MEKKELİLER NASIL MÜŞRİK BİR TOPLUM OLDU?

MEKKELİLER NASIL MÜŞRİK BİR TOPLUM OLDU?

Selamun aleykum ve rahmetullahi ve beraketuhu,

Değerli kardeşlerim, gecen hafta çıkmış olduğumuz şirkin tarihsel yolculuğuna bu haftada devam ederek, yine doğru bildigimiz yanlışlardan birini gündemimize taşıyalım
istedim. Bu haftaki durağımız kendilerine yeni bir din, yeni bir resul, yeni bir kitap gönderilen mekke toplumu.

Bizim toplumumuzda Mekkeliler genellikle Allah’ı inkar eden insanlar olarak bilinir. Bu yüzden Allah subhanehu ve teala’nın kendilerine yeni bir mesaj gönderme ihtiyaci duyduğu düşünülür ve kafir ile müşrik terimlerinin eş anlamlı olduğu zannedilir. Sonuç itibari ile ikiside küfre götürsede, müşrik ile kafir farklı anlamlar içeren terimlerdir.

Müşrik; Allah’a inandığı halde O’na ortak koşandır. Varlıgına inandıgı ve kabul ettigi ilaha ortaklar edinip, onları O’na denk tutandır.

Kafir; Allah’ın varlığını ve tek ilah oluşunu hiç kabul etmeyen, reddeden, inkar edendir.

Bu terimlerin ne manaya geldigini öğrendikten sonra Mekkelilerin bizim zannettigimiz gibi Allah’i inkar eden bir toplum olup olmadıklarına bakalım kardeşlerim:

Onlar gercekten Allah’ı bilmiyorlar mıydı?

Yoksa bildikleri Allah’ı birlemekte mi zorlanıyorlardı?

Onlar nasıl bir Allah inancına sahiplerdi?

Nasıl bir inanca sahiplerdi ki, kendilerine yeni bir din ve Resul gönderilme gereği görüldü?

Her zamanki gibi bu yolculuğumuzda da azıgımız Kur’an’dan ayetler ve Sahih Sünnetten hadisler olacak insaAllah.

MEKKELiLER ALLAH’I BiLEN VE O’NU BAZI SIFATLARINDA BiRLEYEN BiR TOPLULUKTU

Değerli kardeşlerim, Kur’an ve Sünnette Allah subhanehu ve teala’nın kendilerine yeni bir uyarıcı gönderme ihtiyacı duyduğu Mekke toplumunu incelediğimizde, onların
durumunun hiçde bizim zannettigimiz gibi olmadıgını görüyoruz. Tam tersine Allah subhanehu ve teala’yı bildiklerini, kabul ettiklerini, bununla birlikte Allah subahenu ve
teala’yı kendilerinin yaratıcıları ve rızık vericileri olarak gördüklerine şahit oluyoruz. Yine onların Allah’ın bütün mülkün sahibi, bütün işleri idare eden, yaşatan ve öldüren
olduğunu da kabul ettiklerini görüyoruz. Haydi gelin hepberaber bize bu konuda tarihin o kesitlerinden bilgiler sunan ayetlere ve hadislere göz atalım.

Rabbimiz, Mekke müşriklerinin nasıl bir Allah inancına sahip olduklarını ayetlerinde söyle acıklamaktadır:

“Onlara kendilerini kimin yarattığını sorsan, muhakkak ki ‘Allah‘ derler.“ (Zuhruf Suresi, 87.ayet)

“Eğer onlara ‘Gökten su indirip onunla ölümünden sonra arza hayat veren kimdir?‘ diye sorarsan, muhakkak ‘Allah‘ diyeceklerdir.“ (Ankebut Suresi, 63. ayet)

“Onlara, ‘Gökleri ve yeri kim yarattı?‘ diye sorsan, muhakkak ki ‘Allah‘ diyeceklerdir.” (Zümer Suresi, 38. ayet)

“(Ey Muhammed O müşriklere) de ki: ‘Eğer biliyorsanız (söyleyin bakalım), yeryüzü ve yeryüzünde bulunanlar kimindir?‘ Diyeceklerdir ki: ‘Allah’ın.‘ Yine de ki: ‘Yedi tabaka
göğün Rabbı ve büyük Arş’ın Rabbı kimdir?‘ Onlar da diyeceklerdir ki: ‘Allah’tır.‘ Keza de ki: ‘Eğer biliyorsanız, (söyleyin bakalım) her şeyin hükümranlığı elinde olan, her şeyi himaye eden ve fakat kendisi himayeye muhtaç olmayan kimdir?‘ Diyeceklerdir ki: ‘Allah.‘“ (Muminun Suresi, 84-89 ayet)

Kardeşlerim, ayetleri okurken Mekkelilerin ne denli bir Allah inancına sahip olduklarını hayretler içinde gördük. Bugün bizim toplumumuzda kendisinin müslüman olduğunu söyleyen, müslüman bir aileden doğmayı müslüman olmak icin yeterli gören, bunun ötesinde müslüman kalmak için bir gayret ve zahmete girmeyen nice kimselerin müşrik diye adlandırdıgımız Mekkeliler kadar Allah inancina sahip olmadıklarını, yani Allah subhanehu ve tealayı bu denli tanımadıklarını sıkça görüyoruz.

Halbuki Mekkeliler Rablerini bu yönleriyle tanıdıkları gibi, bununla birlikte O’nu bazı sıfatlarında birliyorlardı. Bunu Allah Resulu sallallahu aleyhi ve sellem’den nakledilen
sahih hadislerden ögreniyoruz.

Allah Resulu sallallahu aleyhi ve sellem Mekkelileri tevhid dinine davet edip ona inananlar her geçen gün artmaya basladiğinda, Mekkeliler bu durumdan rahatsız olup
içlerinden kendisine saygı duydukları ve hitabetine güvendikleri Husayn b. el-Munzir el-Huzâî’yi göndererek onu bu davasından vazgeçirmesini istediler. Çünkü Mekkeliler aynı günümüzdeki bidat ehli gibi atalarının yanlış yolda olduklarını kabul etmek istemiyor, bu kabulun toptan tüm geçmişlerini yok saymak olduğunu cok iyi biliyorlardı.

Zaten tarih boyunca Allah subhanehu ve teala’nın gönderdiği hiçbir resul yoktuki, kavmini tek ilah olan Allah’a ibadete çağırdıgında “Biz atalarımızın yolunu bırakmayız.“ itirazı ile karsılaşmış olmasın. Çünkü insanın alısageldigi, yüzdeyüz dogru olarak kabullendiği, gereğinden fazla yücelterek hakkında türlü zanlar beslediği insanların, birden yanlış yolda olduklarını duymak, bunu kabullenmek gerçekten çok zor bir şeydir. Evet, Mekkeye geri dönelim:

“Husayn, Rasûlullah ’ın yanına girince:

‘Ey Muhammed!‘ dedi. ‘Birliğimizi bozdun. Gücümüzü böldün. Onu yaptın. Bunu yaptın. Mal istiyorsan mal toplayalım da malı en fazla olanımız sen ol. Kadın istiyorsan, seni
en güzel kadınla evlendirelim. Krallık istiyorsan, seni başımıza kral edelim.‘ Husayn sözlerini ve aldatmalarını sürdürdü. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem onun sözleri karşısında sessizce dinliyordu. Husayn konuşmasını bitirince Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem:

‘Bitirdin mi Ey Ebû İmrân?‘ diye sordu. Husayn:

‘Evet‘ dedi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle devam etti:

‘Sorduklarıma cevap ver.‘ Husayn:

‘Ne istiyorsan sor.‘ dedi.

‘Ey Ebû İmrân! Kaç ilaha ibadet ediyorsun?‘

‘Yedi ilaha. Altısı yerde, biri gökte.‘ (Bu bana tasavvufdaki sayılı gavsları hatırlattı)

‘Malını kaybettigin zaman kime duâ ediyorsun?‘

‘Göktekine duâ ederim.‘

‘Susuz kaldıgında kime duâ ediyorsun?‘

‘Göktekine duâ ederim.‘

‘Çocukların aç kalırsa kime duâ ediyorsun?‘

‘Göktekine duâ ederim.‘

‘Duâna icabet eden sadece O mu? Yoksa hepsi birden mi icabet ederler?‘

‘Elbette ki O tek başına icabet eder.‘

‘Peki, O tek başına icabet eder, tek başına sana nimet bahşeder ama sen ötekileri de ortak edersin. Yoksa senin aleyhinde ona karşı onların galip gelmesinden mi (sana zarar
vermelerinden mi) korkuyorsun?‘

‘Hayır. O‘na karşı güç yetiremezler.‘

‘Ey Husayn! Müslüman ol da sana Allah’ın fayda vereceği bazı sözler öğreteyim.‘ diyerek Allah Resulu Husaynı Islam’a davet eder.“ (Beyhaki hasen senetle rivayet etmiştir.)

Uzun bir hadisin bizi ilgilendiren bölümü böyle kardeşlerim.

Gördüğünüz gibi Mekkeliler Allah subhanehu ve teala’nın onların ihtiyaçlarını gidermede tek merci olduğunu gayet iyi biliyorlardı. O’na eş koştukları ilahların hiçbirinin bunlara güç yetiremeyeceklerini de çok iyi biliyorlardı. Hatta kendilerine zarar verebilecek bir güce sahip olmadıklarınıda kabul ediyorlardı.

Yani zarar verebilme gücüne sahip olanın sadece Allah olduğunun farkındaydılar. Onlarda aynı günümüzdekiler gibi bunu sadece Allah’a yaklaşmak için yapiyorlardı.

Bakın Mekkeliler şifayı vereninde Allah olduğuna inanıyorlardı. Sahih-i Müslim’in iman bahsinde gelen bir hadisde Ezdu Şenua kabilesinden Dımad adında rukye ile
efsun yapan birinin varlığından bahsedilir. Mekke’ye gelince Mekkeliler kendisine : “Bizim Muhammed cinlendi O’na okusan, çünkü Allah senin elinle birçok kişiye şifa vermiştir” derler.

Daha sonra Dimad Mekke sokaklarının birinde Allah Resulune rastlayınca: “Muhammed gel sana okuyayım olur ki Allah benim elimle sana şifa verir.” der.
Gördüğünüz gibi kardeşlerim Mekkeliler şifayı vereninde sadece Allah olduğunu, kendilerinin sadece bir vesile olduğunu bilen insanlardi.

Yine onlarin inançları hakkında hadislerde gelen bilgilere devam edelim. Uzunca bir hadisin bizim konumuzla ilgili bölümünde bir bedevi Allah Resulu’ne gelerek:

“Ben kabilemin sana (gönderdiği) elçisi ve onların temsilcisiyim. Ben sana (bazı şeyler) soracağım. Sana sorumu da sıkı tutacağım. Senden (bazı şeyler) isteyeceğim. Senden
isteğimi de sıkı tutacağım.” dedi. Allah Resulu:

“istediğini sor, ey Benû Sa’d’lı!” buyurdu. (Köylü) dedi ki:

“Seni kim yarattı? Senden öncekileri kim yaratmıştı? Senden sonrakileri kim yaratacaktır?”

Allah Resulu: “Allah” buyurdu. Köylü: “O halde, bunun hakkı için söyle, O mu seni Peygamber olarak gönderdi?”

Allah Resulu: “Evet” buyurdu. Köylü: “Yedi göğü ve yedi yeri kim yarattı, bunların arasına rızkı kim akıttı?” dedi.

Allah resulu: “Allah” buyurdu. (Köylü): “O halde, dedi, bunun hakki icin söyle, O’mu seni peygamber olarak gönderdi?”

Allah Resulu: “Evet” buyurdu. (Darimi)

Hadis bu sekilde devam ediyor kardeslerim. Yine bu konuda baska bir rivayette şöyle gelmektedir:

Yine bir gün Allah Resulune biri gelip: “Ey Muttalib’in torunu! Ben sana (bazı şeyler) soracağım. Soruda da sert davranacağım. Bu yüzden bana kızma!”

Allah Resulu: “Kızmam, aklına geleni sor. ” buyurdu. O dedi ki: “Senin ilahın, senden öncekilerin ilahı ve senden sonra geleceklerin ilahı Allah icin söyle, seni bize Peygamber
olarak Allah mı gönderdi?“

Allah Resulu: “Allah şâhiddir ki evet.” buyurdu. O: “Peki, senin ilahın, senden öncekilerin ilahı ve senden sonra geleceklerin ilahı Allah için söyle, kendisine hiçbir şeyi ortak
koşmayarak sadece O’na ibadet etmemizi, atalarımızın O’ndan başka tapmış oldukları şu ‘eşleri‘ alaşağı etmemizi sana Allah mı emretti?” dedi.

Allah Resulu: “Elbette!” buyurdu. (Darimi)

(Bir keresinde) Bedevilerden bir kimse geldi ve şöyle dedi:

“Ey Muhammed! Elçin bize geldi ve Allah’ın seni Resul olarak gönderdiğini, senin söylediğini iddia etti (doğru mu?)” Allah Resulü:

“Doğru söylemiştir” buyurdu. O zat:

“Göğü yaratan kimdir?“ diye sordu. Allah Resulü:

“Allah’tır.” buyurdu. Yine o:

“Yeri yaratan kimdir?“ dedi. Allah Resulü:

“Allah’tır.” cevabını verdi. O zat:

“Bu dağları diken ve onların aralarında (bunca) yaratıkları yaratan kimdir?“ dedi. Allah Resulü yine:

“Allah’tır” buyurdu. Bu sefer de o zat:

“Semayı yaratan, arzı halk eyleyen ve şu dağları yükseltip diken Allah’a yeminle soruyorum, Seni Allah mı Resul olarak gönderdi?“ dedi. Allah Resulü: “Evet” buyurdu.(Müslim,iman)

Hep birlikte gördüğümüz gibi kardeşlerim, Allah Resulu’nun kendilerine uyarıcı olarak gönderildiği Mekke toplumu hiçde bizim düşündüğümüz gibi Allah’ı bilmeyen, tanımayan, hatta O’nu bazı sıfatlarında birlemeyen insanlar değillerdi. Bunu size konuyu uzatmamak icin sadece birkaçını alıntıladığım ayet ve hadislerde açıkca gördük.

Tüm bu bilgileri okuduktan sonra sormamız ve sorgulamamız gereken şey şudur: Peki, bu kadar köklü ve genis bir Allah inancına sahiplerdi de, neden Allah subhanehu ve teala kendilerini müşrik olarak adlandırıp yeni bir resul gönderdi?

Demek ki kardeşlerim, kendilerine yeni bir resul gönderilmesi için insanların illa Allah’ı inkar etmeleri gerekmiyormuş. Sadece Allah’ı bilmeleri ve kabul etmeleride yetmiyormuş. Zaten tarih boyunca kendilerine resul gönderilen toplumlarda bu şekildeAllah’ ı toptan bir inkar çok az olmustur.

Ibrahim ve Musa aleyhimusselamın gönderildiği toplumları buna örnek gösterebiliriz. Ama genel itibari ile resuller hep Allah’ı bilen, kabul eden, O’na ibadet eden ama bu ibadetlerinde kendisine ortaklar edinen topluluklara gönderilmiştir.

Bizim toplum olarak genellikle yanılgıya düştügümüz nokta Allah tamamen inkar edildiğinde ve kabul edilmediğinde kişinin kafir olacaği düşüncesidir. Sadece Allah’tan başkası için namaz kılındığında, O’ndan başkasının önünde secde ve ruku yapıldığında Allah’a ortak koşulduğunun zannedilmesidir.

Halbuki kişi Allah subhanehu ve teala’ya dua ederken, sığınırken, yardımına çağırırken, korkarken, severken, ümid ederken, yarar ve zarar dokunduracak merci olarak görürken vs. ister bir şahıs, ister bir nesne,ister bir totem, ne olursa olsun Allah ile arasına bunlardan herhangi bir şeyi araci olarak koyarsa, Allah’a şirk koşmuş olur. Şirk budur. Müşrikte bu şekilde davranandır.

Mekkeliler Allah’ı bildikleri, iman ettikleri, bircok sıfatında O’nu birledikleri halde, Allah ile aralarına aracılar koydukları icin müşrik bir toplum olarak anılmışlar, bu davranışları sebebi ile kendilerine yeni bir resul gönderilmişdir.

Kardeşlerim, Allah subhanehu ve teala yukarıdaki hususların hiçbirinde insanlardan kendisine bu şekilde ortaklar edinmelerini istememiş ve bu şekilde davranmaları için bize delil (yani böyle davranmalarını emreden bir nas) indirmemiştir. Aksine onlarında bizim gibi birer varlik olduğunu ve hiçbir güce sahip olmadıklarını belirterek bizi uyarmıştır.

“Kendileri yaratılmış oldukları halde, hiçbir şey yaratamayan o putları (Allah’a) mı ortak koşuyorlar? Oysa onlar, ne onlara yardım edebilirler, ne de kendilerine yardım edebilirler.“ (A’raf Suresi, 191. ayet)

“Allah’ı bırakıp da kendilerine seslenip dua ettiğiniz kimseler de sizin gibi kullardır. (Eğer iddianızda) doğru iseniz, onlara seslenip dua edin de, sizin duanıza icabet etsinler.“ (A’raf Suresi, 194. ayet)

“Allah’ı bırakıp da dua ettikleriniz size yardım etmeye muktedir olamazlar; onlar kendilerine bile yardım edemezler.“ (A’raf Suresi, 197. ayet)

Allah subhanehu ve teala ayetleriyle bizi bu konuda uyardığı halde, malesef bugün O’ndan başkasına dua edenler, yardımlarına çağıranlar, onların fayda ve zarar verebileceklerini düşünenler, Allah’ı sever gibi putlaştırdıkları ilahlarını sevenler, sadece O’ndan korkmaları gerekirken, gönüllerinde baska korkular besleyenler günümüzde hiçte az değil.

Peki kardeşlerim o zaman soruyorum, müşrik diyerek söylerken dahi küçümsediğimiz Mekke toplumu ile bizim toplumumuzun arasındaki fark ne?

Halbuki Mekke toplumuda, bizim toplumumuz kadar Allah’ı bilen ve inanan bir toplumdu. Hatta hatta O’na ibadet eden bir toplumdu. Bunuda bir sonraki yazıda konu edelim insaAllah.

Hepinizi, sadece şirkden arınmış ibadetleri kabul eden Allah’a emanet ediyorum… O bize çok yakın olan, dualarımızı işiten, içimizden geçenleri bilendir.

“(Ey Muhammed) Kullarım sana benden sorarlarsa, ben, şüphesiz, onlara yakınım. Bana duâ edenin, duâ ettiği zaman, duasını kabul ederim. O halde, onlar da benim davetimi kabul etsinler ve bana inansınlar. Ola ki doğru yolu bulurlar.“ (Bakara Suresi,186.ayet)

SALİHA YILDIZ

Comments are closed.

Bir Yorum Bırakın :)

  1. Geri bildirim: Anonim
  2. Aleykum selam ve rahmetullahi ve berekatuhu Salihacığım;Allah razı olsun böyle toplumu bilinçlendirici yazılar hazırladığın için.Rabbim kolaylaştırsın,O’nun razı olacağı şekilde davranmamızı nasip etsin amiin.Fiemanillah.

    1. Saliha Yildiz says:

      Amiin kardesim, Rabbim hepimizden razi olsun ve bizi cennete girderecek ameller islemeyi nasip etsin. Rabbim hepimizi burdaki gibi cennettede bir ve beraber eylesin.

      1. Amiiin canım.

  3. Selamün Aleyküm ve Rahmetullah abla..Allah razı olsun çok güzel bir yazı olmuş. Rabbim kalemine,diline kuvvet versin.
    Ben yazıyı okudum ama biraz da şaşırarak okudum. Çünkü o zamanda Allah’a ortak koşan kişiler Peygamberimizle (sallallahu aleyhi vessellem) konuşmuşlar O’na sorularını yöneltip cevaplarını da almışlar. Buna rağmen nasıl inat edebilmişler anlamakta zorlandım. Bu zamandaki insanları hadi biraz anlıyorum diyeyim, yani kabul ayet ve hadisler var araştıran, doğruyu bulmak isteyen Allah’ın izniyle bulur ama o zamandaki kişiler Allah Rasulü ile konuştuğu halde nasıl şirke devam edebilmişler anlamak çok güç.
    Şu ayetler bile yeterli aslında bazı şeyleri kavramak için.
    (A’raf Suresi, 194. ayet) , (A’raf Suresi, 191. ayet), (A’raf Suresi, 197. ayet)…

    Fakat bazı insanlar diyor ki biz alim miyiz, Kur’an-ı Kerim’i ne kadar anlayabiliriz, Hadisleri ne kadar anlayabiliriz, ilim mi biliyoruz vs. E bende diyorum bilmiyorsan öğreneceksin Allah sana akıl vermiş araştır, öğren diye diyorum. Onun bunun dediğine tamam doğrudur deyip oturma diyorum. Bu sefer kimisi sen ne kadar biliyorsun diyor. Ben çok iyi bildiğimi iddia edemem bu komik olur, çünkü ben çok acemi ve yeniyim. Yolun Kur’an ve sünnet olsun deyince sanki çok anormal bişeymiş gibi algılanıyor. Yani bizler o kadar tembelleşmişiz, hazırcılığa o kadar alışmışız ki a kişisinin dediğini doğru kabul edip uyguluyoruz Kur’an ve sünnete bak denilince bizim aklımız ermez, biz anlayamayız, oluyor. Sonra da o kişilere akılsız demişim gibi konuşuyorlar hakaret etmişim gibi. Ben size hakaret etmiyorum siz kendinize hakaret ediyorsunuz diyorum ben de ne yapayım :). Ama öyle abla. Gülüyorum bakma sen bana. Kızıyorum bunu diyenlere de aslında benim kızdığım anlaşılmaması değil insanların kendisini bu kadar aşağılaması ve hocalarını yüceltmesi. Eee bunun sonucu olarak da gelsin psikolojik sorunlar, bunalımlar, sorunları aşamama korkusu(kendisini akılsız ve yetersiz gördüğü için), kendisini hor görme vs.
    Başka bi konu daha var ama bu konuyla alakası yok. Aslında yukarıda benzeri geçmiş. Mezheplerle ilgili. Selefilere karşı sert bakışı da anlamakta zorluk çekiyorum. Ben illa 4 mezhepten sadece birini tercih edecek değilim bunu tercih etmezsek sanki büyük günah işliyoruz gibi algılanıyor. Aslında biz kendimizi o kadar kısıtlamışız ki hareket edecek yer bırakmamışız kendimize. Allah Rasulü bizlere Kur’an ve sünneti bırakmadı mı? Bıraktı. O halde ben neden sadece A mezhebine göre hareket edeyim. Diğer mezheplerde de misal namaz konusunda hadisler var. Rasulullah bana bunları bıraktıysa ki öyle, o zaman benim en doğruyu bulmak için en sahih hadislere yönelmem gerekir. A mezhebindenim diye zayıf bi hadisle hareket etmem doğru olmaz sahih olanı varken. Ben çok yazmışım yaa. Anca fark ettim uyuyayım saat geç olmuş 🙂 Mezheple ilgili bişey yazmana gerek yok istersen. Sadece söylemek istedim ben. Cezakallahu hayr 😉

    Üsâme İbnu Zeyd (radıyalahu anhümâ) anlatıyor: “Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:
    “Kim, kendisine yapılan bir iyliğe karşı, bunu yapana: “Cezâkellâhu hayran (Allah sana hayırlı mükâfaat versin!)” derse teşekkürü en mükemmel şekilde yapmış olur” Tirmizî, Birr 86, (2036)

    1. Saliha Yildiz says:

      Büsracim, insanin hidayetini engelleyen en önemli etkenlerden bazilari sunlardir.
      1. Neredeyse tüm resullerin duyduklari ve muhatap olduklari atalarin yolu. Atalarinin yanlis yolda oldugunu kabullenememek insanlari dogrulardan uzaklastiriyor. Bunada eb büyük sebep gecmisin gereginden fazla yüceltilip onlari kusursuz görme hastaligi. Halbuki insan hem kendine, hemde baskalarina yüzde doksandokuz dogru oldugunu düsensede yüzde bir yanilma payi birakmalidir.

      2. Gercegi bile bile inat. Bununda altinda yatan en büyük etken kibirdir. Ebu Cehiller Allah Resulu sallallahu aleyhi ve sellemin dogru yolda oldugunu cok iyi biliyorlardi. Ama bu makamin, mevkinin kendileri gibi Mekkelilerin ululari, önderleri dururken Ebu Talibin yetimine verilmesini kabullenemiyorlardi. Bunu Ebu Cehilin kendi sözlerinde görüyoruz. Birgün Allah Resulune uygunsuz birsey söyleyen birini gördügünde diyor ki, “yaziklar olsun sana sen Muhammedin bu güne kadar bir yalaninimi yakaladin. Bizim ona inanmayisimizin sebebi bizim gibi Mekkenin ululari dururken bu payenin gidip O’nu bulmasidir.”

      3. Taassub yani gereginden fazla körü körüne baglanma. Taassub öyle bir seydir ki, insanin gözünü adeta kör eder. Kisi at gözlüklerini takat sadece kendi dogrularini görür. Ve bunu yaparkende hicbir ölcüsü yoktur. Kendi kabulleri herseyin üzerindedir o kisi icin.

      Yani Büsracim, Mekkeliler Allah Resulunun hak oldugunu biliyorlardi. Cünkü O’nu cok iyi taniyorlardi. Muhammedul emin ismini O’na kendileri takmisti. O’nu getirdiklerini kabul etmemelerinin sebebi yukarida saydiklarim ve birde rant kaygisiydi. Cünkü Allah Resulu’nun getirdigi din insanlari esitliyor ve bircok haksiz kazanca izin vermiyordu.
      Aslinda günümüzdeki olaylarla baglanti kurdugumuzda onlari cok daha iyi anlayabiliyoruz.

      Büsracim Allah Resulunun hadisleri bugün apacik ortada. Aynen kendisi varmis gibi. Ama demekki hidayeti engelleyen unsurlar insanda ayni olunca ha o dönemde yasamis, ha bu dönemde farketmiyor. Önemli olan dogrulara tüm bedellerini ödeme pahasina teslim olabilmek.

      1. Gerçeği bile bile inat maalesef ben de görüyorum. Soru sorduğumda cevapsız bırakıyorlar susuyorlar ve cevap veremeyince kendilerinin zoruna gidiyor bu sefer de tamam dediğin doğru olabilir burada haklısın diyorlar. Eee yani diyorum sonra kızıyorlar. İnsan kendisiyle çelişir mi hiç? Cevap veremedikleri için sinir oluyorlar ya da konuyu farklı yere çekiyorlar mesela bazı ayetleri açıklamaya çalışıyorlar ya da ben ayet inkar etmişim gibi Allah dostu yoktur demişim gibi konuşmalar dönüyor. Açıkçası kişilerin çok da üstüne gitmemeye çalışıyorum. Ama şu çok önemliymiş fark ettim ki dik durmak lazım. Net olmak ve yanlış olanı reddettiğimizde ık mık etmemek lazım. Ben az da olsa meyvelerini toplamaya başladım ama bunun kesin konuşmamla olduğunu hareketlerime yaptıklarıma çeki düzen vermemle olduğunu düşünüyorum.
        Taassubu tam olarak bilmiyordum bu açıklama çok iyi oldu gerçekten. Şimdi anladım. Abla aynen dediğin gibi. İnsanı öyle bir hale getiriyor ki kişi istediği kadar ben sevgime sınır koyuyorum desin bence sadece kendisini kandırıyor. Hocası, şeyhi de olabilir bu kişi ya da başka biri de. Bir insanı yücelttiğimiz zaman bir süre sonra sürekli onu düşünmeye başlıyoruz mesela tarikatlarda bu vardır sürekli şeyhi düşünme işte onun yüzünü, konuşmalarını, vs. Ama bu öyle bir hal alıyor ki tüm günün sadece şeyhini düşünmekle bile geçebiliyor. Mesela şu da vardır sohbette falan diyorlardı. Tarikata girince hani bu şeyh nasıl herkese yetişiyor diyoruz ya güya her insana onun bir ruhaniyeti mi ne veriliyormuş. Bu yüzden bişey yapacağın zaman şeyhinden utanacaksın aklına onu getir gibi şeyler söyleniyordu. İyi de o da insan ne özelliği var? Ben Allah’ı getireyim aklıma daha çok sakınırım günahtan. Adamın kendine hayrı var mı aciz o. Bana Allah yeter ben O’na sığınırım O korur beni.
        Zihniyet aynı olunca Allah Rasulü ile yüz yüze konuş ya da ilettiklerini oku fark etmiyor demek ki.

        İlim seviyesi de tabii aynı değildir. İşte ben de onlara anlatmaya çalışıyorum araştırın okuyun Allah bizlere akıl vermiş bizim görevimiz zaten bu, dinimizi öğrenmek ki ilim 3-5 seneyle bitecek değil ömür boyu bu uğurda çaba göstermek lazım. Ama açık konuşayım ben dinimizi günümüz hocalarını dinleyerek öğrenmeyi pek tercih etmek istemiyorum. Az çok biliyoruz bazı şeyleri. Aşağıdaki video mesela. Aslında bu tip kişilere hoca da demek istemiyorum bunlar saptırıcı resmen. Doğru olanı değil nasıl istediklerini anlatıyorlar heva ve heveslerine göre. Ben tercihimi mümkün mertebe eski alimlerden yana yapmak istiyorum. Daha az hata yaparım diye düşünüyorum en azından. Aşağıdaki videodaki hoca olarak adlandırılan şahıs beynini kullanmana gerek yok sen zaten aklını kullanamazsın okusan da bişeyi anlamazsın o yüzden yanlış da olsa doğru da olsa koyun gibi peşimden geleceksin demeye geliyor sözleri. İslama asıl zarar veren bunlar diye düşünüyorum ağır olacak belki ama neyse.
        Evet önceden de görüyordum mezheplerle ilgili de abarttıklarını düşünüyorum. Yani mezhep farklı olunca dini de mi farklı oluyor sonuçta ikisi de müslüman ama bazı hocalar durumu cıvıklaştırıyor. Ama çoğu insan dediğin gibi takım tutarcasına mezhebine bağlı olduğu için ayrılıklar meydana geliyor bunlar da müslümanlar için hoş olmuyor.

        Ben cümle sonlarını bağlayamıyor muyum ne 🙂 nasıl bitireceğimi şaşırıyorum. Bu kadar yazdım cevabın için çok teşekkür ederim abla..

        1. bsra sana bayıldım RABBİM AYAĞINI VE YÜREĞINİ DINIMIZIN UZERINE SABIT KILSIN. .ALLAH DUNYANIDA AHIRETİNİDE HAYIRLI BEREKETLI KILSIN ALLAH A EMANETSIN

          1. Teşekkür ederim. Ben de burada bir çok kişiyi seviyorum ama yapım gereği biraz utangaç biriyim hemen diyemiyorum öyle ama çok sevdiğim kişiler var burada her ne kadar henüz karşılıklı muhabbet etmiş olmasak da 🙂
            Duaların için Allah razı olsun. Amiin Amiin ecmain. Rabbim bizlerin yardımcısı olsun dünyada ahirette iyilik versin firdevs cennetinde buluştursun bizleri. aminn..Allah’a emanet ol kardeşim.

            1. Canım Büşram, utangaç kızları mumla arar olduk artık. Utanmanın ne büyük bir erdem olduğunu insanlar pek yakında anlayacak. Dün oğlanlara giysi almak için çarşıya çıktım ama gördüklerim karşısında hayrete düştüm. Sokaklar edebini kaybetmiş et yığınlarıyla dolu. Üstte bir karış, altta bir karış çaput parçasıyla dolaşıyor kızlar. Edebini kaybedenin, geriye nesi kalır ki? Allah senden ve senin gibi kardeşlerimden haya duygusunu almasın gülüm. Allah sizlerden razı olsun…

              1. Doğru söylüyorsun abla Allah bizlerden haya duygusunu almasın bu duyguyu artırsın. Evet maalesef sokaklar da öyle oldu ben de dışarı çıkmayı pek sevmiyorum bu yüzden. Genelde evdeyim kızarlar bana dışarı çık gez dolaş diye ama hoşlanmıyorum sonra o görüntüleri görünce içim sıkılıyor bir müddet. Ben evde çok iyiyim o yüzden. Kolay kolay da sıkılmam evde 🙂 İnsan yapacak bişeyler buluyor.
                Benim de aklıma takılmıştı bir ara bunu düşündüm. Haya duygusunu kaybeden insan tekrar kazanmak istese geri gelir mi duygular acaba? Belki de islama bağlandıkça mümkündür. Allah sizlerden, bütün kardeşlerimizden razı olsun insan düzgün birilerini görünce hem umutlanıyor hem de kendisine de çeki düzen veriyor. Kendimde bişeyleri değiştirdiysem bunda inan ki senin büyük bir payın var.

        2. Bsra yazdiklarin cok hosuma gitti canim insaAllah benim kizimda büyüdügü zaman senin gibi düsünceleri olan bir genc kiz olur ablasi.Allah sizler gibi genclerin sayisini artirsin canim.

          1. Allah razı olsun Mehtap abla amin amin amin. Rabbim beni de sizlerin evlatlarını da daha iyi etsin. Allah içimizdeki dünya sevgisini alsın bizleri doğruya yöneltsin. O zaman herşey daha güzel olacak inşaAllah.

    2. Saliha Yildiz says:

      Büsracim yorumunu yazarken cikmam gerektigi icin yazdigim bölümü göndermisdim sadece, diger sorduklarinada cevap vermeye calisayim insaAllah.
      Tabiki her insanin ilmi seviyesi ayni olmaz, olmamasida normaldir. Ilim ehline ihtiyacda burda gündeme gelmektedir. Alimler burda devreye girmektedir. Alimler bizim bu dini yasarken yol göstericilerimizdir. Onlar Kur’an ve sünneti bize anlatan, aciklayan insanlar olmalilar, Yahudi ve Hristiyanlarda oldugu gibi Kur’an ve Sünnete engel degil.
      Alimlere herhangi bir konuda bir sey sorarken delil gündeme gelmelidir. Kendisine bir mesele sorulan alim ayet ve hadisden cevap vermeli, soranda ayet ve hadisden delilini istemelidir. Sadece meseleyi sorup verilen cevapla yetinilmemelidir. Bu sekilde bir ögrenme ve ögretme metodu hem soran icin, hemde sorulan icin en hayirli olandir. Cünkü biz sahislarin görüslerine degil, Kur’an ve sünnete tabi olmaliyiz.
      Seninde dedigin gibi haylazlik ve önemsememe sonucu dünyevi en basit bir seyin pesinde kosturup en ince ayrintisina kadar onu ögrenmek icin gayret sarfeden insanlar, konu dinleri olunca malesef cok ilgisiz ve özensiz davranabiliyorlar. Halbuki dinimiz bizim dünya ve ahiret mutlulugumuzu saglayacak tek seydir.
      Mezheplere gelince kardesim, bugün takim tutar gibi mezhep tutanlar, kendileri dahi kendi etraflarina ördükleri duvarlari nasil asariz cabasi icindeler.
      Dün hanefi olan bir kizla, safii olan bir erkek evlenemez, nikahlari olmaz diye fetvalar verenler, bugün isin icinden cikamadiklari hususlarda diger mezhebi taklid edebilirsin demeye basladilar. Buda taassubun baska bir boyutu Rabbim bizi taassuplarimizdan kurtarsin.

      1. Saliha Yildiz says:

        Bak bu delil sormanin bazilarini nasil rahatsiz ettigine en güzel örnek:

Close
Tarif Üstü Muhabbet | Cahide Sultan
Close
%d blogcu bunu beğendi: