim, domuz genetik olarak insana en yakın hayvandır. Organ nakli tartışmalarında, domuzdan alınan kalp kapakçıklarının insana nakledilebildiğini de duymuşsunuzdur. Bu genetik yakınlık sebebiyle tıp alanında domuzlar üzerinde çok araştırma yapılıyor. İmmun hastalıkların, otoimmun hastalıkların (Multipl Skleroz, Romatoid Artrit, Behçet, Lupus, Sjögren, Ankilozan Spondilit vs.) ve kanserlerin en önemli sebeplerinden biri yiyip içtiğimiz ürünler. Bu tür hastalıklar batı toplumunun hastalıklarıdır. Bizde görülme oranları eskiden çok düşüktü, artık her geçen gün artıyor. Vücudumuz kendinden olmayan, maddelere karşı antikor üretir. Domuz kaynaklı yağlara, proteinlere karşı da üretiyor, ancak genetik yapımızın benzerliği sebebiyle, ürettiğimiz antikorlar domuzla bizim hücrelerimizi karıştırıyor ve kendi bedenimize saldırmaya başlıyor. Sonuç: Otoimmun hastalık. Başka bir mekanizmayla da bu ürünler, genetik yapımızda değişikliklere neden olarak, kanserlere sebep oluyor.

Domuzun etkisi sadece bedene değil, haramlara karşı hassasiyetini kaybetmenin neticesinde ruhumuz da hastalanıyor. “İnsan eliyle yeryüzünde düzen bozuldu” sözünü hatırlayın, biz bu bozgunu önce çocuklarımızın bedeninde, ruhunda yapıyoruz. Bu tür hazır gıdalardan uzaklaşılmadığı sürece, yoğurdumuzu, pastamızı, dondurmamızı kendimiz yapmadığımız sürece de bu bozgun ve tecavüz, kendi rızamızla devam edecek. Bozulmayan yoğurttan, akıcı kıvamda duran, buzlanmayan dondurmadan, İslami usullere göre hazırlanmayan şarküteri ürünlerinden ve böyle örneklerden Allah rızası için uzak durmak takvadandır. Çocuklarımızın canı bize emanet ve imtihanken onları bu gıdalardan korumak her ailenin vazifesidir. Kolayımıza geldiğinden araştırmadığımız hatta bile bile yediğimiz haramlardan ne varsa, emanete ihanet demek…

Çocuklarımız derken, bahsetmek istediğim bir konu da obezite. Hastaneye sürekli kilolarından ötürü koşamayan, hareket edemeyen, rahat nefes alamayan, 10-11 yaşında olmasına rağmen 90 yaşında birinin kalbine, damarlarına sahip, kalp krizi geçiren çocuklar geliyor.  Hepimizi kahrediyor bu durum. Allah’ın yeryüzündeki halifeleri olsunlar diye, her biri ‘bir cihan parçası’ olarak yaratılan, bize emanet edilen çocuklarımızı 10 yılda bu hale getiren nedir? ‘Abur cubur’ diye sevimli bir kelimeyle andığımız bu gıdalarda ne var ki, çocuklarımız bu hale düşüyor?

Çikolataların çikolata olmadığını biliyor muydunuz? İçeriklerini bir okuyun lütfen, hemen hepsinin kakao oranı %15-20i geçmiyor, kalan %80 lerini ne idüğü belirsiz çerçöp oluşturuyor.

Şekerli vanilin diye bildiğimiz pasta malzemeleri, vanilyalı ürünlerin hemen hepsi, bisküviler, dondurmalar, kremalar hani… Vanilya değil. Bizim vücudumuz doğal olarak morfin benzeri bir madde salgılar, yaşamın devamı için gereklidir bu madde. Vanilin denen madde ise bizim vücudumuzda üretilen bu maddenin reseptörlerine bağlanarak, morfin benzeri etki oluşturuyor. Bir düşünün, her gün yemeden duramadığınız hazır gıdalar var mı? Bırakamadığınız? Bilin ki kalorisi çok yüksek olan o sağlıksız gıdalara siz ve çocuklarınız, uyuşturucu bağımlıları gibi bağımlısınız.

Kola gibi gazlı içecekler, fastfood sektörünün en büyük silahı. Yemeğin yanında gazlı bir içecek içerseniz, gazla dolduğu için mideniz hızlı boşalır, tokluk hissi oluşmaz, doyduğunuzu fark etmezsiniz, ne kadar yediğinizi anlamazsınız. Yanında kolayla sunulan o menülerin içerdiği katkı maddeleri, kullanılan yağlar da fastfood bağımlılığınızı başlatır. Aradan 2-3 saat geçmeden, tekrar acıkır, bir hamburger-kola menüsü daha almak isteği taşırsınız. Sonuçta sizi ve çocuğunuzu bu gıdalara bağımlı yaparlar. Evde bir çorba kaynatacak, köfte yoğurup, pişirecek vakti olmayan kadınlar da sistemin gönüllü anneleri olarak kullanılır.

Çocuklar üzerinden yürütülen bu gıda terörü, sizi ve çocuklarınızı obez yapar. Sonra sistem şişmanlar için kıyafetler hazırlatır, satar. Hemen ardından size “çok şişman” olduğunuzu söyleyip, diyet yapmayı önerir, diyet sektörünü harekete geçirir. Yağsız, tuzsuz, lezzetsiz, sağlıksız diyet ürünlerini fahiş fiyatla evinize sokar. Ne oldukları belirsiz bu ürünlerin çoğu kilo vermenizden ziyade, kişisel olarak azap çekmeniz içindir. Diyet kitaplarını, spor aletlerini, zayıflama haplarını da almanız gerekir. Tabi arada, obeziteden, diyabetten, kanserden ölmezseniz, paranızın son damlasına kadar sizi sömürürler.

Ne olur, evinize bu ürünleri sokmayın, çocuklarınıza yedirmeyin. Cahide ablanın birçok ev yapımı tarifi var, onlara başvurun, çocuklarınızı seviyorsanız, onlar için alternatifleri sizler üretin ki başkaları onların canına-ruhuna tecavüz etmesin, sağlıklarına kastetmesin. Marketlerdekilerde gözleri kalmasın istiyorsanız, evinizde kendi ellerinizle yapın. İçinde margarin kullanılmamış, katkı maddesi görmemiş, ev kurabiyesi, bütün bisküvilerden, çikolatalardan sağlıklıdır. GDO lu gıdalardan uzak durun, genetiğiyle oynanmış her ürün bir bozgundur. Her zaman kaçınmak ne ölçüde mümkün olur, bu bizlere bağlı ama unutmayalım “sakınanlar ancak korunanlardır.”

Hastanede kim “kanser” kelimesini duysa korkuyor ama asıl olarak obezite bu çağın en büyük hastalığı. Doktorlar olarak kanserlerin birçoğunu tedavi edebiliyoruz, birçok hastalığın iyileşme imkânı var bugün. Ama obezite karşısında çaresiziz. İrade insana verilmiş en büyük nimet, iradenizi devredışı bırakmalarına izin vermeyin. Bağımlılık ve sarhoşluk yapan her şey sıhhatinize zararlıdır. Bilinçli ve duyarlı bir insan bu oyuna gelmez kardeşim. Peygamberimizin sünnetini hatırlayalım, sahabenin sofralarına bakalım. Doymadan kalkmak, midemizin üçte birinin su, üçte birinin hava, üçte birinin yemek için olduğunu hatırlayalım. Helal dairesi bize yeterlidir. Allah’a emanet olun.

Dr. Ayşe Ebrar

117 Yanıt to “Can Boğazdan Çıkıyor! (Gıda Terörü)”

  1. feyza-Kütahya Says:

    cahide hanım , DR. Ayşe Ebrar hanımın gıda terörü başlıklı bu yazısını hazırlamayı düşündüğümüz helal gıda konulu el broşürlerinde kullanmak istiyoruz.konuyu çok güzel açıklamış.bu broşürleri idarecilerin iznini aldığımız dershane ve okullarda ücretsiz dağıtmayı planlıyoruz. Ayşe hanımın bu konuda izni mümkün olur mu? teşekkürler…

    • Cahide Says:

      Aişemize sormamız lazım. O izin verirse alabilirsiniz kardeşim.

    • ayşe Says:

      Estagfirullah, izin ne demek. Yalnız öğrencilere dağıtacağınız için iki sıkıntı olabilir.
      Birincisi isim yayınlarsanız, malum yeni nesil illa google da arar ve beni bu isimle bulamazlar, yok yere güvenleri sarsılabilir. O yüzden hiç isim yazmadan, paylaşırsanız memnun olurum kardeşim. Bu bilgiler için zaten “anonim bilgi” desem yeri var artık.

      Diğer bir sıkıntı da, yazının broşürlere uygun hale getirilmesi gerekir zannediyorum. Bu haliyle düz yazı formatında. Biz broşür hazırladığımızda, daha pratik bir dil kullanıyoruz, çarpıcı olmasına çalışıyoruz, ama tabi siz daha iyi bilirsiniz İstediğiniz gibi düzenleyip paylaşabilirsiniz.

      Bir de rica, istek nasıl kabul ederseniz;
      İdarecilerle görüştüğünüzde, kantinlerini çok sık denetlemelerini önerin lütfen. Bir idareci sadece binanın duvarlarından, işleyişinden sorumlu değildir, o binanın içindeki herkesin can güvenliğinden de, sağlığından da sorumludur. Kendi çocukları için ne istiyorlarsa, sorumlu oldukları çocuklar için de aynısını istemeleri insanlık gereği. Buna vurgu yapabilirsiniz. Kantincilerle de görüşüp, durum anlatıldığında, karşıdaki insanın dünya görüşüne bağlı olarak, oldukça faydalı sonuçlar alınabiliyor.

      Okuma oranı çok düşük bir toplumuz ne yazık ki, broşürlerin çoğu hiç okunmadan atılıyor. Zihnimiz de yazıdan çok görüntüye önem veriyor kardeşim. Bu nedenle broşürlerde doğru ve dikkat çekici resimlerle, altında birkaç cümle en çok etki sağladığımız format. Ek olarak, öğrencilere dağıtılacağı için sigara ve alkolu de es geçmemek lazım.
      Umarım iyi sonuçlar alırsınız, Allah razı olsun niyetiniz ve çabanız için.

      • feyza-Kütahya Says:

        Allah razı olsun Aişe Hanım.Tavsiyeleriniz için de ayrıca çok teşekkür ederim.Dediğiniz gibi yazılı dokümanlar çok ilgi çekmiyor. Bizler acizane, öğrencilere ve velilerine helal gıdanın önemi hakkında görüntülü sunum eşliğinde mini seminerler veriyoruz.Bu konuda gimdes ten de yardım alıyoruz.Ancak broşürler daha geniş kitlelere ulaşıyor.Geri dönüşler oluyor.Dilimizin döndüğü kadar yardımcı olmaya gayret ediyoruz.Okul kantincilerine de helal sertifikalı ürünler satmaları için talepte bulunduk.Konu ister istemez ticari hesaplara geliyor.aroma ve tatlandırıcı ile yapılan boyalı sular meyve suyu adı ile 20 kuruş gibi bir rakama satılırken kantinci arkadaşı ikna etmek kolay olmuyor.çikolata da da açıkladığınız gibi durum aynı.kakaolu margarinler çikolata olarak satışa sunuluyor.Bu konuda başka bilgi ve önerileriniz olursa bizlerle paylaşırsanız çok memnun oluruz.Allah a emanet olunuz…

        • ayşe Says:

          Dediğim gibi, bu girişimlerin sonucu kantin işletenlerin dünya görüşüne göre değişiyor, çoğunun gözünde maleseff dünya malı kolay görünüyor. Ama gerçekten bu maddelerin bu kadar zararlı olduğunu bilmeyen, islami hassasiyet sahibi kantinciler de var, konuşulduğu zaman onlar da işe yarıyor.
          Bizim lisedeyken, kantinimizde bir teyze gözleme yapardı, gözleme olunca diğer aburcubur gözümüze görünmezdi. Bunun gibi sağlıklı alternatif önerileri gündeme aldırabilirsiniz bence. Okul yöneticileri, veliler, okul aile birliği talep ederse, kantinci bunu yapar ve en basitinden hamburgerden kurtulmuş oluruz.
          Çoğu israil malı neskafe, kola, meyve suyu yerine, öğrencilerin çay-ayran içmelerini özendirebiliriz. Fiyatları buna göre düzenlenebilir gibi geliyor bana ama iş yine karşımızdaki adamın ne derece anlayışlı, düşünceli olduğuna bağlı. Yasaklamak tek başına çözüm değil, hatta yasak olanlar daha çekici gelebiliyor çocuklara.
          Asıl yapılması gereken, çocuklarımızın bilinçli bireyler olmasını sağlamak. Sizin çalışmalarınızda olduğu gibi eğitim programları, sohbet havasında, sunumlarla, resimlerle desteklenirse, bir çok çocuk bunu anlayacaktır. Öğrencilerin yaşlarına göre, onlara bir şeyi anlatmanın en doğru yolları değişiyor, siz daha biliyorsunuzdur eminim. Ya da işinin ehli bir öğretmen bu konuda işinizi kolaylaştıracak öneriler verebilir kardeşim. Ailelerle konuşmak daha kolay ama çocuklar artık ailelerini çok az dinliyor. Yani aileler anlasa, kabul etse, destek verse de, çocuklarını ikna edemeyebilirler. Çocuklar da genelde arkadaşlarıyla birlikte ikna olup, inanmadıkça bir işi yapmaz zaten. Hiçbirşey olmasa bile; en azından denemek lazım.
          Allah yardımcınız olsun.

  2. Selma_Adana Says:

    Cahidecim hayırlı geceler canım.
    Ayşe hanım değerli ve aydınlatıcı bilgiler için Allah sizden razı olsun.
    Ben birşey sormak istiyorum,Adana’da tanınmış bir tavuk firması var(isim vermek ne kadar doru bilmiyorum Cahidem uygun görmez isen silebilirsin canım)adı Beyza..Piyasada helal kesim olarak ün yapmış ve Adana halkının %95 i hem dinci kesim(ne kadar doru yaklaşımsa artık)hemde helal kesim yapıyorlar diye beyaz et ürünlerini tercih ediyorlar.Oysa Türkiye de duyduklarımıza göre dileyen helal sertifikası alabiliyormuş. 😦 Bu ne kadar doğru..
    Ve ben artık helal kesim olduğuna,organik pazarlarına,organik ürünlere(kendim yapıp yetiştirmediğim,yetişen ortamı görmediğim sürece)inanasım gelmiyor.
    Sözün özüne dönecek olursak,bu firmada çalışan 2 kişi ile konuşma imkanım olduğunda şunu duydum.
    Bunlar çiğ tavuk ürünlerine 3 gün raf 5 gün dondurucu ömrü veriyorlarmış.Raf ömrü dolan çiğ ürünleri 300 derecelik ısıda kaynatıp yem haline getirip hayvana yine kendi etini yediriyorlarmış.
    Şimdi sorularıma gelecek olursak

    -Hayvana kendi cinsinin etini yedirmek helal midir ve ne kadar doğrudur?
    -Gerçekten helal sertifikası almak için dünyada bulunan 61 İslam ülkesinden onay almak gerekiyormuş,bunun doğruluk payı nedir?
    -Evete büyük balık küçük balığı yutar misali balıklar birbirlerini yiyebiliyor doğada etçil hayvanlar da vardır hayvan hayvanın etini yer ama tavuk etçil bir hayvan olmadığı gibi bildiğim kadarı ile et ile beslenen kara hayvanlarının eti yenmez.Doğrumudur?

    • gökkuşağı Says:

      Sa selma kardeşim
      Ayşe hanima sormussunuz ama bildiklerimle cevap vermek istedim. Ben Gimdes te helal gida denetcisiyim. Ilk once su konuya aciklik getirelim. Dunya üzerinde helal sertifika bir pazar olmus durumda. Parayi verip sertifika alanlar olabilir belki ama tüm sertifika veren kurumları aynı kefeye koymak dogru olmaz. Gimdes dünya helal konseyine üye bir kuruluştur ve bu dönem konsey başkanlığını yürütmektedir. Her kurulusun verdigi sertifikaya itibar edilmez ve biz gimdes olarak world halal council (dünya helal konseyi) ne üye kuruluşların sertifikalarini kabul ediyoruz. Sertifika parayla alınıyor şeklinde yapılan genelleme malesef samimi ve ihlasla çalışan kurumları cok yipratmaktadir. Müslüman her alanda olduğu gibi henüz yeni bir konu olan helal sertifika konusunda da basiretli davranmalı mevcut yanlışlar yüzünden doğru yapmaya çalışanları da toptan reddetmek yerine araştırıp doğru olana güvenme yolunu secmelidir.
      Tavuk konusuna gelince Beyza tavuk gimdesten helal sertifikalidir. Uretim sürecinin tümü takip altındadır. Tavuk sertifikalamasinin en önemli şartı kesimhaneye kamera tesisi kurulmasidir. 24 saat online gimdes merkezden izleme yapilabilmektedir. Yem rasyonlari fıkıhta bir hayvanın tuketebilecegi necaset sinirlarina gore belirlenmektedir. Yani herhangi bir hayvanin yediklerinden belli bir oranı necaset olursa o hayvana cellale denir ve cinsine göre belirli gun sayısınca kesilmeden bekletilerek vucudundan necasetin temizlenmesi saglanir. Tavugun kendi eti ve kani necaset hukmunde sayilacak olursa bunun yemlere hangi oranda katılabileceği gimdes tarafından belirlenir ve kontrol edilir. Ayrica kesimden önce de hayvana bu yemlerin verilmesi bırakılarak uc gun Vücutlarının temizlenmesi saglanir.

      Gercek helal sertifikası almak için 61 ulkeden onay almayi sormussunuz
      Bunu ilk defa duyuyorum. Mevcut uygulamayi anlatayim ben size. Helal sertifika veren kurumlarin belirli kriterleri vardır ve malesef degiskenlik gösterebilir. Gimdesin hedefi tum dunyada geçerli tek bir helal el kitabi oluşturmaktır. O zaman bu sikintilarin buyuk oranda azalacagini umut ediyorum.
      Bu olusumun iki yildir icindeyim. Allah sasirtmasin kimseyi Lâkin su vakte kadar takva boyutunda çalıştıklarına şahit oldum. Her yerde biz kefalet kurumuyuz ve sertifika verdiklerimize kefiliz diyorlar. Rabbim ahirette yuzu kizaranlardan eylemesin. Allaha emanet  ol inşallah faydalı olabilmisimdir arkadaşım. 🙂

      • Eslem Says:

        Gayet güzel ve açıklayıcı cevaplar vermişsiniz. Fakat benim bir sorum olacak…
        Afia ürünleri hakkında ne düşünüyorsunuz.?
        Yani normal markaların ketçapları, mayonezleri, kremşantileri, bisküvi , çikolata vs… vs… hepsi “haram” kabul edilirken, Afia’nın bütün ürünleri “helal” kabul ediliyor…
        Madem Afia kullandığı gıda maddelerinin helal olduğunu söylüyorsa neden diğer markalar da bu maddeleri kullanmıyor…?

        Bu konuda bana çok soru ve eleştiri geliyor, Gimdes’ten bildiğim kadarıyla cevap vermeye çalışıyorum fakat tatmin edici cevaplar değil açıkcası…

        Selma kardeşimizin de dediği gibi artık sertifika almak o kadar kolay ki .İnsan düşünmeden edemiyor aslında. ” Afia’nın bütün ürünleri nasıl sertifikalı…?” diye.

        • gökkuşağı Says:

          Şöyle bir başlangıç yapalım. Gimdesten sertifikalı ürünler helaldir fakat sertifikalı olmayanlara HARAM diyemeyiz. Ancak gerekçelerini göstererek şüpheli tanımlaması yapabiliriz. Sertifikalandirma aşamasında ürün içeriği incelenerek helallik ve sagliga zararlılik konusunda uygun olmayan katkı maddeleri veya üretim prosesleri varsa tespit edilir. Örneğin Menşei bakımından şüpheli bir katkı kullanılıyor ise ya helal olan muadiliyle değiştirilir veyahut ayni maddenin helal sertifikalı olanı kullandirilir. Bu sertifika ya gimdesten ya da daha önce bahsettigim gibi dunya helal konseyine üye bir kurumdan alınmış olmalıdır.
          Afia konusuna gelince bildiğim kadari ile bu firmanın bir cok ürünü sertifikali fakat tümü sertifikali değil. Güncel sertifikalı ürün listelerinin takip edilmesi gerekir. Firma kullandığı katki maddelerinin uygunluğunu sağladığı için sertifika alabilmektedir. Niye diğer firmalar kullanmiyo derseniz belki onlar da sakıncasiz katkıları kullanıyor olabilirler fakat bunu sertifika alarak onaylatmadiklari için bişey diyemeyiz ve şüpheli kalmaya devam ederler. Zaten denediyseniz afianin ürünleri bilinen ürünlere göre damak tadinda farklılık arzedebilmektedir.

          • Eslem Says:

            Bilgilendirdiğiniz için Rahman razı olsun.
            Rabbim mücadelenizde sabit kılsın inşaALLAH.

        • fatmaaa Says:

          haklısınız afiada glikoz şurubu kullanıyor güvenli hiç bişey yok

      • Selma_Adana Says:

        Ve aleykumselam canım,hayırlı Cumalar,Verdigin bilgiler için Allah razı olsun,herşeyde o kadar çok hile hurda var ki kime neye inanacagımızı şaşırmış durumdayız,ne kadar helal arasakta tarladan soframıza gelen sebze meyvelerde bile malesef insanlar neler yapacaklarını şaşırmış durumdalar,
        Beyza Piliçi tüm Adana halkı gerçekten helal oldugu için tüketiyorlar,inşallah takva boyutunda işlerine devam ederler,yalnız hayvanlara kendi etini yedirmelerini ve bunların vücuttan atılması için 2 gün aç bekletilmelerini yine anlamakta zorlanıyorum,bilmedigim hususta da çok fazla ısrarcı olmakta istemiyorum ne diyeyim Allah hakkıyla işlerini devam ettirmelerini nasip etsin
        Helal sertifikası almak için 61 yazmışım fakat araştırdıgım kadarı ile 31 ülkeden onay almak zorunlulugu varmış ne kadar dogru Allah bilir ve yapanlar bilir demekten başka seçenegim yok
        Oysa helale haramı karştıranlar gerçekten sadece helal ile mi besleniyorlar oda var,
        Kendi yemediklerini insanlıga sunan insanları Allaha havale ediyorum
        Selametle

  3. ayşe Says:

    http://gidahareketi.org/

    buraya da uğrayın arkadaşlar..

  4. ayşe Says:

    Konuya katkıda bulunan herkese çok teşekkür ederim. Faydası olmuşsa ne mutlu.

    Bu tür konularda, yasakları sayıca az ama etkileri büyük olacak şekilde tutmak en doğru yol.
    Sıfıra indirmek mümkün değil, diyerek, işi salıvermemek gerekiyor. Elimizden geleni yapıp, üzeri için sahibimize havale edebiliriz. Benim tek ricam, çocuklarınızı koruyun. Bunun yolu, öyle zor ya da bilinmeyen şeylerden geçmiyor.

    Gayet basit:
    -Yoğurdunuzu evinizde yapın
    -Aburcuburdan uzak durabilmeleri için, evinizde sevecekleri türde kurabiyler kekler olsun.
    -Ne olur margarin kullanmayın
    -Kola ve fastfooddan kesinlikle uzak tutun.
    – Bayatlamayan, çürümeyen, bozulmayan, ekşimeyen ürünlerden şüphe edin, azaltın.
    – Onlara bunu anlatın, doğru şekilde konuşursanız onlar herşeyi anlarlar.

    Bunun dışında, helal olanlardan ölçülü şekilde yararlanmak, yararlanırken şükretmek, şükrümüzü dağıtarak/paylaşarak güzelleştirmek de vazifemiz. “Şu yasak, bu yasak..” diyerek, uzun uzun listeler sıralamanın faydasını hiç görmedim. Yasakları sayıca çoğaltmak, konuya ilişkin hassasiyeti azaltıyor malesef.

  5. Sєуя-i Âℓєм Says:

    bu gerekli ve değerli konu için çok teşekkürler öncelikle, ben dikkatleri başka yönede çekmek istiyorum.. az bir zaman önce bilgi sahibi olduğum önemli konuları linkleriyle paylaşmak istiyorum .. iki vidyo paylaşacağım izlemenizi tavsiye ederim çok önemli bilgiler içeriyor..
    http://www.dogalrehber.com/web/haber/video/selamtv.html

    http://www.youtube.com/watch?v=7wD3xrQsThU

    ve aşılar,minicik bedenlere doğar doğmaz yapılan aşılar meğer neymiş arka yüzü buyrun

    http://www.kuraldisidergi.com/3895/asi-aldatmacasi-ve-cocuk-olduren-yalanlar-yigini/

    http://helalderman.wordpress.com/2012/05/04/cocuk-asilarinin-zorunlu-omasina-hayir/

    ve aşılar hakkında herşey:
    http://helalderman.wordpress.com/2012/05/04/cocuk-asilarinin-zorunlu-omasina-hayir/

    vee mizaca göre beslenme,kan gurubuma göre hangi gıda yararlı,hangileri zararlı burdan indirip öğrenebilirsinz http://www.dogalrehber.com/web/gida/beslenme.html

    • ayşe Says:

      Ben de bu ne zaman yapılacak diye bekliyordum. Kardeşim iyi niyetinizi ve endişenizi anlıyorum ancak paylaştığınız kaynaklar bilimsel değeri olmayan, herhangi bir mantığa/akla dayanmayan özellikte. Siz bir söylerken, karşınızdakinin beş anlaması demek, dört tane zarar doğurdunuz demektir.

      Aşılarla ilgili yazılarda paylaştığınız soruları, sizin sorularınızı tek tek cevaplayabilirim dilerseniz, ama düşünceniz de sabit davranmazsanız konuşuruz. Amerikalı çocukların hastalıklarını aşıya bağlamak da ne demek? Aşıların üretim aşamalarını, tarihçesini, bugüne dek sağladığı faydalarını, koruma mekanizmalarını, neden rapel yapmak zorunda kaldığımızı biliyor musunuz? Özellikle bebeklik dönemi aşılarını?

      Cevabınız hayırsa, bu paylaştığınız yazılardan etkilenip de bebeklerini aşılatmayacak insanlar olursa, onlardan siz sorumlusunuz. Aşı konusunda benim tek derdim var, o da yurtdışına bağımlı oluşumuz. Şu an yerli aşı üretimi konusunda bakanlığın gayretleri var, umarım olumlu sonuçlanır.

      • Cahide Says:

        Doğrusu ben de hiç bu şekilde düşünmemiştim. Bilgilendirdiğin için Allah razı olsun Ayşeciğim

        • ayşe Says:

          Ablacım anlıyorum, anladığım için de daha çok üzülüyorum. Ben sizin kardeşinizim, yeğenlerimin kılına zarar gelsin ister miyim hiç? Her çocuk benim gözümün nuru, duamın umudumun parçası. Korumaya çalışırken, onları korunmasız bırakırız diye korkuyorum. Yukarıda yazılanlar doğruyu yansıtmıyor, ve yanlış yönlendiriyor malesef.

          Ben açık konuşayım. Geçen yıllarda patlattıkları domuz gribi, kuş gribi gibi durumlarda aşı, ben hastanede olmama rağmen kendim olmadım, önermedim. Bir çok hocam da aşı olmadı. Aşının fayda sağlama ihtimali çok düşüktü zaten. Bu bir grip aşısı, olsanız da olmasanız da yakalanma ihtimaliniz hala yüksek kalıyor. Yani koruma sağlamayan birşeydi grip için aşı olmak. Dediğim gibi biz aşıda dışa bağımlıyız, inşallah düzelecek ve hepinizin içinizi rahatlatacak şeyler söyleyebileceğiz. Ama henüz kendi aşımızı üretemiyoruz. Biliyorsunuz sağlık da büyük bir sektör, parayla çalışıyor. Dışa bağımlı ülkelerde, dönem dönem aşı gerektirsin diye bir hastalık icadı olur, medyayla köpürtülüp, ülke korkutulur, domuz gribi de böyle patladı. Sırf aşısı milyonlarca liraya mal oldu, parası önemli değil, gerçekten gerekli olsa, hiç önemli değil. Ama aslında çok az insan yakalandı ve büyük bir gürültüyle medya köpürttüğü için, bütün ülkeyi endişelendirip, aşılamaya aldık. O dönem bu konuda sağlık bakanından, başbakana, proflara, drlara kadar herkes ağzına geleni söylediğinden ötürü, insanların özellikle de sizler gibi hassasiyet sahibi olanların, bütün aşılara güveni çok kötü sarsıldı.

          O zamandan beri, bebeklik dönemi için gerçekten hayati olan aşıları yaptırmayan aileler var. Aşısını olsa, hiç yakalanmayacağı, ama aşısız olduğu için ölüme kadar varan hastalıklar var. Ablacım normal aşılama programı içinde yer alan aşılar şunlar:
          Hep B: Hepatit B aşısı
          BCG: Verem aşısı (Bacille Calmette-Guerin)
          DaBT-İPA-Hib: Difteri, aselüler Boğmaca, Tetanoz, İnaktif Polio, Hemofilus influenza tip b (menenjit) Aşısı (Beşli Karma aşı)
          KPA: Konjuge Pnömokok (zatürre) aşısı
          KKK: Kızamık, Kızamıkçık, Kabakulak aşısı
          OPA: Çocuk felci aşısı (Oral Polio aşısı)
          Td: Erişkin tipi Difteri-Tetanoz aşısı

          Hepatit B, HBV virusunun neden olduğu bir hastalık, toplumda taşıyıcılığı yüksek, başta karaciğere saldıran, ölümcül, ve bulaştırıcılığı yüksek bir hastalık. Aşısının ise %99a varan koruyuculuğu var. Direkt olarak bulaşı önlüyor. Bulaş yolları : vucutta üretilen sıvılarıyla tamamında virus taşınıyor, göz yaşı dahil. Bebeğiniz ağlarken gözyaşına temas etseniz, eli kanasa uf olmuş diyeceğinizi düşünüyorum. Bulaştıktan sonra tedavisi yok, yıllarca karaciğerini çürüteceği günü bekliyoruz. Bunu düşününce ben mahvoluyorum aşı yaptırmayan ailelere. hele yeğenim gibi gördüğüm kılacağın namazın duasına durduğum çocuklara..

          Verem aşısı, Türkiye’nin en büyük başarılarından, eskiden “ince hastalık” diye bilirdik, yakalanın mezarını hazır ederdik. Sırf bunun için ülkenin heryerine dispanserler açmıştık. Şimdi o kadar az görülüyor ki, görülse de tedavi edebiliyoruz. Ama uzun ve zahmetli, çoklu ilaç kullanımı gerektiren bir tedavisi var, ayrıca bebekler gibi bağışıklık sistemi yetersiz olanlarda tehlikeli seyrediyor. Bulaşı aynı evde yaşamakla bile mümkün. Aşıyla önlüyoruz. Difteri, boğmaca hastalığı da aynı şekilde.

          Polio, yani çocuk felci, aşılamadan önce binlerce çocuğun ölümüne, sakat kalmasına sebep olmuş bir hastalık. Tek doz aşıyla bile yüzde 100 e yakın koruyoruz çocukları.

          Pnömokok çocukluk çağı enfeksiyonları içinde en sık hastaneye yatış sebebi, zatürre. Aşılı çocuklar ya yakalanmıyor, yakalansa da hafif seyrediyor, ölümcül komplikasyonlara yol açmıyor.

          Kızamık, kızamıkçık, kabakulak aşısının önemini bu sene bir kez daha gördük biz. Basit bir bakteri, virus çocuklarımızı öldürdü, aşısızlıktan. Çaresiz kaldık, elimiz kolumuz bağlandı, ölümlerini seyrettik. Aşılanan çocuklar ya hiç yakalanmıyolar ya da klinik belirti olmadan hafif atlatıyorlar.

          Tetanoz, vücutta kasları felç eder, solunum kasları felç olunca da yapılacak tıbbı birşey kalmaz. Elimize herhangi bi şekilde yaralansak, küflü paslı infektif bir şeyle temas etsek, hasta olmamız için yeterli. Aşımız yoksa, yapılabilecek şeyler çok sınırlı.

          Ablacım aşılar yukarıda yazıldığı şeylerden üretilmiyor. Ben desem aşının içinde hepatit mikrobundan parçalar var, elbette kimse yaptırmak istemez. Ama esasında var, bu viruslerin, bakterilerin zayıflatılmış formlarını yada vücudun tanıyıp kendini koruyabileceği antikor üretmesini sağlayacak protein (antijen) kısımlarını içerir aşılar. Bu mikroplar, tavuk yumurtası içinde çoğaltılıp, daha sonra zayıflatılarak, aşı olarak hazırlanıyor. Vücudun bu mikroplarla karşılaşmadan evvel, o ajanı tanıyıp, kendini savunacak silahlarını hazır etmesini sağlıyor. Aksi halde, savunmasız bir vucutta bu tür ölümcül enfeksiyonlar başladığında, hele bebekler gibi immun sistemi yeterince gelişmediği yaşlarda bu olursa, önlenmesi çok basit hastalıklarla çocuklarımızı toprağa veririz. Ve bu çocuklar, dini hassasiyeti olan sizin gibi ailelerin çocukları.

          Ablacım, inanın tıp ve din birbirine çok benziyor. biri ruhumuzu, biri bedenimizin sağlığıyla ilgili.
          nasıl dini konularda ahkam kesen şarlatanlar varsa, tıbbı konularda da aynı şekilde var. ve insanlara acımıyorlar, onlar iki laf ediyor, bu laftan sebep birçok insan harap olup hastanelere başvuruyor, sonra bizim çoğu kez yapableceğimizbirşey olmuyor. Aşı da bunlardan biri oldu son yıllarda.. Çabam bu yüzden, sizi kırmaktan incinmekten Rabbim beni korusun.. Artık eskisi gibi tertemiz bir dünyada yaşamıyoruz, heryerimiz ilaçların fayda etmediği enfeksiyonlarla sarılmaya başladı. Antibiyotiklerimize dirençli bakteriler, antivirallerin fayda etmediği virusler var. Çocuklarımız dışarı çıktıkları her an, bu ajanlarla temas halinde. Bizlerin dayanabileceği bir çok şey karşısında, onların bağışıklık sistemi yetersiz kalıyor. Benim içim parçalanıyor, bir çocuğu öksürürken görünce.. Derdim bu, ben sizi üzmek istemem, duyarlılıklarımızı kullanarak çocuklarımıza zarar vermelerine ise göz yumamam. Affedin lütfen.

          • hatice Says:

            Allah razı olsun kardeşim. Aşı konusunda ben de okuduklarımdan dolayı farklı düşünüyordum. Şimdi anladım inşaAllah. Ben sana bir şey soracaktım unuttum. Kan grubuna göre beslenme diye bir şey var mı? Sanırım bunu ilk İbni Sina bulmuş karaktere göre diye ama malum türkiyede de bu gibi önemli insanlar geri plana atıldı. Ben de merak ettim sana sormak istedim. Ayrıca diyet de varmış buna göre. Aslında diyet demek yerine doğru beslenme desek sanırım daha uygun olur.

            • ayşe Says:

              Yok kardeşim, kan grubuna göre beslenme planı diye birşeyin geçerliliği yok. Dahası falanca kan grubu şu hastalığa daha çok yakalanır gibi, dandik şeylere de itibar edilmemeli. 4 ana kan grubu en bilinenleri ama daha bir sürü alt tipi var kanlarımızın. Beslenme için tek bir doğru var, o da helal olanlardan ölçülü şekilde beslenmek. Diyabet yada diyet gerektiren başka bir hastalığınız yoksa, bir endişeniz olmasın.
              İbni sina,o zamanın hekimiydi, elindeki imkanlar ve o günün şartları belliydi…. Biz bugün yaşıyoruz.

              • hatice Says:

                Mehmet Ali Bulut’un savunduğu bir şeyi söyledim. Hatta (sanırım) ülke tv de de bahsetti. Sanırım diyorum çünkü tam izleyemedim programı yarım yarım izledim hep. İlla bu doğrudur demiyorum ki pek bilgim de yok zaten. Fakat ben emin de olamadım açıkçası.
                Elhamdülillah kardeşim diyabet gibi bir rahatsızlığım yok. Sadece ne doğru ne yanlış bilmek için sordum.

          • ayşe Says:

            bir de hepatit a aşısı var, onu yazmayı unutmuşum, o da hepatitin bi türü.

          • asenadevlet Says:

            Ayşe Hanım,

            Bir söz vardır, cehenneme giden yol iyi niyet taşlarıyla döşenir, diye. Sizin durumunuzda mesleki öğrenmişliklerinizden yola çıkarak ve maalesef tıpta yüzde yüz doğru olmadığı ve herhangi bir müdahalenin herkes için güvenli ve etkili olmayabileceği gibi tıbbın temel ilkelerini hiçe sayarak, dogmatik, ezbere dayalı ve hatta birtakım noktalarda tıbben kişileri yanlış yönlendirici söylemlerinizle burada katkıda bulunduğunuzu görüyorum. Bilimde dogmatik inançların yeri yoktur, bilginin yarı önrü 6 ay gibi kısa bir süredir ve sürekli gelişir, yenilenir.

            Aşılar içerikleri, uygulanma yaşları ve dozları itibariyle son derece agresif birer tıbbi müdahaledir ve tıbbi ilaç kategorisindedir. Amerikan Yüce Mahkemesi tarafından 1986′da aşı tazminat programının oluşturulmasına neden olan karar, aşıların “kaçınılmaz olarak güvenli olmayan ilaç” kategorisinde yer alıyor oluşudur.

            O günden beri nedense bu ‘milyonda 1 yan etki’li aşıların sakatladığı ve öldürdüğü çocuk ve yetişkin bireyler için sadece Amerika’da 2.5 milyar dolar tazminat ödenmiştir halka. Tabii bunun için hastanın bizzat kendisi devletin tüm endüstriyle göbekten bağlı uzman hekimlerine karşı aşının mevzubahis soruna yol açtığını kanıtlamakla mükellef olmasına rağmen, deveye hendek atlatılarak kazanılmış tazminatlardır bunlar. Zira ilaç firmaları hiçbir şekilde aşıdan dolayı oluşabilecek ölüm veya sakatlanmalarda hukuken sorumluluk taşımadığı için bu davayı birey olarak size bu aşıları zorunlu tutan devlete karşı açmış oluyorsunuz. Şayet, gerçek yan etki oranları kamuoyuna yansısa veya hakettiği taminatı alabiliyor olsa bugün ne ortada aşıyı üreten ilaç firması ne de devletin halk sağlığı programı kalırdı. Çıkarılan bu yasaların tek amacı var, aşı üreten firmaları korumak! Zira düşünecek olursanız, hem firmalar hem de devlet, kaçınılmaz olarak güvenli olmayan ancak sağlık durumu, sosyo-ekonomik koşulları bir olmayan tüm çocuk popülasyonuna dayatılan bu aşılardan bir kısım çocuğun zarar göreceğini ve hatta hayatını kaybedeceğini bilerek(!) bu uygulamaya girişiyor. Tek amacı kar oranını korumak ve arttırmak olan sağlık ve ilaç endüstrisinin güdümünde çalışmaya mahkum edilmiş koruyucu tıbbın etik anlayışına bu sığıyor, peki ya bir anne baba olarak sizlerin vidanına bu sığıyor mu? Bulaşıcı hastalıkalra karşı modern tıbbın açtığı savaşta feda edilen sizin yavrunuz olduğunuzda ve hakkınızı hiçbir şekilde arayamadığınızda siz nasıl hissederdiniz?

            Amerika’yı yeniden keşfedelim mi birlikte?

            Dünya tarihinin en çok sayıda aşı uygulayan ülkesi. Hamilelikte Tdap ve grip aşıları rutin olarak önerliyor ve uygulanıyor. Kendi ASİE sistemlerine bakıldığında (ki CDC’nin kendi ifadesine göre yan etkilerin yalnızca %1′i ila %10′u bildiriliyor olmasına rağmen) sadece H1N1 ve mevsimsel grip aşılarının hamilelikte uygulanmasıyla fötal ölüm oranı %4250 artmış. Bunun reklamının yapıldığını veya siz hekimleirn bu istatistiklerden haberdar edildiğinizi hiç sanmıyorum. Zira bakıyoruz bugün Medimagazin dergisindeki habere göre grip aşıları bizde de hamilelere önerilmeye başlanacak.

            1 yaş altı çocuk ölümlerinde Amerika tam 37 ülkenin gerisinde yer alıyor.
            1 yaşa gelene kadar bu çocuklara 8 farklı aşıdan tam 20 doz vuruluyor.
            6 yaşına gelene kadar 14 aşıdan 49 doz alıyorlar.
            18 yaşına gelene kadar da 16 aşıdan 69 doz almış oluyorlar.

            Ani bebek ölümünde Amerika yine dünyada başı çekiyor. Bu ölümlerin tepe noktası ne zaman dersiniz?
            2. ve 4. ay arası. CDC’den aşı takvimini açar bakarsanız bu ayların ilk ana aşı turlarının yapıldığı döneme denk geldiğini görürsünüz.

            2013 itibariyle, 2008′de 8 yaşına gelmiş çocukların verileri baz alınarak otizm görülme oranının her 50 çocuktan 1′ine yükselmiş olduğunu görürsünüz Amerika’da. Yani bugün bu oran çok daha yüksek olabilir. CDC’nin açıklaması ne? Bilmiyoruz otizmin nedenini, büyük ihtimalle genetiktir ve tabii şimdi çok daha iyi teşhis edebiliyoruz, o yüzden rakamlar yüksek çıkıyor, oysa otizm hep bizimle olan bir şeydi?!

            Bu açıklamalar ne bilimsel gerçeklerle örtüşüyor ne de artık otizmli bir çocuğu tanımayanın olmadığı Ameirkan halkını tatmin ediyor takdir edersiniz ki.

            Ha burada aşılar otizmin TEK nedenidir mi diyoruz? Elbette hayır. Hamilelik öncesi yaşam ve beslenme koşullarınız, kirleticiler ve toksinlere maruziyetiniz, GDO’lu ürün tüketip tüketmediğiniz, içtiğiniz suyun kalitesi, soluduğunuz havanın temizliği, kullanılan kozmetik ürünler, kimyasal temizleyiciler, ağzınızdaki amalgam dolgu sayısı, kaç kez ultrasona girdiğiniz, hayatınız boyunca ve hamilelikte tıbbi ilaç kullanımı, elektromanyetik dalgalara maruziyetiniz, doğal doğrum yerine sezaryen olup olmadığınız, bu müdahaleler esnasında aldığınız medikal ilaçlar, suni sancı verilip verilmediği, göbek bağının ne kadar süre sonra kesildiği ve tabii ki aşılar yoluyla gerek hamilelik öncesinde gerekse hamilelikte vücudunuza zerk edilen patojenler, kimyasallar, yabancı insan ve hayvan DNA ve RNA’ları, yabancı proteinler ve tüm bunların üzerine doğar doğmaz olunan K vitamini ve Hepatit B aşılarıyla başlayarak çok kısa aralıklarla bebeklerin uğradığı ağır bombardıman.

            Bugün kanında 200 farklı kimyasalla doğan çocukların bir de üstüne doğum anından itibaren başlayarak uğratıldıkları aşı bombardımanını düşünürseniz bu çocukların sakat kalmaması veya hayatta kalması asıl mucizedir. Ve insan denilen canlının vücudunun dayanma gücü ve dirayetinin ne denli güçlü olduğunu gösterir, kendi haline bir bırakılsa, doğanın öngördüğü şekilde yaşam hakkı bir sağlansa belki eski nesillerimiz gibi yeniden sağlığımıza kavuşabiliriz. Oysa bugün insanlık tarihinde ilk defa, son nesil çocuklar anne babalarından öyle böyle değil, çok daha sağlıksız ve yaşam beklentileri de anne-babalarından bile daha düşük. Yani çocuklar değil, anne-babalar çocuklarının ölümünü yaşam süreleri içinde göreceğe benziyor.

            Dikkat ediniz, tüm bu kimyasallar medikal müdahaleler insan eliyle üretilmiş zararlılar ve doğanın milyonlarca yılda mükemmelleştirdiği hassas ve karmaşık biyolojik sistemi bizler bugün tıpçıların önderliğinde yeterli bulmayıp düzeltmeye çalışıyoruz? Bu aşılar, ilaçlar olmasa hayatta kalamayacağız yani, böyle meşhum bir tablo var karşımızda. Oysa bizler çocukluğumuzda en fazla 2-3 aşı olmuşuz, bugün öcü diye korkutulan hastalıkları peşpeşe geçirip bağışıklığımızı da bugün çocuklarımıza aktarmışız. Hele bir kuşak öncesini düşündüğümüzde, büyük anneler babalar savaş yıllarında nasıl hayatta kalmışlar aşısız çok merak ediyorum.

            Bu kibrin getirdiği sonuçları hepbirlikte yaşıyoruz bugün.

            Yine Amerika’da bugün;
            her 6 çocuktan 1′i öğrenme özürlü,
            her 9 çocuktan 1′i astımlı,
            her 50 çocuktan 1′i otizmli,
            her 400 çocuktan 1′i diyabetli.

            Kronik ve otoimmün hastalıklar ile kanser çığ gibi artmış ve gerçek manada bir salgın oluşturmuş durumda. Bu oranları, çok değil, 1980′lerin rakamlarıyla karşılaştırırsanız, hani takvimde çok daha az aşının olduğu, ancak aşı firmalarını koruma kanunuyla bu yıllarda birden takvime 5′er 10′ar aşı yüklendiği döneme, tabloyu gayet net görürsünüz.

            FDA, CDC ve DSÖ bizzat aşılarda kontaminasyonun kaçınılmaz olarak mevcut olduğunu ve bunu önlemenin bir yolu olmadığını kabul ve ikrar etmişken siz hangi bilimsel veriye dayanarak bunlar aşılarda yoktur diyorsunuz, kaynak gösterebilir misiniz?

            Türkçe okuma yapmak isteyenlere birkaç bilgilendirici link vereyim:

            http://lilliputian.me/2013/09/asilarin-karanlik-yuzu-kontaminasyon/

            Aşılar nelerden yapılıyor?
            https://www.facebook.com/notes/kurtlarla-ko%C5%9Fan-kad%C4%B1n%C4%B1n-a%C5%9F%C4%B1-g%C3%BCncesi/a%C5%9F%C4%B1lar-nelerden-yap%C4%B1l%C4%B1yor/523348194419881

            Aşılarda Kullanılan Aborte İnsan Fötüsü Hücreleri
            https://www.facebook.com/notes/kurtlarla-ko%C5%9Fan-kad%C4%B1n%C4%B1n-a%C5%9F%C4%B1-g%C3%BCncesi/a%C5%9F%C4%B1larda-kullan%C4%B1lan-aborte-insan-f%C3%B6t%C3%BCs%C3%BC-h%C3%BCcreleri/512007348887299

            Aşılarda Kullanılan Sığır Serumu
            https://www.facebook.com/notes/kurtlarla-ko%C5%9Fan-kad%C4%B1n%C4%B1n-a%C5%9F%C4%B1-g%C3%BCncesi/kontaminasyon-a%C5%9F%C4%B1larda-s%C4%B1%C4%9F%C4%B1r-serumu/512006455554055

            Aşı Kontaminasyonu
            https://www.facebook.com/notes/kurtlarla-ko%C5%9Fan-kad%C4%B1n%C4%B1n-a%C5%9F%C4%B1-g%C3%BCncesi/a%C5%9F%C4%B1-kontaminasyonu/511991515555549

            Bir de, acaba bir bebeğin bağışıklık sistemiyle yetişkin bağışıklık sistemi arasındaki farklar nelerdir, açıklayabilir misiniz? Özellikle, kan-beyin-bariyeri kaç yaşa kadar açıktır ve aşılarda kullanılan virüs ve metallerin beynin bağışıklık sistemi üzerindeki etkileri konusunda bizleri aydınaltır mısınız? Özellikle gliya hücrelerinin aktivasyonu konusunda bilgi rica ediyorum.

            Hepatit B, suçiçeği, kızamık, kabakulakla ilgili verdiğiniz bilgilerdeki eksiklik demek istiyorum, yanlış bilgilendirme değil, bunları detaylı konuşmak isterdim, ancak fazla uzatmak istemiyorum. Sadece kendi araştırmalarımla ilgili bilgileri ilgilenenlere önermek istiyorum. http://lilliputian.me/ sitesinden “hepatit”, “verem”, “kızamık”, “gıda alerjileri” diye arama yaparsanız ilgili sayfalara yönlendirilirsiniz. Soru veya itiraz olursa ayrıca tartışırız.

            Herkese iyi günler.

            Asena Devlet

      • ayşe Says:

        Aşıların ne kadar önemli olduğunu, isterseniz kısa süre önce olan bir örnekle anlatayım. Bizim ülkemizde aile hekimliğine geçilmesiyle birlikte, bebeklik ve çocukluk dönemi aşıları konusunda yüzde yüze yakın bir oran yakalanmıştı. Neredeyse artık kızamık, su çiçeği görmüyorduk. Bu enfeksiyonlar aşısız çocuklarda, ölüme yol açıyor, çoğu tedavimiz işe yaramıyor. Örneğe gelince, biliyorsunuz suriyeli göçmen kardeşlerimiz geldi. Suriye’de aşılanma yok gibi birşey. Bİr anda kızamık, kızamıkçık salgını başladı, ölen çocuklarımız oldu. Nedeni aşısız olmaları. Aşının mekanizmasını, üretim aşamalarını vs bilirseniz, linkte paylaşılanların ne kadar kötü etkilerinin olabileceğini görürsünüz. Kaş yaparken, ne göz kalır ne baş.. Etmeyin lütfen. Sorularınız, şüpheleriniz varsa cevaplayabilirim, doktorlarınız da cevaplar.

      • Sєуя-i Âℓєм Says:

        en son verdiğim link yanlış olmuş burdan ulaşabilirsinz kaynaklarıyla beraber aşılar hakkında tüm gerçekler,içerikleri,yan etkileri mevcut. http://www.asihakkinda.com/

        “eğer şüphelilerden,haramlardan konuşuyorsak aşılar ve ilaçlar en başta gelmesi gerekmezmi?”
        ben dr. aidin salih hanımdan faydalanıyorum her konuda,buyrun bir reportajı http://www.on5yirmi5.com/haber/saglik/hastaliklar/114295/aidin-salih-modern-tip-temelde-bozuk.html

        ve aşılar hakında ki yazısı…

        “Her ilacın kutusunda hangi maddeleri içerdiğine dair bir prospektüs bulundurma zorunluluğu vardır. Fakat uygulanan bir aşı partiler halinde gönderilmekte ve tek bir prospektüs taşımaktadır. Dolayısıyla hastanın prospektüsü inceleme imkanı yoktur.

        Domuz Gribi aşısının bilinen içeriği:
        1-Alüminyum hydroxide, alüminyum fosfat, amonyum sülfat, amphotericin B
        2-Domuz dokuları, At kanı, Tavşan beyni, Köpek böbreği, Maymun böbreği.
        3-Civciv embriosu, Tavuk-Kaz yumurtası, Sığır serumu, Betapropiolacton
        4-Doğmamış sığır serumu, Formaldehyde, Formalin jelatin, Köpekbalığı karaciğeri yağı.
        5-İnsan fetusu ( Üçüncü gebelik ayı başından doğuma kadarki devre içinde ana rahmindeki canlıya verilen ad)
        6-Maymun böbrek hücreleri
        7-Yıkanmış Koyun kanı
        8- Monosodyum Glukomat
        9- Polioksidonyum (Sentetik proteinler ve nano materyaller içerir. Bunlar gende değişiklik yaptığı gibi fenotipte de değişmeler yapmaktadır)
        10- İnsan spermi
        11- Etilen gliserol (antifriz)
        12- Antibiyotikler
        13- Skualen

        Tüm aşılarda etki arttırıcı ve koruyucu olarak kullanılan maddeler bellidir ve hemen hemen aynıdır. Çoğunun özellikleri araştırılmamıştır ve etkileri tam olarak bilinmemektedir. Bu maddelerin deride kabarcıklar, beyin zarı iltihabı, kan yapısında bozulma, sinir iltihabı gibi rahatsızlıklara sebep olduğu tespit edilmiştir.
        devamı… http://www.gidahareketi.org/Asilar-Hakkinda-Gizli-Gercekler–561-haberi.aspx

        ..
        yukardaki alıntı bile velevki gerçek olmasın aşılardan uzaklaşmak için yeterli değilmi?!

        • ayşe Says:

          “velev ki gerçek olmasın” Bilginiz bu mudur kardeşim, kusura bakmayın ama ne yaptığınızın farkında değilsiniz. Bebeklik dönemi aşıları, enfeksiyonların bu denli şiddetli ve yaygın hale geldiği, antibiyotiklerimizin antivirallerimizin yetersiz kaldığı dönemde, elimizde tek savunma gücümüz. Bu yazdığınız yazı, bebekleri öldürür. Velevi falan yok, bu sözüm gerçektir, bu yazdığınız yazı, bebekleri öldürür.

          Tekrar söylüyorum, bu yazdığınız yazı, bebekleri öldürür.

          • Cahide Says:

            Ayşeciğim, Sєуя-i Âℓєм kardeşimizi uzun zamandan beri tanırım ve çok severim. Çok hassas ve samimi bir kardeşimizdir. Geçmiş yazışmalarımızdan da biliyorum ki, helal haram konusuna çok dikkat ediyor. Bir de küçük bebeği olunca annelik iç güdüsü daha bir güçleniyor sanırım.

            Biz bu konuları gerçekten bilmiyoruz. Hatta aşı konusunu daha önce Sєуя-i Âℓєм kardeşimizle özelden konuşmuş ama ikimizde pek bir şey bilmediğimiz için sonuca ulaşamamıştık.

            Bizi bu ikilemlere, vesveseye düşürenler zaten hep “Biliyorum” diyenler olmuyor mu? Her kafadan ayrı ses çıkıyor. Hatta Doktorlar, prof.lar bile farklı farklı fikir beyan ediyor. Biz de İslam-i hassasiyetimizden dolayı her şeye “acaba” diyerek yaklaşır olduk. Bizi çok görme ablacım. Bizler gerçekten kendi vatanımızda garip kalmış insanlarız…:((

          • Sєуя-i Âℓєм Says:

            iddalar doğruysa eğer tüm sorumluğu alıyormusunuz peki??,inanın aşı yaptrmak çok daha kolay tüm sisteme meydan okumaktan…

            • ayşe Says:

              yaptığım aşılardan, reçete ettiğim her ilaçtan, önerdiğim her tedaviden, bildiğim ve bilmediğim bütün hastalıklardan, attığım adımdan, kurduğum cümleden, yediğim ekmekten, aldığım nefesten sorumluyum kardeşim. sorularınıza yanıt vermek birşeyi değiştirmese de, yenilsek de, bu böyle. anlatıp bırakmaktan başka çarem yok ki bu da benim aczim.
              bebeklik dönemi aşıları olmadığı için, dandik kızamıktan çocuklara birşey olduğunda bunun sorumluluğunu alacağını söyleyen biri varsa,ismini yazarsanız, ben de onunla yasal yollardan hesaplaşayım.

              • nebiye Says:

                Aşılar hakkında yazmış olduğunuz tüm yorumları okudum ve teşekkürü borç bilirim. Bende bir öğretmenim henüz çocuğum yok ama insan olmayan çocuğunu bile düşünür hale geliyor. Okula gelip aşı yapıyor görevli kişiler ama bende bu sırada hep aşıların içeriğini, gerekliliğini, yararını, zararını düşünmekten kendimi helak ediyordum. Sayenizde içim daha rahat, en azından o sırada sadece öğrencilerin içini rahatlatmakla meşgul olacağım 🙂

  6. elif bozdağ Says:

    ben 1 kutu herbalifenin gıda takviyesi diye geçek formül 1 shake kullandım mama gibi süte karıştırıp içiyordum. eşim sonuçlarından emin olamadığımız için devam etmemi istemedi bıraktım. bir zararını görmedim uzun vadede ne olurdu bilmiyorum. sağlıklı gıdaların artık bulunmadığı için bu ürün geliştirilmiş. hormonsuz gıdaları öğüterek toz haline getirdiklerini söylediler.faydalı mı zararlı mı bilmiyorum. bu konuda araştırması, bilgisi, deneyimi, olan varsa bana yardımcı olabilir mi.

  7. Eslem Says:

    Selamun aleykum ablam. Ben uzun zamandır giremiyorum siteye, takip edemiyorum o nedenle tariflerini, yazılarını, sohbetini fakat çok özledim ablam sizi…

    Belki hatırlarsın daha önce de bahsetmiştim, islami konuda çok hassas olduğumu.yediğime içtiğime dikkat ediyorum, haram ve şüpheli şeylerden sakınıyorum…Sizin de vesilenizle “evde yapma” konusunda da elimden geleni yapmaya çalışıyorum. Lakin uzun zamandır yalnız kaldığımdan ve çevremde benim kadar her şeye dikkat eden kimse olmadığından dolayı sana bir kaç soru sorma gereğinde bulundum..

    1. Hangi kremşantiyi kullanıyorsun? (Ben mecbur kaldığımdan dolayı ülker kullanıyorum. ama içim hiç rahat değil)

    2. Hangi kabartma tozunu kullanıyorsun?

    3. Bitter helal mi? Her markanın bitter’i yenilir mi?

    4.Nişasta da marka seçimi yapmak gerekiyor mu?

    5.Biliyorum sen tereyağını güvenilir bir yerden alıyorsun. fakat benim güvendiğim bir yer yok , bu nedenle marka almak zorundayım. sertifikalı olanları almaya çalışıyorum lakin o zaman da biraz tepki alıyorum. Yeri geliyor gittiğim yerlerde marka olmayan tereyağı ile kek kurabiye yapılıyor.
    “hadi diğerlerini anladık da tereyağının neyden yapıldığı belli, bari bunda ayrım yapma ” diyorlar.
    ne yapmam gerekiyor ablam. bana bir çıkar yol göster neolur… 😦

    5.En önemli sorum.. Şampuan !!!

    Abla ne şampuan kullanıyorum ne de krem 2 yıldır sabun kullanıyordum (mecburen!). Şimdi sabunda güvenilir değil.. 6-7 ay oldu hemen hemen lavanta yağı sirke ve zeytinyağı karışımı uyguluyorum saçlarıma. anlık bakım oluyor ama nasıl yıkamam gerekiyor bilemiyorum…
    Saçlarım çok kötü abla. sürekli kesmek zorunda kalıyorum. oysaki uzun saçları da çok severim..
    Senin önerin yada kullandığın şampuan ,krem yada bitkisel bi yağ fln varsa lütfen söyle abla..

    Canım ablam hakkını helal et sorularım çok birikti. fakat ben en önemli ve acil olanları sormak istedim. İnşaALLAH rahatsızlık vermemişimdir…

    —-

    Ablacım ben bu mesajı mailine atmıştım fakat görmedin sanırım.. konuda bunlarla alakalıyken buraya da yazmak istedim…

    Ayşe hanım değerli paylaşımlarınızdan dolayı size teşekkür ederim. Gerçekten yediğimiz içtiğimize çok dikkat etmemiz ve ettirmemiz gerekiyor. Şu an içinde yaşadığımız dönemde şahsen değil toplum adına zor olduğunu düşünüyorum.
    Çünkü yediğine içtiğine dikkat eden sadece siz olursanız çevredekiler ister istemez rahatsız olurlar. Her ne kadar çevremizdekileri de uyarsak domuz katkı maddesi kullanıldığını, bazı gıdaların alkolle işlendiğini, vs… inanın çok tepki alıyoruz.

    “Gökkuşağı” arkadaşımızı da ayrıca görünce çok sevindim.. Seminer konusunda bende hemfikirim sizinle..
    Paltalk diye bir program var , musait olduğunuzda oradan sesli seminer verebilirseniz çok sevinirim. bizlerde sorularımızı karşılıklı sizlere sormuş oluruz. Ne dersizin…?

    Tabi bunun için talep olması lazım.. Ben şahsen seminer verirseniz katılabilirim…

    Biraz uzun oldu ama hakkınızı helal edin

    Selam ve Dua ile

    • gökkuşağı Says:

      Sa kardeş
      Allah gayretinizi artirsin. Mutlaka takip ediyorsunuzdur ama gimdesin sertifikali sampuan ve krem santileri mevcut

      http://www.helalgidasertifikasi.info/d/helal-kozmetik/

      Hangi şehirde yaşıyorsunuz? Belki bulunduğunuz yerde bir helal dunya marketi de mevcuttur. Oradan alışveriş yapmanız kolaylik saglar. Ya da gimdesin sitesinde internet uzerinden sipariş verip kapida odeme de yapabiliyorsunuz. Kolay gelsin…

    • gökkuşağı Says:

      http://www.helalpazari.com/

      İnternetten gimdes ürünlerini sipariş verebileceğiniz adres

      • Eslem Says:

        Aleykum Selam
        Amin inşaALLAH… Adana’da yaşıyorum. küçük bir markette afia ürünleri satılıyor fakat sürekli gidebileceğim bir yer değil.
        Ayrıca helal ürünlerin müslümanların daha çok alabileceği düşünülerek daha uygun fiyatlarda satılmalı diye düşünüyorum. malum fiyatlar normal ürünlere göre yüksek..

        Gimdesi sürekli takip ediyorum zaten. verdiğiniz linkler için RABBİM razı olsun.

  8. Bahar Says:

    Selamün Aleykum kardeşlerim

    Yemek konusu ayrı bir afet oldu bizler için. Midelerimiz ateşle doldurduğumuz kaplar haline geldi ne yazık ki… Allah’ın hududlarını aştıkça hep sıkıntılara düşüyoruz. Oysa ki Allah “Yiyin, için, fakat israf etmeyin(A’raf,31)” diyor. Bizler ise sadece fazla akan suyu, kırıntıları çöpe atmayı vs. israf sayıyoruz sadece. Evet onlar da israftır fakat tok şekilde yemekte israftır, haramdır. Evde yaptığımız katkı maddesiz çorbayı da olsa fazla yemememiz lazım. Zira C. Allah dünya nimetlerini bizlere tatmak için vermiştir, doymak için değil; ta ki numunesini tadarak aslına talip olalım. Yani bu dünya nimetleri cennettekilerin numuneleridir. Bunlardan aslına müşteri olmak için tatmamız lazım sadece, doya doya yemememiz lazım. Dünyaya geliş gayemiz Allah’a kulluk içindir. Yemeği cesedimizi beslemek için yemeliyiz ki daha kuvvetli, dinç bir şekilde ibadet yapalım. Yaşamak, taat edebilmek için yememiz lazım, yemek için yaşamamamız lazım. Oysa ki bizler sadece birkaç dakika süren lezzet alma duyumuzu tatmin etmek için saatlerimizi mutfakta harcıyoruz. Netice olarak da onu tuvalete pislik olarak bırakıyoruz. Bünyemize verdiği onca zarar da cabası… Nefsimizi tatmin için yemeği çok önemsiyoruz. Midemiz çok dolunca çenemiz de çok açılıyo, dilin afetleri bizi kuşatıyo, şehvetlerimiz de artıyo, gadabımız da… Miskinleşiyoruz, hastalanıyoruz… İbni Sina: “İlm-i tıbbı iki satırla topluyorum. Sözün güzelliği kısalığındadır. Yediğin vakit az ye. Yedikten sonra dört beş saat kadar daha yeme. Şifa hazımdadır. Yani, kolayca hazmedeceğin miktarı ye, nefse ve mideye en ağır ve yorucu hal, taam taam üstüne yemektir.” diye tıbbı da özetliyor. Ayrıca Müslüman bu dünyanın müşterisi değildir diye güzel yemek yememesi lazım anlamına gelmez. Elbette nimetin güzeli mümin kullar içindir. Çünkü mü’min şükredicidir. Ama yemekten gaye nefsi azdırmak değil, şükretmek için yemek olmalı. Gavs-ı Azam hazretlerinin meşhur bir kıssası vardır. “Bir zaman, Hazret-i Gavs-ı Âzam (k.s.) Şeyh Geylânî’nin terbiyesinde, nazdar ve ihtiyare bir hanımın birtek evlâdı bulunuyormuş. O muhterem ihtiyare, gitmiş oğlunun hücresine, bakıyor ki, oğlu bir parça kuru ve siyah ekmek yiyor. O riyazattan zaafiyetiyle, validesinin şefkatini celb etmiş. Ona acımış. Sonra Hazret-i Gavs’ın yanına şekvâ için gitmiş. Bakmış ki, Hazret-i Gavs, kızartılmış bir tavuk yiyor. Nazdarlığından demiş: “Yâ Üstad! Benim oğlum açlıktan ölüyor; sen tavuk yersin!” Hazret-i Gavs tavuğa demiş: “Kum biiznillâh!” O pişmiş tavuğun kemikleri toplanıp tavuk olarak yemek kabından dışarı atıldığını, mutemet ve mevsuk çok zatlardan, Hazret-i Gavs gibi kerâmât-ı harikaya mazhariyeti dünyaca meşhur bir zâtın bir kerameti olarak, mânevî tevatürle nakledilmiş. Hazret-i Gavs demiş: “Ne vakit senin oğlun da bu dereceye gelirse, o zaman o da tavuk yesin.” İşte, Hazret-i Gavs’ın bu emrinin mânâsı şudur ki: Ne vakit senin oğlun da ruhu cesedine, kalbi nefsine, aklı midesine hâkim olsa ve lezzeti şükür için istese, o vakit leziz şeyleri yiyebilir.”
    Ayrıca şu da bir gerçek ki helalinden kazandığımızı sandığımız bir çok para tertemiz değil şu asırda ne yazık ki. Gerek elimize geçen para olsun, gerek yediğimiz, içtiğimiz şeyler olsun en az şüpheli konumdadır. Şüpheli maldan ise tok şekilde yemek haramdır. Darul islamda yaşadığımızdan tek tek onun içinde ne var bunun içinde ne var diye araştırma noktasında ne kadar mükellefiz ayrı mesele ama az yemek dusturu noktasında mükellefiyetimiz kesindir.
    Mutfaklarımızın bize getiri götürüsünü iyi hesaplamak lazım… Ümmet olarak bu konuda çok büyük zafiyetimiz var. C. Allah başta kendi nefsimi, sonra da bütün kardeşlerimi bu hususlara dikkat edebilmeye muvaffak etsin.

  9. zeynp türkan Says:

    çok teşekkür ederim böyle bir yazı yayınladıgınız için..Doktor hanımın yazılarından çok şey öğrendim.. bildiklerimi de pekiştirmiş oldum Allah razı olsun

  10. Belgin Says:

    Ayşeciğim Allah razı olsun,çok faydalı bir paylaşım olmuş.Çocuklarımızın bilinçli annelere çok ihtiyacı var.Allah’a emanet canım kardeşim.

  11. menekse79 Says:

    ALLAH RAZI OLSUN AYŞE KARDEŞİM ÇOK FAYDALI BİLGİLER VERİYORSUN….

  12. habibe Says:

    esselamu aleykum,
    yazinizi okudum.Allah razi olsun insanlari zararli, haram veya supheli seylerden sakindirmaya calistiginiz icin.Size, bir de kucuk elestirim olacak. Bazi maddeler hakkinda bu zararli diyebilmek yada domuz kaynakli diyebilmek icin kesin kanitlar olmali yada bilgininin kaynagina isnatta bulunarak paylasilmalidir. ornegin mone diglyceride, su ve yagi karisimini saglamak icin kullanilan bir madde. Dolayisiyla bu maddenin ekmek yada pasta urunlerinde bulunmasindan daha dogal birsey olamaz. Bu madde hayvan kaynakli da olabilir, bitki kaynakli da. Bu maddeyi iceren urunler haramdir demek bence haksizlik olur. Hayvansal kaynakli ise uzak durulabilir ama bitkisel ise, bu insanlari yaniltmak olur. Paylasilan bilgilerin duyuma gore olmasi bilimsel olarak kabul gormez. Kesin bilgilerinizi kaynak, arastirma yada deney sonucuna dayanarak paylasmakta fayda olduguna inaniyorum. Parsoment kagitlari icinde domuz yagi kullaniliyor diye soylenmisti ama silikon karisimi oldugu ogrenildi. Amacim musluman olanlarin uyanik olmasi ayni zamanda da akillica davranmasini tavsiye etmektir.

    • Hemşire Says:

      Ve aleykümüsselam.
      “Kul zararlı olan şeylerden sakınmak için, kendisinde zarar olmayan şeyleride ( şüphe duyulan şeyleri) terk etmedikçe gerçek muttakilerden olamaz. ”
      (Tirmizi ,Kıyamet ,19 )
      Başka bir hadisi şerifte ise şöyle buyrulur:
      “Helal belli, haram bellidir, yani şer’an açıklanmıştır. Fakat bu ikisi arasında, her ikisine de benzeyebilen şüpheli şeyler vardır ki, insanların çoğu onları bilmez. Bundan dolayı, şüpheli şeylerden korunan kimse dinini ve ırzını temiz tutmuş olur. Şüpheli şeylere düşen ise harama düşer. Nitekim koru kenarında koyun güden çobanın koruya düşmesi pek muhtemeldir. Haberiniz olsun ki, her padişahın bir korusu vardır. Allah’ın korusu da yasak kıldığı şeylerdir. Yine haberiniz olsun ki, cesette bir parça vardır. O iyi olursa cesedin hepsi iyi olur. O bozuk olursa hepsi bozuk olur. Biliniz ki o kalptir.”
      ( Buhari, iman, 39)

  13. şeyma büşra Says:

    Bu güzel bilgiler için doktor hanıma teşekkür ederiz.hatırlatmak istediğim bir şey var bu konuyla ilgili ben ilahiyat fakültesi 1.sınıf öğrencisiyim ve bu konuya da çok önem veriyorum ve oldukça da dikkat etmeye çalışıyorum.Daha önce de bu sitede reklamını görmüştüm afia gıdanın krem şanti rekamıydı.Afia gıda bu konulara hassasiyet gösteren çok değerli bir firmadır.Bu gibi imkanlar olduğu unutulmamalı helal dairesi geniştir keyfe kâfi gelir.Halkımızın bilinçlenmesi vehelal gıdaya verilen önemin artması gerekiyor hem sağlığımız için hem dinimiz için.Büyük şehirlerdeki insanlar bu hususlarda çok nasipli açıkçası insanlar üşenmeyip alışverişlerini bu marketlerden karşılamalı ki bu marketler kişilerin ihtiyaçlarına azami ölçüde cevap verebilecek nitelikte.Vesselam.Allah’a emanet olunuz…….

  14. Aisha Says:

    Allah razi olsun Ayse ablacim ne kadar guzel anlatmishsiniz.gonlunuze saglik.ablacim bu hazir qida konusunda bende cok titiz davraniyorum.hele bide disharida kucuk cocuklarina ne oldugu bilinmeyen sheyleri yediren annelere dahada sinirleniyorum.illede disharida bir shey yedirmek istiyorsan,yahu kadin gece bir saat gec uyu,kek yap sabahda onu dilimle,pecetelere sar,disharida guzelce yedir.yok illede ne oldugu bilinmeyen sheyler yedirip kucucuk cocugu zehirleyecek.calishtigim kadar her sheyi evde yapmaya calishiyorum.ve her kesede tavsiye ediyorum.

  15. gulerfatma Says:

    ALLAH razı olsun Ayşe hanım.. Cok onemlı bır konuya degınmışsıniz.
    Yedıgımız sebze meyve ılaclıysa bılınkı abdnın buyuk rolu var. MONSANTO adında bır fırma tum tohumları kendı uretıp hazır sekılde satıyor. ılac yuku oldugu ıcın tohum 1 yada 2 defa ekılıyor. daha sonar yenısını almak zorunda bıurakılıyor cıftcıler. yurdısında yasadıgım zamanlarda ıngılızce kursunda sunum olarak bu fırma hakkında bılgı toplamıstım. turkıyemızdede Antalya ızmır bır sehır daha vardı hatırlayamadım. buradan gelen meyve sebzelerın ılaclı oldugunu ogrendım. semt pazarları hem butceye daha uygun ve de ılac oranı cok dusuk yıyeceklerı bulmak mumkun.
    Ozellıkle elmadakı ılac oranını gormek ıstıyorsanız, dısardan aldıgınız elmaları yıkayın bır tabaga koyun bır kac gun bekleyın eger ılaclıysa uzerı bembeyaz oluyor, yedıgınız zamanda acı bır tat verıyor agzınıza. Muz pahalı bır meyva ama tr’ de organık olarak satılıyor. yurt dısında olanlar ıyı bılır cok uyguna aldıgımız muzların hıc tadı yoktur ama organıc muz daha lezzetlıdır.
    Ambalajlı yıyeceklerde katkı maddelerı cocuklarımızı hıperaktıf yaptıgını bılıyorsunuzdur mutlaka. hıperaktıf cocuklarda tedavı ıcın kucuk ya mavı yada pembe renktı ılac kullanıyorlar. bu ılaclar aslında cok kotu. bunun uzerıne kıtap okumustum. doctor cocuklarınızı ambalajlı yıyeceklerden, fastfood dan uzak tutun. ılac yerıne cocuklara aktıvıteler bulun dıyordu.
    Bırde bebklerde kullanılan aptamil gıbı hazır mamaların %40 seker ıcerdıgını ogrenmıstım. Mecbur kalınmadıgı surece bebeklerımıze bu tarz mamaları vermeyelım ınsaALLAH….
    Aklıma gelen bılıgılerı paylasmaya calıstım bende ınsaALLAH faydalı olur. bende sızlerden cok seyler ogrendım ve ogrenmeye devam edıyorum herkezden ALLAH razı olsun. selametle…..

    • ayşe Says:

      Bebeğin metabolik bir hastalığı yoksa (fenilketonüri, çölyak hastalığı gibi…) ayrıca mama kullanmayı kesinlikle doğru bulmuyorum. O durumlarda da zaten bebeğin diyeti hayatidir, özel olarak doktor tarafından düzenlenir. Normal, sağlıklı bir bebek için bu tür mamalar ne kadar övülüyorlarsa, o kadar kaçının.. Adı ne olursa olsun.

      – Biliyorsunuz, İlk 6 ay yalnızca anne sütü, (su vermeye bile gerek yok, sadece anne sütü) hem annenin hem bebeğin sağlığı için olmazsa olmaz. İnanın sadece annesütünün yararını, ne kadar büyük bir nimet olduğunu anlatmaya kalksak, günlerce konuşuruz gene de bitmez. Öğrenip de imanımı artıran şeylerden biri anne sütü.
      Kadını iş hayatına adapte etmek, kısırlaştırıp daha verimli hale getirmek için, bebeğinden uzaklaştırmak için, aile kavramını ve evi yıkmak için, toplumu bozmak için…bebeklere dahi acımadan, anne sütünü hedef alan bir sektör var. Hatta ineklere insan geni aktarıp, inekten anne sütü üretmeye çalışanlar var. Kadını bebeğinden ayır, bitti gitti zaten.
      Hiçbir mama anne sütünün yerini tutamaz, zararları şöyle dursun, içeriği itibariyle anne sütüne yaklaşamazlar bile. Daha önce de bahsetmiştim, o süt bebeğin o günkü ihtiyaçlarına göre sürekli olarak ayarlanır. Bebeğiniz hastalanmışsa mesela, o gün sütünüze daha fazla antikor salgılanıyor. O antikorlar bebeklerin kendi immun sistemleri gelişene kadar, mikroplardan koruyor. Bunu hangi mama yapabilir? Reklamlarıyla yalan söylüyorlar! Prim vermeyin ne olur, varsa çevrenizde uyarın insanları.. 6 aydan sonra, anne sütünün yanında ek gıdalara başlanıyor, yavaş yavaş alıştırılıyor ki anne sütünden hemen vazgeçmesin bebeğiniz. Sonrasında da ailenin sofrasında ne varsa, yutabileceği şekilde hazırlanmışlarından yedirilmesini öneriyoruz. Şu da var, blendırdan geçirilip, iyice pütürsüz hale getirmeyin istiyoruz yiyceklerini. Bebekler her temas ettikleri şeyle, birşey öğrenir, beyinlerinde gelişme olur. Biraz pütürlü olsun deriz, onları algılasın isteriz.. öyle işte..annelik içgüdüleri zaten bu tür şeyleri kendiliğinden öğretiyor insana..
      Anne sütü ayet gibi ya..Asla vazgeçmeyin.. hem unutmayın, hiçbir mama markası bebeğinizi sizin kadar düşünmez, sevmez.

      • Ayse Says:

        Verdiginiz bilgiler icin cok teşekkurediyorum itiraf etmek gerekirse yoğurdu ara sıra hazır aliyordum ama artık onu da evde yaparım zaten diger konularda ailecek dikkatliyiz ama bir sey soracağım bebegim su an 4 ayı bitirip 5 aya girecek sorum su ki ise basta şutum yeterli olmadıgı icin doktor takviye mama önerdi şutumu artırmak icin her seyi denedik ilk kızımda da azdı ve sma marka mama kullanıyoruz ve su an aptamile geçmeyi düşünüyorduk bu konuda bana öneriniz nedir acaba

        • ayşe Says:

          Ayşe hanım, gerçi mama kullanıyormuşsunuz zaten ama 6aydan sonra ek gıdalara başlanır biliyorsunuz. Yoğurt ve evde yapılan çorbalar, ezilmiş meyveler öğünlerini oluşturacak bebeğinizin. Yani yoğurdu evde yapmanın tam zamanı bundan sonra : ) Bir de 6ay- 2 yaş arasında, demir profilaksisini mutlaka alın. Anne sütüyle aldığı demir miktarı, bebeğinizin zihinsel gelişimi için yetersiz kalıyor, IQ sunu direkt olarak 20-25 puan etkileyecek bir durum. Sadece bu da değil, diğer sistemlerin gelişimi ve anemiden korunması için de şart. Doktorunuz kontrollerini yapıyordur. Mamayı bebeğinizin yeterince büyümediği (ağırlık, boy ) vs tespit edildi de mi başladınız?

          • Nagehan Says:

            SA. yazınız için öncelikle çok teşekkür ederim. Bahsettiğiniz konulara dikkat etmeye çalışıyorum, bu şekilde yazılarla bizi daha dikkatli olmaya sevk ediyorsunuz, Allah razı olsun. Ben 4 haftalık bir bebeği olan bir anneyim. 6 ay -2 yaş arası demir profilaksisini mutlaka alın diye yazmışsınız. Bu konuda bilgi verebilir misiniz? Doğumdan sonra doktor bana demir hapı verdi, bahsettiğiniz demir bu ilaçlar mı oluyor? Cevabınız için şimdiden teşekkür ederim.

            • ayşe Says:

              Aleykümselam. Allah hayırlı ömür versin hem size hem bebeğinize.
              Doğumdan sonra size verilen demirden bahsetmedim kardeşim. Siz de kullanabilrsiniz, doktorunuz sizin kan değerlerinizi düşük bulmuş olabilir, doğumda kan kaybımız oluyor, yeni kan üretimi için demir ham maddelerin başında yer alıyor. Ayrıca anne sütü salgısı için demir de gerekiyor, şu an vucudunuzun demir ihtiyacı olduğu için doktorunuz vermiştir.
              Benim bahsettiğim 6 ay-2 yaş arasındaki demir profilaksisi, bebeğinizin alacağı demir. 6 aylık olduğunda pediatri uzmanına yada aile hekiminize başvurursanız vereceklerdir. Ama aileler ilk reçeteyi alıp, devam etmiyor genelde. Sinir sisteminin gelişimi ve bebeklerin hızlı büyüme dönemi 2 yaşına kadar sürüyor. Bebeklerin 2 yaşına kadar demir alması, hem zeka gelişimleri, hem de büyümeleri için gerekli. Anne sütü almayan yada prematüre doğan bebeklerde 4.aydan itibaren, anne sütü alanlarda 6. aydan itibaren başlanıyor. İlk 6 ay sütünüzdeki demir bu ihtiyacı karşılamaya yeterli ama 6 aydan sonra hem bebeğiniz büyümüş olduğu için, hem de sinir sistemi öğrenmenin başlamasıyla daha da aktif çalışmaya başlayacağı için demiri dışarıdan vermemiz lazım. 6 aylık olduğunda, doktor kontrolunuzde dile getirirsiniz, zaten doktorunuz da önerecektir. Allah hayırlı ömür versin.

          • Ayse Says:

            Evet çünkü ilk dönemlerde alması gereken kiloyu alamadı biraz daha anne sutunu denedik açlıktan ağlama krizleri olana kadar anne sutu denedik ama olmadı dediğiniz Demir profilaksi su an kullandığımız bakanlığın verdigi kan damlası mı yoksa bizim eczaneden alternatif alacağımız bir seyse söyleyin hemen alayım kan damlasına 4 ayı bitirince başladık ek gıdaya bugünlerde geçmeyi planlıyorum inşallah ama çalıştığım icin tam planladığım gibi olmuyor ilk kızımda babaannemiz iki aylikken biz isteyken acik cayın icine ekmek basarak başladığı icin su an kronikleşmiş kabizligimiz ve surekli krem kullanmamız gereken anus catlakligimiz var ondan dolayı ek gıdada cok acele etmiyorum bu kızımda peki bana onerebileceginiz başka bir sey var mı şimdiden verdiginiz bilgiler icin sonsuz teşekkürler

  16. Hasret Says:

    Çok ama çok teşekkürler Dr Ayşe Hanım,
    Hassasiyetimizi dile getirdiğiniz için yazılarınızla CAhide me de yer verdiği için ayrıca teşekkürler☺️

    http://www.gencdoku.com/hala-elifelif-helal-gida-ozel-sayisina-ulasabilirsiniz-2043.html

    Yıllardır gıda raporu sitesini yakından takip ederim. tAhlil yayınlarının ELif elif dergisinin mart ayındaki bu sayısında tüm bu soruların cevaplarıyla birlikte çok geniş bir çalışmanın bilgisini önünüzde elinizin altında bulacaksanız bunu herkes temin edebilir. Bütün E katkıları nelere sebebiyet veriyor neden yapılıyor hepsi var ve yanında değerli yazarların yorumları makaleleri olan bu dergi tam 135 sayfalık 21 sayısıdır fiyatı ise sadece 4 TL dir.
    Konu başlıkları
    *Nurettin yıldız
    Ne yiyelim
    *Dr müh. Hüseyin Kami büyüközer
    Helal gıdanın dinamik noktası annelerdir.
    * Bahri Kılıç
    Haramların salih amellere olumsuz tesirleri
    Ve 33 konu daha var.
    Can boğazdan gelir deriz
    Şuda var
    Can boğazdan çıkar
    Annelere büyük iş düşüyor bu konularda babalar ikinci plandadır.
    Yediklerimiz salih amel işlmemize manidir çünkü haram lokma yiyen azalar isyan eder
    Araştırmalarda Domuz etinin yenmesi o hayvanın en bariz özelliği olsn cinsel sapkınlığı arttırıyor.
    Birde bu dergide Asrı saadetten Osmanlıya Hisbe Teşkilatı adlı bir makale çok dikkatimi çekti hani şu meşhur PAzar teftişinin birinde bir buğday çuvalının dibine eline daldırıpta elinin yaş olduğunu görünce sebebini sorar yağmurdan dolayı der satıcı üste koydaydın der insanlar görseydi aldatan bizden değşldir . İşte bunun gibi teftişler her daim yapılagelmişti denetim şimdi ise rüşvet ile bitiriliyor
    Ya size kaçını yazayım şaşırdım inanın o kadar geniş ki bu yorumlar bitmez ve bu konuyu CAhide m ve AYşe hanımdan ricam kapatmayalım inanın bundan mesuluz .
    Çok bilinçsiz bir toplumla mucadele ediyoruz yemek olsun da ne olursa olsun ben annemin köftesini özledim diyen yok anne mc donalds sa gidecem para versene veya çocuğum karnını doyur aç kalma hamburger mi yersin pizza mı yersin ekmek arası mu yersin sakın aç kalma sonra kafan ağrır çalışamazsın bak dinliyormusun beni diyen anne ne kadar da çok sanki çok iyilik yapıyor Ah Ah !!!

    • ayşe Says:

      Adı sanı markası meşhur, çok köklü pastaneler de bu sebeple kapatıldı burada. Kremalarında, dondurmalarında, jölelerinde domuz iliği kullandıklarını kendi aşçıları itiraf etmişti. İşin kötüsü, pastane zincirinin sahibi hacı, namaz kılan bir adam. ‘Ört ki ölem’ misali.

      Domuz iliği dondurmaların buzlanmamasını, jölelerin renginin parlak kalmasını, kremaların kıvamını uzun süre korumasını sağlıyor. Neyin içinde domuz var, diye merak ediyorsak, o ürünün bu tür özelliklerine bakmak yeterli.
      At izinin, it izine karıştığı bir zamandayız kardeşim. Ben kişisel olarak, “bozulmayan, bayatlamayan, çürümeyen, ekşimeyen…” her ne varsa uzak durmayı öneriyorum. Her gıdanın bir ömrü var, doğal ömürlerini bozulmadan aşan şeylerden şüphe etmek zorundayız.

      • Cahide Says:

        Kemal Özer hep der ki; Bir ürünün raf ömrü uzadıkça, insan ömrü de o nisbette kısalır…

        Ne büyük imtihandır şu domuz! Etinden sütüne, kılından tırnağına kadar her zerresi kullanılıyor. Ülkemizde çiftlikleri olduğu kadar, avcıların dağlarda avladığı yabani domuzlarda var. Avlanan bu hayvanların kamyonlarla taşınıp, otellere, lokantalara, fabrikalara çok ucuz fiyatlara satıldığını buna bizzat şahit olan bir izleyicim anlatmıştı.

        Porselenlere, çeliklere, şampuanlara, sabunlara (özellikle sıvı sabun), sıvı deterjanlara, makyaj malzemelerine aklımıza bile gelmeyecek pek çok yere kullanılıyor bu hayvanlar…

        Doğal yollarla cilt kremleri vs. yapan meşhur bir hanıma cildinin parlaklığını sormuşlardı da, cevabını vermemişti. Meğerse cilt kreminin içinde domuz yağı varmış.Bu yüzden her el kremini de kullanmamak lazım…

        • ayşe Says:

          Kozmetik sektörü felaket zaten Cahide abla. Domuzu mu anlatsam, küretajla öldürdükleri ceninlerden elde ettiklerini mi… Bunca helal nimetim varken, niye gittin de harama meylettin demezler mi sorgumuzda?

  17. Semaaa Says:

    ayse hanim yazinizi baska sitelerde yayinlayabilirmiyiz?

  18. semaaaa Says:

    hazir Konserve, ketcap, meyveli icecekler ve yogurtlar ve tursu larada dikkat etmeliyiz.iclerinde asitten, boyaya, petrol turevlerine kadar hersey var…gecen gun bir arkadasima bir aroma fabrikasindan bir tanidigi soylemis meyve aromalarinin nerdeyse yuzde yuzunun icinde petrol turevleri varmis ..hazir konservelerde, uzun omurlu sutlerde, ketcaplarda bir ton asit, koruyucu, renk verici , kivam arttirici kimyasallar var…dun du galiba gazetede okudum turkiyede her yil 175. 000 kisiye kanser teshisi koyuluyormus( mevcut hasta sayisina her yil bu kadar daha ekleniyor) ..disardan kuruyemis alirken bile dikkat edin bir cok meyve cesitli kimyasallarla firinda kurutuluyormus ( ozellikle elma, erik , armut , cilek, uzumvb)..dogal gorunmeyen meyve kurularini almayin..

  19. Bir umut Says:

    Konunuza bayildim.buyuk bir kitleye ulasip cok buyuk sevaplara giriyorsunuz.Allahım razı olsun (amin).kitabimizda ne diyor,kesinlikle haram olan şeylerden kaçınınız ve süphe duydugunuz şeylerdende kacininiz çunku süphe duydugunuz seylerde size haramdir.yani daha baktiginizda size süpheli geliyorsa yiyip içmeyin.hicbir sekilde helal damgali gidalara guvenmeyin dahada onlardan kaçının,satabilmek için onlarca palavradan sonra o damgayı aliyorlar.hele disardan kesinlikle yemek yemeyin.cunku işin arka kisminda ne olup bitiyor bilemiyoruz.kilosu çok ucuzmuş diye domuz etlerini alip etlerin icine karistirip cogaltiyorlar.bu fast food yiyecek satan,yabanci ulkelerden gelmiş marka devlerinin burda açmis oldukları dukkanlara vesairelere nasil guvenebiliriz.paralarimiz nereye gidiyor hic dusundunuzmu? gazli iceceklere bakin,cipslere bakin hangisi tam olarak yerli.hepsinin parasi nereye akitiliyor.hadi canim sende kim yapar demeyin.yabanci ulkelerde yeme içme sorgulanmaz ki bu marka devleri burada niye sorgulayanlara özel olarak menüler hazirlasinlar.bence kendinize önem verin,verdirin.değerinizi bilin.kimse sizi,ailenizi,paranizi sömürmesin.ben 5 senedir boykottayim arkadaslar.yarari onlara degil ama ben cok yararini goruyorum.bosa para akittiginizin farkina varın ve kendinizi uzak tutup boyle yerlere boykot yapin Konunuza bayildim.buyuk bir kitleye ulasip cok buyuk sevaplara giriyorsunuz.Allahım razı olsun (amin).kitabimizda ne diyor,kesinlikle haram olan şeylerden kaçınınız ve süphe duydugunuz şeylerdende kacininiz çunku süphe duydugunuz seylerde size haramdir.yani daha baktiginizda size süpheli geliyorsa yiyip içmeyin.hicbir sekilde helal damgali gidalara guvenmeyin dahada onlardan kaçının,satabilmek için onlarca palavradan sonra o damgayı aliyorlar.hele disardan kesinlikle yemek yemeyin.cunku işin arka kisminda ne olup bitiyor bilemiyoruz.kilosu çok ucuzmuş diye domuz etlerini alip etlerin icine karistirip cogaltiyorlar.bu fast food yiyecek satan,yabanci ulkelerden gelmiş marka devlerinin burda açmis oldukları dukkanlara vesairelere nasil guvenebiliriz.paralarimiz nereye gidiyor hic dusundunuzmu? gazli iceceklere bakin,cipslere bakin hangisi tam olarak yerli.hepsinin parasi nereye akitiliyor.hadi canim sende kim yapar demeyin.yabanci ulkelerde yeme içme sorgulanmaz ki bu marka devleri burada niye sorgulayanlara özel olarak menüler hazirlasinlar.bence kendinize önem verin,verdirin.değerinizi bilin.kimse sizi,ailenizi,paranizi sömürmesin.ben 5 senedir boykottayim arkadaslar.yarari onlara degil ama ben cok yararini goruyorum.bosa para akittiginizin farkina varın ve kendinizi uzak tutup boyle yerlere boykot yapin Konunuza bayildim.buyuk bir kitleye ulasip cok buyuk sevaplara giriyorsunuz.Allahım razı olsun (amin).kitabimizda ne diyor,kesinlikle haram olan şeylerden kaçınınız ve süphe duydugunuz şeylerdende kacininiz çunku süphe duydugunuz seylerde size haramdir.yani daha baktiginizda size süpheli geliyorsa yiyip içmeyin.hicbir sekilde helal damgali gidalara guvenmeyin dahada onlardan kaçının,satabilmek için onlarca palavradan sonra o damgayı aliyorlar.hele disardan kesinlikle yemek yemeyin.cunku işin arka kisminda ne olup bitiyor bilemiyoruz.kilosu çok ucuzmuş diye domuz etlerini alip etlerin icine karistirip cogaltiyorlar.bu fast food yiyecek satan,yabanci ulkelerden gelmiş marka devlerinin burda açmis oldukları dukkanlara vesairelere nasil guvenebiliriz.paralarimiz nereye gidiyor hic dusundunuzmu? gazli iceceklere bakin,cipslere bakin hangisi tam olarak yerli.hepsinin parasi nereye akitiliyor.hadi canim sende kim yapar demeyin.yabanci ulkelerde yeme içme sorgulanmaz ki bu marka devleri burada niye sorgulayanlara özel olarak menüler hazirlasinlar.bence kendinize önem verin,verdirin.değerinizi bilin.kimse sizi,ailenizi,paranizi sömürmesin.ben 5 senedir boykottayim arkadaslar.yarari onlara degil ama ben cok yararini goruyorum.bosa para akittiginizin farkina varın ve kendinizi uzak tutup boyle yerlere boykot yapin Konunuza bayildim.buyuk bir kitleye ulasip cok buyuk sevaplara giriyorsunuz.Allahım razı olsun (amin).kitabimizda ne diyor,kesinlikle haram olan şeylerden kaçınınız ve süphe duydugunuz şeylerdende kacininiz çunku süphe duydugunuz seylerde size haramdir.yani daha baktiginizda size süpheli geliyorsa yiyip içmeyin.hicbir sekilde helal damgali gidalara guvenmeyin dahada onlardan kaçının,satabilmek için onlarca palavradan sonra o damgayı aliyorlar.hele disardan kesinlikle yemek yemeyin.cunku işin arka kisminda ne olup bitiyor bilemiyoruz.kilosu çok ucuzmuş diye domuz etlerini alip etlerin icine karistirip cogaltiyorlar.bu fast food yiyecek satan,yabanci ulkelerden gelmiş marka devlerinin burda açmis oldukları dukkanlara vesairelere nasil guvenebiliriz.paralarimiz nereye gidiyor hic dusundunuzmu? gazli iceceklere bakin,cipslere bakin hangisi tam olarak yerli.hepsinin parasi nereye akitiliyor.hadi canim sende kim yapar demeyin.yabanci ulkelerde yeme içme sorgulanmaz ki bu marka devleri burada niye sorgulayanlara özel olarak menüler hazirlasinlar.bence kendinize önem verin,verdirin.değerinizi bilin.kimse sizi,ailenizi,paranizi sömürmesin.ben 5 senedir boykottayim arkadaslar.yarari onlara degil ama ben cok yararini goruyorum.bosa para akittiginizin farkina varın ve kendinizi uzak tutup boyle yerlere boykot yapin lütfen.

  20. GÜL ALTUNTAŞ Says:

    Ayşe hanım çok güzel bir yazı yazmış.Malesef vanilya,şanti gibi pasta malzemelerini bizde dışarıdan alıyoruz.Fakat bende Hülya’cıığım gibi çocuklarıma kola,cips ,meyve suyu gibi hazır şeylere alıştırmadım.Çocuklarımda çok ısrarrcı olmadılar.Gözleri arkadaşlarının elinde de kalmadı.Aslında beslenme konusunda biz anneler çocuklarımıza neyi veriyorsak ona alışıyorlar ve onu talep ediyor.Hazır yoğurt konusunda on yıl önce bir sütçüm vardı ve temiz kokan mis gibi sütü taze alıyordum.Daha sonra onun kadar temiz kokan bir süt bulamadım hatta yeni sütçümün getirdiği sütün yoğurdu iplik iplik uzamaya başladı.Bizde yiyemedik ve hazır yoğurda başladık.On yıldır yoğurda hasretiz.İnşallah sizin gibi doktorlarımızın sayısı artar ve toplumumuz daha çok bilinçlenir. Yazılarınızın devamını bekliyoruz.

    • ayşe Says:

      Gül hanım pasta malzemelerinde, http://www.afiagida.com/K22,pastalik-urun-cesitleri.htm şu tur ürünler var, araştırdığım kadarıyla. Tavuk ürünleri için http://www.kandazlar.com/ helal kesim yapıyor, (yolum düşerse, gözümle görmek de istiyorum) Yoğurt konusunda AOÇ nin yoğurt yap kutuları çıktı, uht olmayan süt ve yanında mayasıyla satılıyor. Bunlar benim bulabildiklerim eminim, daha araştırsak daha fazlasını da buluruz. Olabildiğince kaçınmak, azaltmak gerekiyor.

      Ev yoğurdu belki bir ihtimal biraz daha sulu olur ki bu da büyük bir problem olmamalı. İçinde katkı maddesi olmayan güzelim yoğurt…Zaten yoğurdu genellikle çırpıp sos olarak kullanıyoruz, ya da hamur işlerine ekliyoruz. Sulu oldu diye ev yoğurdu sevmeyenler oluyor, ayran yapıp tüketmek varken… Tıp kongrelerinde, kola vs yerine ayran ve limonata ikram ediliyor artık.

      • HATİCE Says:

        Sa.paylaştıklarınız için teşekkürler.ben bazı afia ürünlerini kullanan biriyim.çocukları teskin etmek için pastalar için arada krem şanti, fındık kreması pişmaniye 3ü birarada kahve(eşim için) alıyorum.ürünler lezzetli ve ekonomik.ama doğrusunu söylemek gerekirse bunları bile mümkün olduğunca az tüketmeye çalışıyorum.çünkü helal sertifikalı bir kimyasal ürün de sağlığmz için tehlikeli olabilir.yıllardır içinde alkol olabilir diye gazoz içmiyorduk.2-3 sene önce afianın gazoz ürettiğini görünce çocukların da isteğiyle aldık.içindekileri okuyunca bir de ne göreyim.ASPARTAM ASESULFAM gibi tatlandırıcılar.bayilerinde keklerinin içeriğini uzunluğundan dolayı okuyamadım bile!.hemen firmaya mail attım.içinde aspartam gibi bir zehir olan maddenin nasıl helal olacağını ve bunuçocuklarıma nasıl vereceğimi sordum.daha sonra beni aradılar ve artık aspartam kullanmadıklarını keklerinin de işte soslu falan olduğu için öyle olmak zorunda olduğunu söylediler.helal sertifikalı diye herşeye bilinçsizce atlamayalım.bu gıdaların hiçbiri yemezsek öleceğimiz şeyler değil.en asgaride tüketmek lazım.
        helal sertifikalı ürünlerde bu durumla çok karşlaşıyorum.örn koruyucu maddeler(parabenler vs)helal midir haram mıdır?helal deseler kullanacak mıyız?
        haram yalnız domuz veya alkol müdür?örn sigaraya haram diyen alimler de var.buna kıyasla vücuduma zarar verecek bitkisel bir ürün helal midir?
        demek istediğim aklımızı kiraya vermeyelim kimseye emanet de etmeyelim.Allah a emanet olun.sevgiler

        • ayşeşe Says:

          Haklısınız, helal sertifikası işi de sektörmüş meğer. İnsanların kalplerine de, hassasiyetlerine de zulmetmiyorlar mı? Ne diyeyim kardeşim.

    • hülyamız=) Says:

      canım gülcüğüm, evde mayalanmış yoğurdun tadı çok farklı. ben uzun süredir kendim mayaladığım için çocuklar ev yoğurduna alışmışlar hazır yoğurt yemiyorlar. oğlum hazır yoğurdun koktuğunu söylüyor. beslenme konusunda çocuklar için ne kadar hassas olduğunu biliyorum. sen en kısa zamanda kendine şöyle güzel bir sütçü bul kardeşim.
      ayşe kızımızın dediği gibi ev yoğurdu biraz daha sulu oluyor ama tadı gerçek yoğurt tadında oluyor. en önemliside katkısız oluyor.

  21. Halide Says:

    S.a. Abla etil vanilin cok guvendigmiz bir firmanin icinde hatta neredeyse butun urunlerinde etil var.yani alkolde cozunmus vanilya maliyeti daha dusuk oldugu icin bana suda cozunenini kullandiklarini soylediler ama internette arastirdim hic oyle bir etil vanilin yok.yani hepsi yalan .neden gida urunlerinde domuzla olgili olanalrini yazip alkolle ilgili olanlarini yazmiyorlar?

    • ayşe Says:

      Kardeşim vanilyanın kokusunu muhafaza etmek çok zor. Bu sebeple vanilya çubuklarının petrol ve alkol türevi kimyasallar içinde saklanarak, vanilin denilen şeye dönüştürüp satıyorlar. Ve bu madde, vücudumuzda bağımlılık yapacak reseptörleri uyarıyor.

      Süt dilimi diye birşey var, biliyorsunuz, bir alan bir daha almak istiyor, hele çocuklar günde 2-3 tane yemezlerse duramıyorlar. Sebebi vanilin oranı yüksek (dikkat vanilya değil, vanilin)

      Ben kullanmayı tamamen bırakmıştım, pasta malzemesi olarak satılanların içeriğini okursanız, zaten çok çok az vanilya içerdiğini görürsünüz. Cahide ablanın vanilya tarifi gayet basit ve ucuz. Aktarlardan vanilya çubuğu alıp, bir iki tane.. Bir senelik vanilyanız olur.

  22. Sengül Says:

    Selamin aleyküm,
    yazisi icin Dr. Ayse hanima cok tsk ediyorum. Aslinda cogu seyleri biliyoruz fakat uygulamiyoruz. Sizin gibi bize arada hatirlatan olmali😊 mesala yediklerimizde ne kadar kalorin olduguna yemeden önce kontrol etmeliyiz hata alirken ve onu eritmek icin neler yapmaliyiz. Benim 2-3 kg kadar bi fazlaligim var, baskalari icin fazla sayilmaz ama benim boyuma göre fazla.Arada yürüyüs yapiyorum birinde kontrol ettim 2 Saate 5 km yürümüsüm ve 430 kalori haycamisim,bir bardak meyveli yogurt yedikten sonra üzerini okudugumda 5 dak 400 kalori geri almisim. Artik meyveliyogurt almiyorum kendim yapiyorum.

  23. Cahide Says:

    Facebook sayfamızdan Orhan Meral’in yorumu:

    “Arkadaslar E ile baslayan471-421 devam eden rakamlar domuz yaginin kaynatilarak uzerinde biriken kopuklerinin ve sweinschmalz denilen domuz yaginin eritilip dondurulmasindan elde edilen urunlerdir. Bazan besin yagi almancasida speisefett diye geciyor devamindada mono-Diglyceride yaziyor Becel ve bizim zararsiz bitkisel dedigimiz bircok margarin ve meyveli yogurtlarda hatta yurt disindakiler icin soYluyorum Bäckerei lardaki breze dahil bircok ekmekde var”

    • Fatmanur Says:

      Mono-digliserit , paketli ekmeklerde, süt kremasında, dondurma ,hazır paketli lavaş pide gibi pek çok şeyde var. Dikkatli almalı. Istanbul halkekmeğin bile paket ekmeklerinde var.

    • Mehtapabla Says:

      Brezelin üstüne parlak olmasi icin domuz yagini sürdüklerini yillar önce duymustum .Birde bäckerei da calisan bir Türk arkadasim pastalarin % 90 inda ya domuz yagi yada alkol türü müslümanlar icin yasak seylerin katildigini söylemisti . Bana sen almazsin fakat cocuklarinada söyle onlarda almasinlar demisti Cok sükürki cocuklariminda disardan bir sey alma huylari yok.Bütün tanidiklarimida hazir Alman pastalarini almamalari konusunda uyarmaya calisiyorum.

  24. Mehtapabla Says:

    Cahidem dün ben hazir yogurt almayalim yogurdumuzu evde yapalim diye bir yazi basligi atsan diye düsünüyordum, bugün baktimki katkili gidalari konu almissin.Ayse hanimada cok tesekkür ederim böyle yazilarla bizleri bilgilendirdigi icin.
    Dün vaktim vardi biraz yemek sitelerine göz attigimda birisinin ilk defa yogurt mayaladigini (hemde yogurt makinasinda:) )yazmis oldugunu gördüm, yogurt mayalamada ne var niye böyle abartip insanlara zor bir seymis gibi gösteriyorlar. Birde sanki makinenin reklamini yapmis sanki makine olmadan mayalanmiyormus gibi .Almanin birisi esime yillar önce yogurt bizim icadimiz demis esimde olurogurt Türk bulusudur Türkler yüzlerce yildir yogurt yapiyor deyince adam demiski yogurt makinesini biz icad ettik siz nasil makinasiz yaparsiniz.Bizim bazi kadinlarimizda ayni düsüncede makinesiz yogurt yapilmaz düsüncesine dalmislar inanilacak gibi deyil Böyle ev gereclerini evde kalabalik yapan gereksiz bir alet diye düsünüyorum .
    Evde yapabilecegim bir ürünü kesinlikle hazir almak istemiyorum .Hayatimda recel ,yogurt,ve benzeri gibi ürünleri hic hazir almadim.
    Aldigim ürünlerinde icerigini okumadan almam .Yurtdisinda yasayan arkadaslar icin diyorumki Türk marketlerinde üstünde helal yazan her ürüne inanmayin icerigini okuyun ve sakincali ürünlerin listesi cantanizda daima bulunsun ne zaman nerden ne alacaginiz belli olmaz hemen cikarip bakma imkaniniz olsun.

    • ayşe Says:

      Mehtap abla,
      Aynen dediğiniz gibi, “yoğurt yapmak çok zor” olarak gösteriliyor. yoğurdu biz bile yapmıyoruz ki, bakteriye süt veriyoruz, o da bize yoğurt veriyor esasında.. Bu kadar basit. Makineye vs hiç gerek yok.

      Şu an taşındığım yerde, günlük süt bulmam mümkün olmuyor. Bulabilsem de büyük şehirlerde birine güvenmek mümkün değil sanki. Mecburen paket süt alıyorum ama AOÇ nin yoğurt yap kutuları var. İçinden mayası da çıkıyor. Katkı maddesi yok, sadece “süt” içerdiği yazıyor. Devletin de kurumu olduğu için güvenilir diye düşünüyorum. Henüz 3ltlik gelmediği için deneyemedim. 5ltlik olanı da tüketebilmem mümkün olmadığından, israf olmasın diye almadım. yakında deneyip, sonucu yazarım inşallah..
      Buradan deneyenler oldu mu?

    • huzunlugurbet Says:

      Sa arkadaslar,
      Uzun suredir sessiz takip ediyordum, yorum yazmayali bir yili gecti.Yaklasik 3 yildir bu siteyi hergun aciyorum ve surekli kontrol ediyorum.Allah razi olsun cahide hanim cok faydali bir is yapiyorsunuz.

      Soyeleyecegim yontemle yuzde yuz tutan yogurtlariniz olur.Mutlaka deneyin, herdefasinda yogrdum tutuyor bu yontemle.Tek alacaginiz bir yemek termometresi, benim kullandigim ucu uzun demir civi gibi olup digital termometredir.Faydasi direkt isiyi gosteriyor olmasi, yaniltma olmuyor.

      Yogurt bakterilerinin sayıları ideal sıcaklıkta ( 38-42 derece) arasidir.Ben bunun icin sutun isisini olcen bir termometre aldim.Sut kaynadikdan sonra soguturum yaklasik maya katildikdan sonra 42 derecede kalir sutum ozaman kavanozlars koyarim.
      Ortalama her 12 dakikada bir 2 misline çıkmaktadır. Yani size birisi maya miktarı için bir kilo süte iki kaşık diye iddia etse de siz bir kaşık maya koysanız sonuç 12 dakika fark edecektir.İçine koyduğunuz mayanın miktarı önemli değildir. Bir çay kaşığı yoğurtla da denerseniz aynı sonucu alırsınız. Çünkü bakteri sayısı geometik dizi ile ürer ve artar. Üretim zamanını çok az etkiler.

      Yoğurdun sert olmasını istiyorsanız sütu kaynatip, fazla suyunu ucurmalisiniz. Kesinlikle bilmelisiniz ki üretme ortamı ısısnı 38-42 derece arasında tutan bir yemek termometresi almak, alacağınız sonuc yuzde yuz tutan yogurt elde edersiniz.

      Hepinize sağlıklı günler dilerim.

      • Mehtapabla Says:

        Canim termometrede haklisin fakat herkes bulamayabilir onun icin annelerimizin yaptigi sekildede mayalayabiliriz.Oda söyle oluyor sütü kaynatip sogumaya baslayinca temiz yikadigimiz serce parmagimizi batirinca hafif isirir gibi yakiyorsa sütün sicakligi mayalamaya uygun demektir yaklasik 25 yildir ben böyle mayalarim vede cok sükür güzel tutuyor tabiiki termometre alanlar onunla yaparlarsa daha iyi olur.
        Birde ben yogurdumu pastörize sütten yaptigim icin kaynatmiyorum sadece mayalanacak sicakliga gelene kadar isitip 1 litre süte 1 kasik maya hesabiyla mayalayip soguk firina koyarim 4 saat sonra yogurdum hazir olmus olur.Önceleri etrafina battaniye sariyordum televizyondaki doktor firinda mayalayin dedikten sonra artik bu sekilde yapiyorum.daha pratik vede kolay.

      • ayşe Says:

        Teşekkür ederim yazdıklarınız için. Bir ekleme de ben yapayım, yoğurt mayalandıktan sonra, buzdolabına kaldırıp, ısısı düşürülünce, bakterilerin üremesi çok yavaşlar ve yoğurdunuz sulanmamış, ekşimemiş olur, dışarıda bırakırsanız, üremeleri devam eder.

        http://cahidejibek.com/2010/09/24/ev-yapimi-yogurt/

        Bu hazır gıdalara, bakteriler bile meyletmiyor sanırım, kolay kolay bozulmuyorlar. Bozulmayan, bayatlamayan, ekşimeyen her şeyden uzak durmakta fayda var.

        • ESMANUR Says:

          Bende evde yoğurt yapma imkanım olduğunda cahide ablanın tarifini uyguluyorum maaşallah çok güzel tutuyor.
          Çocuklarımı abur cubura alıştırmadık şükürler olsun.
          Hatta market ürünlerinden hiç tadını bilmedikleri şeyler bile var 🙂
          Bir şey yemek için heveslendiklerinde,
          Hııım kızım benim harika bir fikrim var biz bunu evde kendimiz yapalım mı?
          Hem de seninle harika oyunlar oynamış oluruz diyorum.
          Bana gülüyor çok güzel bir fikir anne sen harikasın diyor 
          Eve geldiğimizde de en çok keyifle yediği neyse onu yapmaya çalışıyorum.
          Mesela kek malzemelerini önüne koyup beraber kek yapmaya çalışıyoruz. Hem o çok eğleniyor hem de ben 🙂

  25. Hemşire Says:

    Selamünaleyküm.. Allah razı olsun Ayşe kardeşim çok faydalı bilgiler paylaşmışsın. Yalnız şu şekerli yiyecekler abur cubur konusunda annelerin çok çaresiz kalıp almak zorunda kaldıklarıda bir gerçek. Bunun yerine annelere evlerinde hurma bulundurmayı alışkanlık haline getirmeyi tavsiye ediyorum . Hem tatlı hemde çok besleyici bir nimet hurma. Faydalarını saymakla bitiremiyor uzmanlar. Bunun yanında kuru üzümler vb.kuruyemişler birer alternatif olabilir. Emin olun Ekonomik olarakta marketten alınan işlenmiş gıdalara ayırdığınız bütçeden daha fazlasını ödemezsiniz. Allah yar ve yardımcımız olsun…

    • ayşe Says:

      Aleykümselam,
      Evde alternatiflerin, kuru meyvelerin, çocukların seveceği şekilde sunumu hazırlanan kurabiye, keklerin çok büyük faydası olur. Çok küçük çocuklara bu tür bilgileri vermek, anlamalarını beklemek zor olabilir ama 7-8 yaşlarına geldiklerinde, anlatmak gerekiyor. Neyin içinde ne var…. Gerekirse doktorunuzdan yardım isteyin, çocuklarınıza birkaç cümle kursun. Okula başladıkları zaman, çantalarında acıktıklarında yiyebilecekleri şeyler olmasının da faydası olur. Ne yazık ki kantin alışkanlığı başladığında, aburcubur oranı artıyor.
      Bir de okula çocuklarınızı götürdüğünüzde, veli toplantılarınızda vs, kantinlerini de kontrol edin. Kullandığı salam-sucuğu, aburcuburu, kontrol edin, gerekirse şikayet edin.

      • Hemşire Says:

        Bizimkiler 2senedir okul yolundalar henüz ama şuana kadar kantinden 2 kez sandviç almamışlardır zaten üzerlerinde para bulundurmuyorum ne gerekirse hepsini evde hazırlıyorum ama beslenmeye konulan ekmekler biraz sıkıntılı çünkü evde yaptığım ekmeklerden sandviç yapamıyorum. Bim’in tam buğday sandviç ekmeklerinden alıyorum. Bütün bunlardan sonra onada güvenim kalmadı. Bu konuda alternatif fikri olan varsa sevinirim …

  26. ayşe Says:

    Ablacım şöyle söyleyeyim, şeker, yağdan daha zararlı. Ama bu külliyen hayatımızdan çıkarmayı gerektirmiyor, tam aksine hayattan çıkarmak da vucudun dengesini bozar. (bize helal kılınanlardan, harammış gibi uzaklaşmak da yanlıştır zaten) Helal yiyeceklerden ölçülü olarak yararlanmak lazım. Suyu bile çok içerseniz, zehir etkisi yapar, öyle düşünün. Şeker de böyle. .

    Çayımıza şeker atmamayı ısrarla öneriyoruz, çünkü bizim toplumumuz şekeri en çok çayla tüketiyor. Bir – İki tepsi kurabiyeye veya bir pastaya maksimum 1-1,5 bardak kadar şeker kullanıyorsunuz, onu da 6-7 kişi birkaç günde tüketiyorsunuz. Kişininpastayla kurabiyeyle günlük aldığı şeker miktarı, rahatlıkla tolere edebileceği, vücudun ihtiyacı olarak yakacağı miktarda oluyor. Ama günde 10 bardak çay içen bir insan, 2 şeker atsa, günlük tek başına 20 küp şeker almış oluyor, ki kuru kuru da yemiyor pastasındaki şekeri de yiyor çayın yanında.Bu çok kötü işte. Sindirebileceğinin çok üstünde olması bir yana, harcaması mümkün değil.

    O nedenle pastalarınızı balla yapmaya gerek yok, bal sadece şekerden oluşan bir madde değil, içindeki diğer özellikleri yüksek ısıdan etkilenir ve bozulur. Ayrıca balın maliyetinden kaçacak aileler, kurabiye-pasta yapmayı da bırakır, market raflarında daha çok sürünür hale geliriz. Ben sizi uzun süredir izliyorum, tariflerinizi hem bir mutfak işçisi hem de bir doktor olarak okuyorum, gayet sağlıklı yapıyorsunuz bu işi ve öyle yapmayı da öğretiyorsunuz. Size anne diyen, 4 kardeşim var, onların da sağlıkları yerinde Allah’a şükür.

    Bu işin sağlaması, çocuklar ablacım. Çocuklarınız sık hastalanmıyor, hastalansa da çabuk iyileşiyor, namazlarını kılıyor, haram-helal nedir biliyor ise, siz onların boğazından helal olanları geçirmişsiniz demektir.

    Allah’a şükür.

    (not: yazıdaki dondurmaya, ev yapımı dondurmanın linkleri de ekler misiniz acaba?)

    • Mehtapabla Says:

      Ayse hanim siz bize bazi dini bilgilerde veren Ayse kardesimizmisiniz ? eger sizseniz imanli doktorlarimizin cogalmasi beni mutlu ediyor.Tekrar tesekkürler.

      • ayşe Says:

        Mehtap abla, uzun yazılar yazan Ayşe’ydim : ) resim ekledim artık.

        • Mehtapabla Says:

          Uzun yazilar yazan demeyelimde faydali yazilar yazan Ayse miz diyelim.iyiki seni tanidik canim. 🙂 🙂

  27. samira Says:

    Doktorumuzdan Allah razi olsun cok dogru bir yazi olmus. Bende elimden geldigince kendim yapiyorum. Tabiki Cahide Ablamdanda Allah razi olsun bizde cok emegi var.

  28. Fatma&CH Says:

    Yazınız çok önemli ve doğru.fakat yurtdişında yaşayan biri olarak çok zor durumdayız gerçekten.alışverişte her paketin arkasını okuyoruz..elhamdüllilah çocuklarım orda satılan şekerlerdn fln istemiyor biliyorlar.çok üzüldm işimiz zor..ama hazır satılan herşeyin içinde katki maddesi var.herkes evinde herseyi kendi hazırlıyamıyor malesef.evde yogurt yapsam ne süt dogal ne yoğurt mayası.rabbim yardim etsin..haramlardan korusun..amin..

    • ayşe Says:

      Kardeşim yoğurt, vücuda yararlı bakteriler tarafından sütün mayalanmasıyla yapılır. Sütünüze güvenemiyorsanız, yoğurt yaparak tüketmekle daha az zarar görürsünüz. Maya konusunda, bir dahaki sefere memleketten dönerken, bir kavanoz yoğurt götürün, mayaladıkça bir iki kaşık yoğurdu maya için ayırıp, kullanabilirsiniz. yoğurdun mayası, yoğurdun kendisidir zaten, içinde biraz bakteri içermesi yeterli, o bakteriler uygun sıcaklığı bulunca çoğalıp, sütünüzü mayalarlar.

  29. ayşe Says:

    http://www.cocukendokrindiyabet.org/

    Çocuklarınızın sağlığıyla ilgili, diyabet-şişmanlık- kemik sağlığı- boy kısalığı- büyüme-ergenlik-guatr- gibi sorunlarla ilgili bu siteye başvurabilirsiniz. Basit öneriler mevcut.

    İncelemenizi mutlaka öneririm.

  30. hülyamız=) Says:

    çok bilgilendirici her kelimesi çok önemli bu yazı için Allah senden razı olsun ayşeciğim. senin gibi doktorlara senin gibi gençlere çok ihtiyacımız var.
    kilo konusunda toplumda çok yanlış bir inanış var. ne kadar şişmansan o kadar sağlıklısın. daha ilkokulda olup kiloları sebebiyle yetişkin vücuduna sahip çocuk dolu. ama anneleri bu çocuklarla gurur duyuyor. bunu, çocuğuna ne kadar iyi baktığının ispatı gibi görüyor. 7 yaşında bir oğlum var. kola nın ne olduğunu bilmiyor. abur cubur konusundada hassas davranmaya gayret ediyorum. zayıf denecek kadar az kiloda bir çocuk. ama çok şükür çok sağlıklı. bende zayıf bir bayanım ama herkes(buna kendi annemde dahil) benim yemediğim için, kendime iyi bakmadığım için zayıf olduğumu söyleyip duruyorlar. çok yemenin zararlı olduğunu, aç gezmediğimi ama ihtiyacım kadar yediğimi anlatamıyorum.
    sabah kahvaltısında kola içen hatta sabah aç karnına kola içen çocukları biliyorum. uyarmak istediğimde çocuktan önce annelerinin tepkileriyle karşılaştım. şişmanlığı marifet sanan ve şişman çocuğu sağlıklı çocuk gören bu kafalar değişmediği sürece obezite artarda azalmaz.
    hazır gıdalar benide çok korkutuyor. bazı yoğurtlarda garip bir koku var. salam sucuk konusuna hiç girmiyorum.
    birde ayşeciğim, paket halindeki pastörize sütlerin çocuklarda erken ergenliğe girmeye sebep olduğunu duymuştum, bu doğru mu?

    • ayşe Says:

      Asıl sizden Allah razı olsun, oğlunuza ne kadar güzel bakıyorsunuz, ne iyi bir annesiniz : ) Çok mutlu oluyorum ben böyle anneleri gördükçe.

      Hülya abla, dediğiniz gibi toplum olarak kilo konusundaki algımız çok kuvvetli Onu değiştirmedikçe, şişmanlarken -neden şişmanladığımızı- düşünemez oluyoruz. Hanselle Gratel’in masalı var ya hani, onun gibi bişey, bizi şişmanlatıyorlar. Çok zayıf olmayı da televizyonlarda övüyorlar ki kat kat mutsuz olalım. Obezite “biraz kiloluyum” diye geçiştirilecek bi durum değildir, kesinlikle tedavisi şart bir hastalıktır. Kilo hastalıktır, bunu kabul edelim.
      Şişman şişman insanlar hangi bedir’e koşacak, hangi mekkeyi görecek? Hele birileri açlıktan ölürken, şişmanlıktan ölmenin hesabını nasıl veririz?

      Kiloyu etkilleyen tek faktör yediklerimiz değil, genetik yapımız da çok belirleyici. Anne babamız kalıplı insanlarsa, çocuklarımız da öyle olacak. Oğlunuzun zayıf olmasında hem beslenmesinin hem de sizin genetiğinizin etkisi var. Bir de yaşı itibariyle çok hareketli, metabolizması çok hızlı. yediğini yakıyordur, yakında boyu uzamaya başlayacak, o zaman da biraz daha zayıflayabilir.

      Kilonun hastalık olan kısmı farklı. Tedavisi şart olmasına rağmen, çok zor malesef. Ben çok şişman çocuk gördüğümde annelerini azarlıyorum. Çocuklarına çok kötü bakıyorlar demektir. Hadi büyükler metabolizmamızın yavaşlaması nedeniyle biraz kilo alsın, kadınlar doğum yapıyor kilo alsın, ama güzel beslenen bir çocuk şişmanlamaz. Vücut çok büyük bir fabrika, öyle çıtkırıldım değil, hele çocuklarınki çok hızlı, çok yakıyor. Büyük büyük hatalar yapmadıkça, sağlıklı bir çocuk kilolu olmaz zaten.

      Erken ergenlik konusunda, araştırmalar devam ediyor.

      Kutu Sütlerle ilgili çok soru var zannediyorum;
      http://www.agri.ankara.edu.tr/sut/st/sut_soru_yanit.doc‎
      linkteki dosyayı inceler misiniz ablacım?

  31. ayşe Says:

    Sofra kültürüyle ilgili basit bişey daha ekleyeyim mesela. Şekerden bahsetmişken, tuzdan da bahsetmiş olalım.

    Zamanında avrupanın bir ülkesinde, sanırım fransaydı, aradan zaman geçtiği için ülkeyi net hatırlamıyorum, toplumdaki hipertansiyon hastası oranı çok yüksek bulunmuş. Devlet, lokantalardan masalarında duran tuzlukları kaldırmasını, ekmekteki tuz oranının azaltılmasını yasalarla korunur hale getirip, toplum sağlığı adına büyük bir adım atmış. Hipertansiyon da 5-10 yıl içerisinde azalmış.

    Bakın çok basit bir çözüm, sofranıza tuzluk koymamak.
    Biz de bir el alışkanlığı var, tuzluk görünce, çorbanın tadına bile bakmadan ekiyoruz. Koymazsanız, sofraya getirmezseniz, o tuz ekme hareketinden de kurtuluruz.

    Tuz vücutta fazla bulunduğunda, böbrekler tarafından idrar yoluyla atılmak zorundadır. Tuzun fazla olmasını vücut asla istemez, çünkü damarlarınıza su çeker, damar içindeki kanın miktarı artar, basıncı artar. Çok tuz alırsanız, böbrekleriniz daha çok çalışmak zorunda kalır ve zamanla aldığını atamaz hale gelir ve hipertansiyon hastası olursunuz. Hipertansiyonu yani yüksek kan basıncını, damarlarınızın duvarına yüksek basınçla sürekli çarpan birşey olarak düşünün. Tüm vucudunuzdaki damarlar, bu basınçtan zarar görür. Hipertansiyonun en basit etkisi budur.

    Çözüm: Sofraya tuzluk koymayın, getirmeyin.

    • Toprak Says:

      Selamun aleykum Ayşe ablacım. Yorumlarının, yazılarının farkını hep hissediyordum. Allah senden razı olsun, hep bizimle kal inşaAllah.

      Benim de hazır konusu açılmışken sormak istediğim bir konu, tuz…
      Ben sanırım biraz fazla tuzlu yiyorum. Hani yemeğe mutlaka tuz eklerim. Annem babaanneme bakarken tansiyonu olduğu için tuz atamıyordu yaptığı yemeklere ya da çok çok az atıyordu. 15 yıldır da bu alışkanlığını kaybetmedi. Hala çok az tuzlu yapar. Ama ben alışamadım, ekleme yapmadan tat alamadığımı hissediyorum. Annem normal tuzlu yapsa belki ekleme yapmaz mıyım bunu da düşünüyorum bazen ama bir de şöyle bir fikir var aklımda. Belki hiç alakası yoktur ama şöyle bir bağlantı kurdum. Ben tansiyonumu ölçerim arada. 12-8 normal derler ya, benim o 12 genelde 8-10 gibi çıkar. Hani ekstra tuz atmama rağmen 12+ hiç görmedim. Acaba vücudumun tuza ihtiyacı var da o yüzden mi ben ekleme yapmak istiyorum. Bunun mantığını sen bilirsin tabi, ben uzun süredir kafamda ki soruya cevap bulmak amacıyla paylaşıyorum ablacım 🙂

      • ayşe Says:

        Aleykümselam : )
        Kardeşim, yemeklere hiç tuz eklemeseniz bile, sebzelerin/meyvelerin/ ekmeğin vs. içindeki tuz miktarı bizim günlük ihtiyacımızı aşağı yukarı karşılıyor. Bizim fazladan eklediklerimizin tümü, böbreklerimize iş yükü olarak dönüyor. Sanırım anneniz, az tuzlu pişiriyor babannenizden ötürü, siz de tuz ekliyoruz.. Malum göz kararı bu. Az tuzlu derken, kaç mg tuz aldığınızı bilmiyorum. Yaşınız ve hipertansiyona genetik yatkınlığınız da önemli. Ailenizde kalp hastalıkları, hipertansiyon, diyabet varsa siz risk taşıyorsunuz demektir.
        12/8 e gelince, normal kan basıncı kişiden kişiye değişiyor.. Bayanlarda biraz daha düşük oluyor bu değer, benim sistolik basıncım 10 u geçmiyor mesela.. Genel populasyona bakılarak ortalama belirlenmiş bir değer bu. Dışarıda tansiyonu 16 olup da hiç farketmeyen insanlar var. Ama bu basınçtan yıllar içinde damar duvarları zarar görüyor.
        Allah insanın vücudunu, öyle çıtkırıldım yaratmamış, o kadar çok koruyucu mekanizma var ki.. Böbrekleriniz sizi koruyor olmalı ki 12+ olmuyorsunuz, ama ne zamana kadar bu böyle sürer bilemeyiz. benim aklıma “ellerimizin ayaklarımızın” bizden hesap soracağı gün geliyor, kendi bedenime/ruhuma zulmetmekten sana sığınırım diye dua ediyorum. Vucudunuzun tuza ihtiyacı yediklerimizle karşılanıyor kardeşim, fazladan ektiğimiz o tuzluk böbreklerimize ve damarlarımıza sıkıntı sadece. Fazlasını olduğu gibi idrarla atılıyor, emin olun.

        • Toprak Says:

          Allah razı olsun ablacım, verdiğin bilgiler çok değerli.
          Ben masaya tuzluk getirme işinden en iyisi vazgeçeyim 🙂

  32. ayşe Says:

    Cahide abla, duyarlılığınız için çok teşekkür ederim. Konu çocuklar olunca, ne kadar söylesek az kalıyor. Eklemek istediğim birkaç şey daha var, onları da yorum olarak yazayım.

    Hastalıkları iyileştirmek büyük bir marifet değildir, asıl marifet olan hastalığın hiç olmamasını sağlamak. Bu noktada görevin büyük çoğunluğu annelerimize düşüyor. İnsanlar ‘kaçamayız’ zannediyor, çocuklar isterse almaktan başka çare yok”, sanıyorlar. Oysa mümkün, olabildiğince azaltmak çok kolay.. Bir kurabiyeyi yapmak 15-20 dk alır, yaklaşık yarım saatte kendi kendine pişer. Aynı şekilde yemekler de böyledir. Günde 1 saatinizi de çocuklarının yemeğine ayıramayacaksa, doğurmasın kimse kardeşim, yazıktır.

    Çocuklarımız bize, onları – “çöp torbasına” çevirelim, ne bulursak içlerine atalım- diye verilmiyor. Dahası bir insan, bir hayvan gibi beslenemez, bizler beslenmiyoruz, yemek yiyoruz. Besmeleyle başlayıp, nimeti verenin Allah olduğunu düşünerek, elimizdeki israf etmeden, abartmadan, kendi bedenimize sindirebileceğinin/harcayacağının çok çok fazlasını yiyip zulmetmeden, -biz bize helal kılınanları seçerek, yemek yeriz.-

    Soframız vardır, yemek tüm ailenin buluştuğu/konuştuğu/birbirini gördüğü bir noktadır. Sofra adetimiz toplum olarak en güzel özelliklerimizden biri. Ne yazık ki mantar gibi heryerde fastfood zincirleri kuruldu, sofralarımızı yok etmek için. Sofrasız kalan çocuklar, “bozuk yağda kızart, hamurun içine koy, ketçapla, ver” mantığıyla çalışan, her gün ürünlerinde böcek, domuz mamülü tespit edilen teröristlerin eline düştü. Market raflarını kuşattılar, tarlaların çoğuna hormonlarını, kimyasallarını soktular. Kimyasal silah olarak bugün, gıdalar kullanılıyor. Sessizce yapılıyor, sizlerin rızasıyla yapıldığı için de dikkat çekmiyor. Bu firmaların israil-abd-ingiltere menşeili olması dahi, onlara uğramamak için yeterli sebeptir. Çocuklarınıza, evinize, sofranıza saldırmalarına razı olmayın.

    Çocuklarınız evde normal yemesine rağmen, kilo alıyorsa, sık sık enfeksiyon geçiriyorsa, hastalanıyorsa, hastalandığında zor iyileşiyorsa, bir yerde bir yanlışlık var demektir. İnsan bedeni öyle kolayca hasta olmuyor. Oluyorsa, düzenini bozmuşsunuzdur. Lütfen böyle durumlar yaşadığınızda, “ilaç kullanırız geçer” mantığıyla yaklaşmayın. Tedavinizin en büyük parçası olarak, bu hastalıkların ortaya çıkış sebeplerini araştırıp, düzeltin. Yapılamayacak şeyler değil. Belki ucuz ürünler almayı ekonomik olarak uygun buluyor olabilirsiniz ama çocuklarınızın yakalanacağı bir hastalığın maddi-manevi maliyetiyle karşılaştırdığınızda, büyük zarar ediyorsunuz.

    Yazıda olabildiğince çok kullanılan ürünlerden bahsetmeye çalıştım, sizlerin de bildiğiniz bu tür gıdalar varsa, yorum olarak paylaşın, ne kadar çok kişi okursa, o kadar iyi.. Tekrar teşekkürler.

    Ayşe

  33. Cahide Says:

    Bu aralar benim kafamı en çok meşgul eden konu şeker! Şekerin bağımlılık yapıcı, hatta uyuşturucu gibi olduğu ve kanserin baş sebeplerinden biri olduğu düşüncesi tedirgin edici. Yediğimiz her şeyde şeker var. Hazır gıdalarda ketçaptan, konserveye kadar her alanda kullanılıyor. Çayımıza şeker atmamayı bir marifet gibi biliyoruz ama şuruplu tatlılardan vazgeçemiyoruz..:( Pasta ve kurabiyeye bal eklemek istiyorum fakat yüksek ısı balın yapısını bozuyormuş. Esmer şekerin beyaz şekerden pek farklı değilmiş. O halde alternatifimiz ne olacak? Hiç yememeyi nasıl başaracağız????

    Bunun yanında doğal olmayan tavuklar, yumurtalar, ineklere yedirilen yemler sebebiyle etler, sebze meyveler için kullanılan hormonlar… Say sayabildiğin kadar… Hatta başka bir Dr. izleyicim de kabartma tozlarının kemik erimesi yaptığını yazmıştı. En iyisi ben bu işi bırakayım…:((

    Allah razı olsun Ayşeciğim, şahsım adına yazı çok faydalı oldu…

    • ayşe Says:

      Ablacım şöyle söyleyeyim, şeker, yağdan daha zararlı. Ama bu külliyen hayatımızdan çıkarmayı gerektirmiyor, tam aksine hayattan çıkarmak da vucudun dengesini bozar. (bize helal kılınanlardan, harammış gibi uzaklaşmak da yanlıştır zaten) Helal yiyeceklerden ölçülü olarak yararlanmak lazım. Suyu bile çok içerseniz, zehir etkisi yapar, öyle düşünün. Şeker de böyle. .

      Çayımıza şeker atmamayı ısrarla öneriyoruz, çünkü bizim toplumumuz şekeri en çok çayla tüketiyor. Bir – İki tepsi kurabiyeye veya bir pastaya maksimum 1-1,5 bardak kadar şeker kullanıyorsunuz, onu da 6-7 kişi birkaç günde tüketiyorsunuz. Kişininpastayla kurabiyeyle günlük aldığı şeker miktarı, rahatlıkla tolere edebileceği, vücudun ihtiyacı olarak yakacağı miktarda oluyor. Ama günde 10 bardak çay içen bir insan, 2 şeker atsa, günlük tek başına 20 küp şeker almış oluyor, ki kuru kuru da yemiyor pastasındaki şekeri de yiyor çayın yanında.Bu çok kötü işte. Sindirebileceğinin çok üstünde olması bir yana, harcaması mümkün değil.

      O nedenle pastalarınızı balla yapmaya gerek yok, bal sadece şekerden oluşan bir madde değil, içindeki diğer özellikleri yüksek ısıdan etkilenir ve bozulur. Ayrıca balın maliyetinden kaçacak aileler, kurabiye-pasta yapmayı da bırakır, market raflarında daha çok sürünür hale geliriz. Ben sizi uzun süredir izliyorum, tariflerinizi hem bir mutfak işçisi hem de bir doktor olarak okuyorum, gayet sağlıklı yapıyorsunuz bu işi ve öyle yapmayı da öğretiyorsunuz. Size anne diyen, 4 kardeşim var, onların da sağlıkları yerinde Allah’a şükür.

      Bu işin sağlaması, çocuklar ablacım. Çocuklarınız sık hastalanmıyor, hastalansa da çabuk iyileşiyor, namazlarını kılıyor, haram-helal nedir biliyor ise, siz onların boğazından helal olanları geçirmişsiniz demektir.

      Allah’a şükür.

    • ayşe Says:

      Ha bir tek, tariflerinizde süt reçelinin çok sık yapıldığı dönemde, kullanılan şekeri fazla buldum Cahide abla. Reçelin çok lezzetli bir şey olduğuna eminim ama yaptığı gün ekmeğe sürülerek bitirilen süt reçeli sıkıntı yaratabilir. Ama onu da insanlar uzun süre devam ettirmez diye düşünmüştüm, öyle de oldu. Bir süre sonra vücut zarar göreceğini öngörür, o şeyden kendi kendine uzaklaşır. hani bazen çok yediğimiz şeyler bize güzel gelmez. Bu da beynimizin, bizi korumak için yaptığı birşey.

      Şekeri yok etmeye kesinlikle lüzum yok ablacım, günlük kişi başı ne kadar şeker aldığınıza bir bakın, düzeni korumak için bu yeterlidir. Dediğinzi gibi Esmer şekerle normal şekerin de bir farkı yok. Bizim için önemli olan, kandaki şeker miktarı. Onun bir düzende tutulması lazım. Kan şekerini hızlı yükseltip, hızlı düşüren, glisemik indexi yüksek gıdalar var. Bunları düşük glisemik indexli gıdalarla değiştirmek, çok sağlıklı.

      Mesela sofralarımızdan pirinç pilavını azaltıp, bulgur pilavına geçmek gibi.. Hiç yemeyin demiyorum kesinlikle. Pirinç de yiyin. Ama bulguru daha çok tercih edin.
      Bu konuda gereksiz yasaklar koymak, asıl yasak olanların bilincini göreltiyor. Rabbimizin yasakları da azdır. Domuz ve alkol haram. Helal olan birçok şey var, onların da israfı/ziyanı günah. Dengemiz bu.

      Glisemik indexle ilgili : http://www.turkdiab.org/haber2.aspx?h=23
      linkteki yazıyı okuyabilirsiniz ablacım.

    • ayşe Says:

      Kabartma tozuna gelince, sakın bu sebeple bu işi bırakayım vs demeyin. Kabartma tozu, alkali maddelerden biri, sodyum bikarbonat. Sodyum ve bikarbonat iyonları, fazla alındığı takdirde, böbrekten atılması gerekir. Normal tuz da sodyum klorürden oluşuyor, aynı mantık, fazla alıyorsanız, atmak lazım. Çok çok aşırı ve uzun süre boyunca alırsanız (aşırrdan kastım çuvalla kabartma tozu yemek) böyle yaparsanız elbette, böbrekleriniz yetersiz kalır, böbrek yetmezliğine girersiniz. Ki böbrek yetmezliğiniz varsa, sebep olacağı sorunlar içinde, kemik erimesi sizin en küçük sorununuz olur.

      Pasta yaparken kullandığınız kabartma tozunda bir sorun yok ablacım, zaten bir tatlı kaşığı kadar kullanılıyor, o da bir sürü porsiyona bölünüyor, bir anda değil, bir süreç içinde tüketiliyor. Kabartma tozuyla kendini böbrek yetmezliğine sokan, kemiklerini eriten, öldüren yok, içiniz rahat olsun.

      Siz bu işi hiç bırakmayın : ) Sırf margarinleri hayatımızdan çıkarmış olmanız, ev yoğurdu yapmanız bile herşeye değer.
      Bu işi çok zor gösterecek cümleler kurmamak lazım, o zaman yapılmıyor. Basit ve çok kolay uygulanabilir adımlarla, çok ciddi sağlık sorunlarını önleyebilirsiniz.

  34. misafir Says:

    bu abur cubur dediklerinizde yada çikolatada domuz yağı gerçekten var mı? paket ürünleri dediğinizde çok genel algıyorum ben. bisküvieri de kullanıyoruz pasta yapımlarında bu nasıl olacak. :(( krem şantiler de var. cahide ablada kullanıyor bu ürünleri. napcaz cahide abla. benim çok kafam karıştı. neyi almalı neyi almamalıyız. her seyde bi bozukluk, düzensizlik… :((

    • ayşe Says:

      Bugün markete gidip, çok sık aldığınız ürünlerin içeriklerini, kullanılan malzemeleri okuyun.Özellikle çok küçük yazılıları okuyun, bilmediklerinizi, internetten araştırın. Mutlaka kalorilerini de okuyun.

      En basitinden 400 kaloriden aşağıya çikolata-gofret türevi yok. Kilosu, yaşı, aktivitesi, ortalama olan bir insan maksimum 1300-1500 kaloriye ihtiyaç duyar. Bunun üçte birini sizi doyurmayacak, beslemeyecek, dahası içinde ne idüğü belirsiz tek bir çikolatayla kapatırsanız, o gün yiyecekleriniz size fazladır. Çikolata normalde yararlı birşey, insanı mutlu da eder ama kakao oranlarına dikkat ederseniz yüzde 13-15lerde geziyor. Gerisinin ne olduğunu bilmiyoruz, bağımlı gibi yiyoruz. bağımlı hale getiriyor olması korkunç. Bir tabak ev yemeğinin kalorisini de hesaplayın,
      karşılaştırın, hesabınızı yapıp, sonra gelip burada da paylaşın kardeşim olur mu? .

      Hayatınızdan külliyen hepsini birden çıkarabileceğinizi söylemiyorum ama olabildiğince azaltmak da kendinize yapacağınız en büyük iyilik olur .

      Şöyle hesaplayın, bir paket bisküviyle pasta yapsanız, maksimum 2-3 dilim yiyeceksiniz, yiyeceğiniz bisküvi miktarı çok düşecek. Ama oturup sadece bisküviyle, abur cuburla beslenmeye başladığımızda, bize ne yediriyorlarsa ona dönüşürüz.

      helal sertifikalı pasta malzemeleri, tavuk ürünleri var, arayan bulacaktır.

  35. gökkuşağı Says:

    Selamun aleykum
    Allah razi olsun. Rabbim Kaleminize yureginize kuvvet versin. Azsonra ben de helal gida semineri vermeye gidecegim. Biraz vaktim vardi siteye bakayim dedim yaziyi okuyunca motivasyonum arttı 🙂 tıbbi acidan da yeni bilgiler edinmiş oldum. Rabbim bildiklerimizle amel etmeyi ve baskalarina da anlatabilmeyi son nefese kadar nasip etsin inşallah.
    Cahide hanimcim ne kadar hassas ne kadar duyarlı davranıyorsunuz. Allah gayretiniz artirsin inşallah. Bayramda
    aydina annemin yanina geliyorum hep aklimda olacaksınız. hani bir keresinde mescitte gonul dostlarınızla karsilasip tanismistiniz ya bakarsiniz bize de nasip olur 😉 gözlerim arayacak sizi. Selam ve dua ile

    • Cahide Says:

      Kısmet kardeşim, Rabbim nasip ederse neden olmasın…

    • ayşe Says:

      Aleykümselam,
      Seminerinizden bizimle de paylaşsanız : ) ne güzel olur.

      • gökkuşağı Says:

        Yoğun bir gündü cevabı yeni okuyabildim. Talep ederseniz seminer vermeye çalışırım. Gerci benim 3 numaranin seminerin ortasında tuvaleti gelince ve başka kimseyi de yaptirmasi icin kabul etmeyince on dk ihtiyac molasi vermek zorunda kaldik bugun 🙂 kucuk kızım sizinle adas bu arada. Birakacak yer bulamazsam Bu şartlarda kabul ederseniz verebilirim. Sizin bildiklerinizden fazla olmayabilir yalnız bildiklerim 🙂 oldukça kapsamlı bir makale olmus. Sevgilerimle. …

        • ayşe Says:

          Seminer imkanımız olmaz zannediyorum ama bildiklerinizi yorum olarak aktarabilirseniz..diye düşünmüştüm : ) Adaşıma selamlar.. Başka kimse yaptırmasın tabi : )

          • gökkuşağı Says:

            🙂 yanlış anlamışım.
            Birşey soracaktım bilginiz var mi acaba ya da Cahide hanim belki daha önce bahsetmistir kacirmis olabilirim. Mikrodalga Fırın kullanımı hakkinda ne düşünüyorsunuz ? Ben yaklaşık iki aydır kilere kaldırdım kullanmamak icin ama eşim o zaman telefon bilgisayar falan da kullanma rafyasyondan kacmak için diyor
            Malum farklı görüşler var. Fikirleri olan varsa cevap bekliyorum.

            • Cahide Says:

              Bu soruya Ayşe’de cevap verecektir belki ama, ben şahsım adına söyleyeyim. Mikrodalga kullanmıyorum. O kadar kısa sürede pişirmesi normal değil. Bu konu henüz netliğe kavuşmamış, pek çok kişi farklı fikirler ortaya atmış ama dediğim gibi ben kullanmıyorum. Almayı da düşünmüyorum.

              • ayşe Says:

                Ve evet, Cahide ablanın dediği gibi,, çok yüksek ısıda ve hızla pişen/ısıtılan gıdalardaki proteinler denatüre olur, yani DNA ları bozulur kardeşim. Radyasyon saçması da cabası.

                Mikrodalga fırınlar, hazır-dondurulmuş-paket ürünlerle amerikalılar beslenebilsin diye icat edilmiş gibi makinalar. Bizim ihtiyacımız yok bunlara diye düşünüyorum.

                • gökkuşağı Says:

                  Allah razı olsun. Linkteki araştırmayı da inceledim. Aslında noniyonize radyasyon olarak tanımlanmış zararsiz oldugu görüşünü detaylandiran bir makale. Ama ben de kararlı davranayim. Hem helâl gıdadan bahsederken modern teknoloji bizim helal rizkimizi fabrikalarinda ifsad etti diye anlatıp hem de kendi mutfagimda çocuğumun sütünü batı icadı şüpheli bir alete koymayayim di mi 🙂 Allah ilminizi artirsin kardeşim . Muhabbetle…

            • ayşe Says:

              Mikrodalga fırınların kanser riskini artıracağına dair yayınlar mevcut. İncelerseniz linkte bunlardan biri var:
              http://www.cancerresearchuk.org/cancer-help/about-cancer/cancer-questions/radiation-microwaves-and-cancer#research

              Yiyecekleri radyoaktif hale getirmiyor ama mikrodalga fırın çalışırken, fırının karşısında duran, yada yakınında bulunanları etkiliyor. Genellikle mutfak tezgahının üzerinde oldukları ve bizim göğüs hizamıza denk geldikleri için, meme kanseri konusunda suçlanıyor mikrodalga fırınlar. Bu zamanda radyasyondan tamamen kaçmak çok zor ama azaltılabilir. Ben mikrodalga kullanmıyorum.

            • ayşe Says:

              Bir benzer sorun da, lazer epilasyonlarda var. Normalde lazeri tıpta tedavi amaçlı, gerekli durumlarda kullanıyoruz. Ama her yerde, iki gün kursa gidip, lazer epilasyon merkezi adıyla açılmış, yerlerde sakın bu tür şeylere girişmeyin. Dahası, epilasyon için lazeri önermiyoruz. Deriyi kaç kat geçtiği, kaç hücrenin DNA sını, RNA sını etkilediğini tespit etmek mümkün değil.

              Bir taraftan da tamamen zararsız olduğu vurgulanıp duruyor, yahu ben tümörün dahi kökünü kurutuyorum aynı lazerle, normal hücre nasıl dayanacak? Kullandıkları lazer çok mu terbiyeli de, yalnız kıl kökünü etkiliyor, etraftaki hücrelere değmiyor? Öyle bişey yok kardeşim, radyasyon, karşısına çıkan ne varsa, dağıtır geçer.. Lazer epilasyon ve kanser üzerine araştırma yapılmadığı için, elimizde sonuçlar yok ama azıcık düşünürsek farkederiz… lazere başvurmak yerine, İğneli epilasyon yada klasik yöntemler kullanabilirsiniz.


menekse79 için bir cevap yazın Cevabı iptal et

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: