İNSAN İLE RABBİ ARASINDAKİ SÖZLEŞME

İNSAN İLE RABBİ ARASINDAKI SÖZLEŞME

Selamun aleykum değerli kardeşlerim, Rabbimize hamdolsunki bu hafta da yeni bir konu ile birlikteyiz. Bu haftaki
konumuzu size hiçte yabancı olmayan bir söylem üzerine bina edeceğiz.

Sizde mutlaka duymuşsunuzdur. Toplumumuzda “Ne zamandan beri müslümansın?“ diye sorulduğunda “Kalu
beladan beri.“ diye cevap verilen bir söylem vardır. Hiç dilimize bu denli yerleşmiş bu söylemin ne anlama
gelebileceğini düşündük mü?

Bugün Rabbimin yardımı ile hep beraber bu söylemin içeriğini öğrenmeye çalışalım inşaAllah.

İNSANIN RABBİNE KARŞI SORUMLULUĞU NE ZAMAN BAŞLAMIŞTIR?

İlk olarak şunu düzeltmemiz gerekir ki, toplumumuzda yaygınlık kazanan “Ne zamandan beri müslümansın?“
sorusu yanlış bir soru şeklidir. Bu sorunun “Ne zamandan beri Rabbine karşı sorumlusun?“ olması gerekir. Çünkü
insan o boyutta sadece bir Rabbin, yaratıcının olduğunu kabul ve ikrar etmiştir. Bu ise insanın müslüman olması
için yeterli değildir. Bu soru çoğunluk olarak müslüman bir toplum olduğumuzdan ve olaya bu gözle baktığımızdan
dolayı dilimizde bu şekle dönüşmüş kardeşlerim.

Evet, aramızda efsanevi bir şekilde dolaşan bu söylem yüce kitabımız Kur’an’daki bir ayete dayanmaktadır. Yazının
başlığından da anlaşılacağı gibi Rabbimiz bu ayeti kerimesinde Adem aleyhisselam yaratıldığında tüm insanlık ile
yaptığı sözleşmeden bahsetmektedir. Ayetin tam metni şöyledir:

Rabbın, Adem oğullarından, onların sırtlarından zürriyetlerini almış ve onları kendilerine şâhid tutarak “ben,
sizin Rabbınız değil miyim?” (demişti). Onlar da: “Evet; buna şahidiz” demişlerdi. Bu, kıyamet günü, “bizim
bundan haberimiz yoktu”, dememeniz içindi.“ (A’raf Suresi,172.ayet)

Islam literatüründe bu sözleşmeye 1.Misak denir.

Misak; ahid, sözleşme, anlaşma anlamlarına gelir. Bu kelime Kur’an‘da 25 yerde geçmektedir. Bizim konumuz olan
ayette ise “kalu bela“ olarak isimlendirdiğimiz ruhlar aleminde Allah’in bizden aldığı söz anlamında kullanılmıştır.

Allah Resulu sallallahu aleyhi ve sellem’den bu ayeti kerimeyi açıklayan bir çok hadis rivayet edilmiştir. Ben sadece
birini buraya alıntılıyorum kardeşler:

Ubey.b. Kâ’b’dan bu âyetin izahı hakkında şunları söylediği rivayet edilmektedir:

“Allah, Âdem’in soyundan gelecek olan insanları onun sulbünde toplamış, onlara can vermiş ve onları
şekillendirmiştir. Sonra onları konuşmalarını istemiş onlar da konuşmuslardır. Daha sonra bunlardan ahd (söz)
almış ve bunları, kendi nefislerine şahit tutarak: “Ben sizin rabbiniz değil miyim?” demiş onlar da: “Evet, şahidiz
sen bizim rabbimizsin.” diye cevap vermişlerdir. Bunun üzerine Allah: “Ben de yedi kat göğü ve yedi kat yeri ve
atanız Âdemi, kıyamet gününde: “Biz bunu bilmiyorduk.” dememeniz için size karşı şahit tutuyorum. Bilin ki
benden başka ne bir ilah nede bir rab vardır. Hiçbir şeyi bana ortak koşmayın. Ben sizlere, sizden aldığım ahdi
size hatırlatacak Peygamberlerimi göndereceğim ve sizlere kitaplarımı indireceğim.” dedi. Onlar da: “Senin,
bizim rabbimiz ve ilahımız olduğuna, bizim senden başka hiçbir rabbimiz olmadığına şahitlik ederiz.” dediler. Ve
böylece ikrarda bulundular. (Ahmed b.Hanbel C.5, shf.35)

Kardeşlerim, konumuz ile alakalı ayet ve hadisten anlıyoruz ki, henüz Adem aleyhisselam yaratıldığında, Rabbimiz
kıyamet gününe kadar gelecek tüm insanlarla bir sözleşme gerçekleştirmiştir. Bu sözleşme insanların kendisinden
başka bir yaratıcı olmadığını kabul etmeleri ve bu sebeple sadece kendisine itaat etmeleri, kendisine hiçbir şeyi
ortak koşmamaları üzerine olmuştur.

Işte her birimizin Rabbimize karşı sorumluluğu ruhlar aleminde gerçekleştirilen bu sözleşmeyle başlamıştır.
Sizinde takdir edeceğiniz gibi kardeşlerim, her verilen söz bir sorumluluk gerektirir. Bu sebeple herbirimiz yapmış
olduğumuz bu sözleşmenin gereği olan sorumluluğumuzu yerine getirmek için dünyaya gönderiliyor ve imtihana
tabi tutuluyoruz.

Yaşadığımız bu dünya hayatında dahi başkasına verdiğimiz en basit sözü yerine getirmeye çalışıp, yalancı
konumuna düşmemek icin elimizden gelen gayreti gösteren bizler, Rabbimize karşı verdiğimiz sözü yerine getirme
hususunda nasıl davranıyoruz?

HER İNSAN DÜNYAYA FITRAT ÜZERE GELİR

Rabbimiz daha dünyaya gelirken her insanın yaratılışına kendisinin tek yaratıcı ve tek Rab olduğunu bilecek
ve bunu kavrayabilecek duygular yerleştirmiştir. Bugün de bilinmektedir ki, her insan inanma, ibadet etme,
kendisinden çok daha güçlü bir varlığa sığınma duygularına sahip olarak dünyaya gelir. Islam literatüründe buna
“Fıtrat“ denir.

Kardeşlerim fıtrat, Allahu teala‘nın tüm insanları kendisini bilip tanıyacak ve idrak edecek bir hal ve kabiliyet üzere
yaratmasına denir. Rabbimiz tüm insanları fıtrat üzere yarattığını bize şu ayeti kerimesinde haber vermektedir:

“(Ey Muhammed) Dosdoğru olarak yüzünü dîne, Allah’ın fıtratına çevir ki, insanlari o fıtrat üzere yaratmıştır.
Allah’ın yaratışında hiçbir değişme yoktur, işte dosdoğru din budur; fakat insanların çoğu bilmez.“ (Rum Suresi,
30.ayet)

Kardeşlerim ayette: “Sen yüzünü hakka meyilli olarak dine, O’na teslimiyete, O’na kulluğa çevir.“ denmistir. “Yani
Allah’ın insanları yarattığı fıtrata. Çünkü ‘Fıtrat‘ insanların kendilerini yaratan Rabbe kulluğa programlanmasının
adıdır. Bu programlamada hiçbir değişiklik yoktur. Yani tüm insanlar için bu program geçerlidir. Doğru olan yaşam
şeklide budur. Ama insanların çoğu bunu bilmiyor.“ denmek istenmiştir.

Rabbimizin bu ayetini en güzel şekilde açıklayan Allah Resulu sallallahu aleyhi ve sellem’in şu hadisidir:

“Her cocuk fıtrat üzere (hakki kabule yatkin) dünyaya gelir. Daha sonra annesi ve babasi onu ya Yahudilestirir
veya Hıristiyanlastirir yahud da mecusilestirir. (Buhari, Müslim)

Hadisin baska rivayetlerinde de kardeslerim, müsriklestirir, müslümanlastırır diye gelmektedir.

Ayet ve hadisden açıkça anlaşıldığı gibi kardeşlerim, Allah subhanehu ve teala dünyaya gelen her çocuğu bu fıtrat
üzere yaratır. Bu fıtrata anne baba ve çevre gibi etkenler müdahele edip bozmadığı müddetçe her dünyaya gelen
çocuk yaratıcısını bilir ve idrak eder.

Bu aynen bir arının Allah’ın fıtratına koyduğu bilgiler sebebi ile kendisinin asla bilemeyeceği seyleri yapmasına
benzer. Küçücük bir arı balın insana olan yararını, en çok miktarda bal depolayabilmek için en az balmumu
gerektiren şeklin altıgen olduğunu ve bu yüzden peteklerini altıgen şeklinde yapmasının akıllıca olacağını nereden
bilebilir?

Bu yaratıcısının ona ilham ettiği bilgiden başka bir şey değildir. Allah subhanehu ve teala şöyle buyurmaktadır:

“Rabbin bal arısına şöyle vahyetmiştir: ‘Dağlardan, ağaçlardan ve çardaklardan kendine evler edin. Sonra her
çeşit meyveden ye ve Rabbinin (sana ilham ettiği) yoluna boyun eğerek gir.’ Karınlarından, kendisinde insanlar
için şifa bulunan muhtelif renklerde bal çıkar. Şüphe yoktur ki bunda, düşünen kimseler için mutlaka bir ibret
vardır.”(Nahl Suresi, 68-69.ayet)

Işte tüm bunların bilgisini onun fıtratına koyan, ona ilham eden yüceler yücesi Rabbimizdir. Arının yaptığı sadece
tabiatına konmuş bu bilgiler doğrultusunda hareket etmektir.

Kardeşlerim, Rabbimiz arı örneğindeki gibi bizimde O’na en güzel şekilde kulluğumuzu yerine getirebilmek için
gerekli bilgileri tabiatımıza yerleştirdiğini yemin ederek bize haber vermektedir. Ilgili ayetler şöyledir:

Nefse ve onu şekillendirene,

Sonra da ona kötülüğünü ve takvasını ilham edene yemin ederim ki,

Nefsini temizleyen iflah olmuş, onu günâh ile örtüp gizleyen de hüsrana uğramıştır. (Şems Suresi,7-10.Ayetler)

Rabbimiz başka bir ayetinde insanlar icin iki yol belirledigini, bu yolları acık ve belirgin bir şekilde kendilerine
gösterdigini haber vermektedir. Buradaki göstermekten kasıt, bu iyi ve kötüden oluşan iki yolun bilgisinin her
insanin tabiatına konulmuş olmasıdır.

Onun için iki göz, bir dil, iki dudak yaratmadık mı?

Ona iyi ve kötü iki yol göstermedik mi? (Beled Suresi, 10.Ayet)

Işte kardeşlerim, bizim vicdan diye isimlendirdiğimiz bu duygunun içerisine Rabbimiz bize yaşamımız boyunca
yol gösterici bir ibre vazifesi olacak bilgiler yerleştirmiştir. Her birimiz vicdan duygusu ile yaptığımız şeylerin iyi
veya kötü olup olmadığını biliriz. Yaptığımız iyi şeyden huzur duyar, kötü şeydende rahatsızlık, iç huzursuzluğu
hissederiz. Hani “Hiç mi vicdan yok sende?”, “Vicdanı körelmiş bunun..”, “Ne vicdanlı insanmış..” gibi söylemleri
mutlaka duymuşsunuzdur. Bu söylemler bizim içimizde olan bu duygunun dilimize yansıma şekilleridir.
Günümüzde internasyonal ahlak kuralları dediğimiz şey, Allah’ın insanların vicdanına yerleştirmiş olduğu bu
bilgilerin adıdır. Aslında vicdanımız Rabbimize karşı kulluğumuzu yerine getirirken bizim en önemli yol göstericimiz
ve yardımcımızdır.

KURTULUŞUMUZUN VESİLESİ ANCAK ALLAH’A KULLUKTUR

Değerli kardeşlerim, yukarıdan bu yana anlatmaya çalıştığımız hususlar dünyaya gelen her insanın yaratıcısını
bilecek, tanıyacak ve O’na kulluk yapabilecek bir donanımla geldiğini ortaya koymaktadır. Bu donanım Rabbimize
verdiğimiz sözün gereğidir. Fakat Rabbimiz katında bize değer kazandıracak, ebedi kurtuluşumuza vesile olacak
olan sahip olduğumuz tüm bu donanımla kendisine asla şirk kosmamamızdır. Rabbimizin bizden istediği budur.
Bunu da nasıl gercekleştireceğimizi kitaplar indirerek, resuller göndererek bize açıklamıştır.

Her insanin kelimeyi şehadeti (yani yaratıcı olan Rabbin, ibadete layik olan tek ilah olduğunu, O’ndan başka hiçbir
ilahın ibadete layik olmadığını) kabul ederek girdiği bu daire sorumluluğumuzun ikinci aşamasıdır. Bu aşamada
Allah’ın resulleri ile gönderdiği kitaplara iman etmemiz, gönderilen bu emir ve nehiylere itaat etmemiz ve
yaşamımızı bu kurallar çerçevesinde idame etmemiz yaratılışımızın amacıdır. Bunada Islam literatüründe 2.Misak
diyoruz.

Bizi Firavundan, Mekke müşriklerinden, yahudi ve hristiyanlardan ayıracak olan şeyde bu aşamadaki
kulluğumuzdur. Çünkü yaratıcıyı bilme ve kabul etme tüm insanlığın üzerinde ortak bulunduğu bir durumdur.
Zaten bu şekliyle olan imana Firavunda, Mekke müşrikleride, Yahudi ve Hristiyanlarda sahipti. Bu şekliyle iman
bize ebedi saadeti kazandırmak için asla yeterli değildir.

Kardeşlerim, yazımızın başına dönerek toparlayacak olursak, daha ruhlar alemindeyken Rabbimize bir söz vermiş
ve bu sözün gereğini yerine getirmek icin dünya sahnesine gönderilmişiz. Rabbimize verdiğimiz bu sözün özüde
sadece kendisini ilah olarak kabul etmemiz, O’ndan başka hiçbir ilahın ibadete layık olmadığını ikrar etmemiz ve
bunu sözlerimizle, düşüncelerimizle, niyetlerimizle ve davranışlarımızla ispat etmemizdir. İşte bunun adına da Islam
literatüründe TEVHİD denir. Haftaya inşaAllah tevhidin içeriğine değinelim.

Rabbim sahip olduğumuz tüm donanımları en iyi şekilde değerlendirmeyi ve verdigimiz söze sadık kalabilmeyi bize
nasip etsin. Amiiin.

Saliha Yildiz

Comments are closed.

Bir Yorum Bırakın :)

  1. Yazıyı önceden okuyup mail yoluyla Saliha ablayla yazı hakkında konuşmuştuk. Ben cevabımı aldım ama bilmeyen başkaları varsa öğrenirler diye buraya da yazmak istedim Saliha abla da böyle düşünüyormuş. Neyse sorum şuydu:

    Ben bişey soracaktım şimdi hiçbir şekilde Allah’ın gönderdiği kitaptan Peygamberden haberi olmayan kişiler ne yapacak. Onlar islamın varlığından bile haberdar değillerse? Ve abla islam gelmeden önceki kişiler hristiyanlar, yahudiler onlar da hesap gününde kendi dinlerinden sorguya çekilecek değil mi? Kendilerine gönderilen kitaba uyup uymadıklarına göre cennet ya da cehenneme gidecekler…

    Yazı için Allah razı olsun abla. En çok tevhidle ilgili yazılarını görmeyi istiyorum ben 🙂 Ama tabii siz bilirsiniz..

    1. Saliha Yildiz says:

      Canim kardesim, ben bu yaziyi hazirlarken ve yayinlandiktan sonra hep yorumlarda bu soruyu birisinin sormasini istedim. Cünkü yazinin konusu bunu gerektiriyordu. Bunu soran sen oldun. Buda orda yazilanlari anladigini gösteriyor MasaAllah.
      Büsram Allah subhanehu ve teala A’raf suresi 172. ayette bahsettigi sözlesmede, onu tek yaratici ve tek Rab olarak bilecegimize dair bizden söz aldi ve bizi bu bilgiyle dünyaya gönderdi.
      Seninde sorunda dedigin gibi kendisine hic bir sekilde vahiy ulasmamis ve peygamberden haberi olmamis kimseler, sadece kendilerinin söz verdikleri hususlardan sorumlu tutulacak yani tek yaraticinin oldugu ve tek Rabbin oldugundan. Vahyin ve resullerin getirdiklerinden sorumlu tutulmayacaklar.Cünkü Allah subhanehu ve teala “Biz bir peygamber göndermedikçe (hiçbir kavme) azab etmeyiz.” (Isra,15) buyuruyor.
      Onlar sadece ruhlar aleminde verdikleri sözün ve bu söze binaen kendilerine verilen bilgiden sorumlu tutulacaklar. Hatirlarsan yazida ayetler vermistim. Sems suresi ve Beled suresinden. Bu ayetler insana iyi ve kötünün ne oldugu bilgisinin fitratina verildigine delil olan ayetler. Vicdan dedigimiz seyde buna hizmet eder. Mesela: yalanin ne oldugunu herkes bilir öyle degilmi? asli olmayan bir seyi söylemektir. Bunu bilmek icin bir vahye veya resule ihtiyac yoktur. Orda da dedigim gibi internasyonel ahlak kurallari diye adlandirilan, hümanizm diye adlandirilan seyler aslinda bizim fitri degerlerimizdir.
      Evet Büsracim, Islam gelmeden önceki Yahudi ve Hristiyanlar kendi dinlerinden sorumludurlar. Ve ona göre hesaba cekileceklerdir. Aslinda biliyormusun hepsinin asli tevhid dinidir ve aynidir. Sadece teferruatta farkliliklar vardir. Rabbim bize dogrulari anlamayi kolaylastirsin.
      Birde Büsram belki suan size bu konular tevhid konusundan farkli gibi geliyor, fakat bu hususlari tam manasi ile anlamadan tevhidi islersek, tevhid havada kalan bir bilgi olur. Sirasi ile gidersek insaAllah her haftaki konu bir sonrakinin alt yapisini olusturacak bir bilgi olur ve bir sonraki konuyu daha iyi anlamamizi saglar.

  2. Selamun Aleyküm bende uzun süredir sitenizi takip edip hiç yazmayanlardanım..sizlerden çok şey öğreniyorum Allah razı olsun.Bir sorum olacaktı evlilik konusuyla ilgili..şimdi evleneceğimiz kişiyi biz seçiyoruz rabbimde onaylarsa gerçekleşiyor fakat madem anne babamızı Allah belirliyor nasıl oluyor da eşi biz seçiyoruz?çocuğumuzun olacağı kişi yani o çocuğun hangi anne babadan olacağı belli değil mi?bunu sormak istedim cevaplarsanız sevinirim.Allah’a emanet olun..

    1. Saliha Yildiz says:

      Aleykum selam ve rahmetullah kardesim, Allah sizdende razi olsun ilgi gösterip okudugunuz icin. Sizin sordugunuz sorunun hemen hemen aynini baska bir kardesimiz sormustu yukarida ona cevap vermistim fakat sanirim siz görmediniz. Asagiya sorulan soruyu ve verilen cevabi alintiliyorum insaAllah faydali olur.

      hülyamız=) Diyor:
      Nisan 2, 2013, 7:43 am

      Allah razı olsun saliha kardeşim, cevapların çok bilgilendirici. inşallah bu konuyu daha detaylı konuşabiliriz.
      mutlak kader konusunda benimde bilgilerim seninkiler gibiydi. kişinin hangi anne ve babadan olacağını bilmemesi, hangi milletten olacağını bilmemesi mutlak kaderdir. ama işte ben tam burada takılıp kalıyorum.
      madem kişinin anne ve babası önceden belirlenmiştir, o halde bu anne ve baba mutlaka bir araya gelmelidir ki o kişi dünyaya gelebilsin. buna bağlı olarakta, bu anne ve babanın o kişinin dünyaya gelmesi için bir araya gelmesi gerekiyorsa, evlilikte bir mutlak kader olmuyor mu?
      faydalı bilgilerin ve samimi cevapların için Allah senden razı olsun.
      Cevapla

      Saliha Yildiz Diyor:
      Nisan 2, 2013, 9:31 am

      Amiin kardesim, Rabbim hepimizden razi olsun. Burda birbirimizin vesilesi ile ilmimizi gelistirmeye calisiyoruz. Rabbim bizi muvaffak kilsin.
      Evet dediginiz dogru ama burda bizim üzerinde durmadigimiz, kavrayamadigimiz sey sanirim Rabbimizin ilmi, bilgisi. O’nun bilgisi zaman üstüdür. Zaman kavrami bizim icin gecerlidir. Allah subhanehu ve telal ise ezelden ebede kadar olacak seyi bir an gibi bilir. Mesela biz evlenmeden önce kiminle evlenecegimizi bilmeyiz. Damadimizin, gelinimizin, esimizin kim olacagini bilmeyiz. Bunu ancak yasadigimizda, yani olay gerceklestiginde ögreniriz. Ama Rabbimizin ilmi, bilgisi öyle degildir. Ezelden ebede kullarinin ne yapacagini bilir. Yani insanligi yarattigi andan itibaren kiyamete kadar, kimin kiminle evlenecegini bildigi icin öyle yazmis ve dogan cocuk icin bu mutlak kader olmustur. Burda sunu tekrar vurgulamak isterimki O bizim ne yapacagimizi bildigi icin yazmistir. O yazdigi icin biz yapmiyoruz. Ve öyle dahi olsa biz O’nun ne yazdigini bilmiyoruz, yinede her hususda bize belirlenen ölcüler cercevesinde en iyiyi, en dogruyu yapma cabasi icinde olmaliyiz.
      Bu noktalarda zihinlerindeki problemleri halledemeyen öyle insanlar varki, Allah’in ilmini yani bilgisini sinirlayarak, kul bir fiili yapmadan Allah onun ne yapacagini bilemez demektedirler. Halbuki Allah kendisinin ilmi disinda bir yapragin dahi yere düsmedigini bize bildirmektedir. Allah insanin kiminle evlenecegini bilmez diyen profösör kimlikli insanlar var günümüzde. Ben hayretler icerisinde kaliyorum bunlari duydugumda acaba diyorum Kur’an okumuyorlarmi? Yada nasil bir okumadirki bu insana bu sözleri söyletir? Idrakler bu kadarmi körelir?
      Kur’an’da Allah’in ilminin her seyi kusattigini anlatan sayisiz ayet varken insan bunu nasil inkar eder?
      Düsünelim kardesim, ben bir anne olarak dahi cocugum kac yasindaysa, ona kac senelik annelik yapma imknina sahip olduysam bu tecrübeyle herhangi bir sey yapacagi zaman önceden onun ne yapacagini, nasil davranacagini tahmin edebiliyorken, onu yaratan, her zerresine hakim olan varlik kulunun ne yapacagini nasil bilemez? Bilemiyorsa nasil bir ilah?
      Böyle Hülya kardesim, Rabbimiz idraklerimizi acsin. Bize dogru seylere, dogru sekilde bakabilmeyi nasip etsin. Selametle kalin..

  3. kınalıkız says:

    *****

  4. Arzu KC says:

    SelamunAleyküm Saliha Ablacığım ,Cahide Ablacığım ve site arkadaşlarım.. nedense bu aralar öyle okumakla yetiniyorum. Sonra öyle sürekli kafamda kendimle düşüncelere dalıyorum. Çok sıkıntım var böyle herşeyi dağıtıp kırasım dökesim ağlayasım geliyor. O zamanlarda karşımda Cahide abla ve Sen Saliha Abla:)) yaw nasıl bi tesirlisiniz ki asileşmeme engel oluyorsunuz :)) sizin kadar derin bilgilerle donatılmadığım için belkide bu fevrilik… yetişme tarzı. Allah inancımız var Elhamdüllillah teslimiyet çok fazla ama tebliğ aşamasında çok etkili bir donanım yok.. hakkımızda hayırlısı… imanlı yaşayıp imanlı ölmeyi nasip etsin Mevlam cümlemize..
    bir laf varya Feminizm kocayı buluncaya, Komünizm parayı buluncaya, Ateizm uçak sallanıncaya kadar.. Aslında herkes herşeyi idrak ediyorda işde kimsenin işine gelmiyor gibi 🙂 Allah bizleri doğru yoldan ayırmasın aminn

    1. Saliha Yildiz says:

      Aleykum selam ve rahmetullahi ve berakatuhu Arzu kardesim, okumakla yetinmeyip, paylasmayida ihmal etmezseniz biz cok memnun oluruz. Rabbim hayr versin, sikintinizi hayra cevirsin.Sakincasi yoksa sikintinizida paylasmak isteriz.
      Cok güzel tesbitler aynen katiliyorum. Dünyada ataist olan kimse yoktur. Sadece ataist oldugunu iddia edenler vardir. Küfürde zirve olmus Firavun dahi yaraticinin varligini biliyordu. Ama isine gelmedigi icin inkar edenlerdendi. Rabbim bizi dogru yolundan ayirmasin kardesim. Amiiin.

      1. Arzu KC says:

        Saliha abla hani şöyle en ufacık bir yazıda bile böyle tevazu gösterip cevaplıyorsun ya beni böyle kazandın desem saçma gelirmi bilmem.. Değer verildiğini bilmek insana ayrı bir şey katıyor 🙂 valla bir kere es geçmedin be ablam 🙂 sıkıntıma gelince sana özelden yazmak isterim eğer dinlemek istersen… ysfarzuceyhan@hotmail.com 🙂 adresim.. bizi kavuşturan Cahide ablama sonsuz selamlar…

  5. selamün aleykun saliha abla ALLAH SENDEN ve diğer kardeşlerden razı olsun bizleri aydınlattığın için ALLAHA emanet ol

    1. Saliha Yildiz says:

      Aleykum selam ve rahmetullah, Amiiin kardesim ecmain. sende Allah’a emanet ol.

  6. Selamun aleykum, Saliha hanım.İtina ile yazdığınız güzel yazılarınızdan ben de severek nasipleniyorum Allah razı olsun.Kader konusunda evlilikle ilgili yazdıklarınınz ilgimi çekti.Evlenilecek kişinin Allah katında çok önceden belirlenmiş olduğu görüşü çok yaygındır.Hatta evliliklerin çoğuna bu inanç sayesinde sabır gösterilir.Aksi taktirde,insanın tamamiyle kendi iradesiyle eş seçtiğini düşünecek olursak,sonra sıkıntılar içinde kıvranırken pişmanlıktan delirirdi insan.Nasıl bu hatayı yaptım diye kafayı yerdi herhalde.Öyle bişey ki gelip geçici,bir daha yapmam denecek türden bir pişmanlık değil.İnsanın ömrüne malolan bir hata,ancak kaderimmiş denilerek çekilebilir gibi geliyor bana.Tabii bu konuda ayet ve hadis dayanaklı konuşmadığım için, çok net değilim. Bir ara eşimle bu sohbet ederken, evlenemeseydik hayatlarımız nasıl olurdu acaba diye bir soru sormuştum.O da bana; ruhlar aleminde bizim çocuklarımız yaradılmıştı, o çocukların bu dünyada vücuda gelmesi için ”sen” ve ”ben” eş olmak zorundaydık dedi.(yani senin yumurtan,benim spermim vesilesiyle genetik kodları belirlenecekti) Bu yorum, o ana kadar pek emin olmadığım evlilikte kader konusunda bana mantıklı ve kabul edilebilir gelmişti.
    Doğrusunu Allah bilir…
    Allaha emanet olun…

    1. Saliha Yildiz says:

      Aleykum selam ve rahmetullah Hicran kardesim, bahsettiginiz yazilarda da gectigi gibi, bizim sorumlulugumuz birsey olmadan kullugumuz adina elimizden gelen gayreti göstermek ve en iyisini yapmaya calismaktir. Ama gerceklestikten sonra ise Rabbimizin takdirine razi olmak ve sonucda her tercihimizin O’nun iznine tabi oldugunu unutmayarak bulundugumuz duruma sabir göstermektir.
      Allah Resulu bize keske demeyi yasaklamistir ve keskenin seytanin iceriye girmesi icin acilan bir kapi oldugunu söylemistir. Keske sözcügü yerine “kaderallahu sea me feale” diyerek, Allah böyle takdir etti dememizi tavsiye etmistir. Cünkü her nekadar tercihlerimiz bizimsede tercihlerimize müsade eden, onaylayan ve yaratan Allah subhanehu ve tealadir. Yani o izin vermeseydi olmazdi, verdigine göre bizim icin diledigi bir hayir vardir diye düsünmek gerekir. Bu düsünce sekli bizim teslimiyetimizi arttirarak, yasadigimiz olaylari daha kolay atlatmamizi saglar. Dediginiz gibi en dogrusunu yinede Allah bilir.

      1. Cevabınız için Allah razı olsun.Keşke kelimesinin nahoş olduğunu sezgilerimle tahmin ediyordum.Ama yasaklanacak derecede olduğunu bilmiyordum.Sayenizde hem bunu, hemde yerine kullanılması gereken cümleyi öğrendiğim iyi oldu sağolasınız…

  7. ummuebrar says:

    a
    Bir duzeltme: Esselamu Aleykum, Oncelikle gayretiniz, azminiz ve insanlara Allahin bir ayetini daha ulastirmak icin gosterdiginiz cabaniz icin Allah razi olsun demek istiyorum..Bu yaziya konu olan ARAF SURESI 172. ayete yanlis anlasilmasi uzerine bir uyarida bulunmak istiyorum:
    Bu ayette gecen “Allahin insanlardan soz almasi” MISAK olayi “RUHLAR ALEMINDE” gerceklesen bir olay olmadigidir.Lutfen Kur’an-i Kerimi elinize alin ve Ayet metnini tek tek inceleyin:
    Rabbin aldigi zaman وَإِذْ أَخَذَ رَبُّكَ
    Ademoglundan مِن بَنِي آدَمَ
    Sirtlarindan , bellerinden مِن ظُهُورِهِمْ
    Zurriyetlerini ذُرِّيَّتَهُمْ
    Ve onlari sahit tuttu وَأَشْهَدَهُمْ
    Kendi nefislerine karsi : عَلَى أَنفُسِهِمْ
    Ben sizin Rabbiniz degilmiyim? أَلَسْتَ بِرَبِّكُمْ
    Evet Rabbimizsin.Biz buna sahidiz dediler. قَالُواْ بَلَى شَهِدْنَا
    Kiyamet gunu , “Biz bunun farkinda degildik “diyemezsiniz. أَن تَقُولُواْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ إِنَّا كُنَّا عَنْ هَذَا غَافِلِينَ
    Ayet bu sozlesmenin MISAK’in ruhlar aleminde degil , Adem ogullarinin (herbirimiz Adem ogluyuz)“bellerinden nesillerinin alinmasi “ sirasinda oldugunu gosteriyor.Erkekse neslini devam ettirecek TOHUMUN , kiz ise yumurtalarinin salgilanmasi zamani olani BULUG CAGINA girmesi esnasinda gerceklestigini vurguluyor.(Ne Ruhtan ne ruhlar aleminden bahseden tek bir kelime bile gecmiyor.Ruh’un beli olur mu?)Ve cok ilginctir ki ayetin sonu Biz bunun farkinda degildik “diyemezsiniz. Yorumlari okurken gordum ki RUHUMUZ BOYLE BIR SOZ VERDI DE BIZIM HABERIMIZ NEDEN YOK diye gayet samimi ve dogru bir soru soruluyor.
    Peki bu sozlesme nasil oluyor:Insan daha cocuk yaslarindan itibaren Allahi aramaya baslar, cevresine sorular sorar.Allahin kainata yerlestirdigi AYETLER i gozlemler cunki bu ayetler herkese esit uzakliktadir , kolayca gozlemleyebilir tipki HZ Ibrahimin sorgulamasi gibi…Yildizi , ayi, gunesi gorur .Bunlari kim yaratti , beni kim yaratti , Rabbim kimdir der..Bulug cagina ulastiginda ise Tam bir teslimiyetle evet bunlarin bir yaraticisi var , O da benim Rabbim der..Ama her insan bunu kesin biir sekilde der.Bazisi bu gercegi orter KAFIR oluR.(kafirin kelime manasi ORTEN demektir ,kalbinde olusan buAllah inanci olmasa neyi ortecek.)Bazisi MUSRIK olur.(ortaklik iki sey arasinda olduguna gore , ikincisi mutlaka ALLAHTIR.)
    Malesef bu ayette dogru bildigimiz yanlislardan…Bunu iletmek Allaha kulluk vazifem..

    1. Saliha Yildiz says:

      Aleykum selam ve rahmetullahi ve berakatuhu ummuebrar kardesim, öncelikle kendi bakis acinizla bu sekilde görüp uyarma geregi gördügünüz icin tesekkür ederim.
      Ummuebrar kardesim, Kur’an’daki ayetleri biz sadece ayetlerin kelime anlamlari ile anlamlandiramayiz. Bu bizi cogu kez Rabbimizin yönlendirmek istedigi istikametten uzaklastirir.
      Allah subhanehu ve teala kendilerine indirilen ayetlerini insanlara aciklasin diye peygamberler göndermisdir. Biz müslümanlar ayetleri Allah Resulunden gelen hadislerle anlamaya ve amel etmeye calisiriz. Cünkü Allah subhanehu ve teala ayetlerini aciklama yetkisini sadece Resulune vermis ve bizede O’na uymayi emretmistir.
      Bizde bu ayeti Allah Resulunun hadisleri ile bu sekilde anliyor ve acikliyoruz. Sizinde bu ayeti aciklar nitelikte gelen hadisleri okumanizi tavsiye ederim.
      Evet insanlarin ruhlar alemini hatirlamadiklari dogrudur. Ama hatirlamadiklari bir seyi kabul etmeyenler genelde akillarini ölcü kabul edip ayet ve hadisleri akillari ile sorguya cekenlerdir. Yoksa Allah ve Resulune iman etmis müslümanlarin böyle bir sorunu yoktur. Onlar bu imanlarinin geregi olarak Rablerinden ve O’nun Resulunden sahih olarak gelen haberleri sorgulamaz, teslimiyet gösterirler.

  8. Güzel ve aydınlatıcı bir yazı olmuş. Bediüzzaman Said Nursi de ”Her çocuk müslüman fıtratı üzerine doğar. Ailesi onu ya Hristiyan veya Mecusi yapar.” Diye belitrmektedir.

    1. assalamu aleykum ve rahmetullahi ve berkatu Hayati farket ,bu bir hadistir Hz. Peygamber (asm.)’in, “Her doğan, İslâm fıtratı üzerine doğar. Sonra, anne-babası onu Hıristiyan, Yahudi veya Mecusi yapar.” (Buhârî, cenâiz 92; Ebû Dâvut, sünne 17; Tirmizî, kader 5)lutfen dikkat edin .peygamber efendimizin soyledigi sozu baskasina mal etmeyin.londradan hatice

  9. aspasya11 says:

    Salihacım yazıların için de yorumların için de çoook teşekkürler..tatlı tatlı anlatışın hepimizi mest ediyor..sen de Cahide de sohbet ihtiyacımızı gideriyorsunuz..Allah razı olsun. Arkadaşlara burdan bir uyarıda bulunmak istiyorum..dün oruçluydum..pazartesileri genelde tutmaya çalışıyorum..Eşimin tüm uyarılarına rağmen sahur yapmadan oruç tutuyordum..bugüne kadar hafif baş ağrısı dışında sorun yoktu..ama dün öyle şiddetli baş ağrısı mide bulantısı yaşadım ki sormayın..akşam 6 dan sonra kıvrandım 7 ye kadar..7 de çok afedersiniz istifra başladı.. 🙁 nihayet 7 09 da 2 kaşık çorba üstüne ağrı kesici ile uyuya kalmışım..eşim hesap etti tam 22 saat aç kalmışım..çocuklar da eşim de çok üzüldü halime..eşim bir daha izin verir mi bilmiyorum..günler uzadı siz siz olun sahursuz oruç tutmaya kalkışmayın..bir hurmayla da olsa vücudunuza yardımcı olun..

    1. Sevgili Aspasya kardesim,öncelikle gecmis olsun,ALLAH kabul etsin..
      Sahursuz oruc tutmayin demissiniz,dogrudur…Fakat sunu da önemle eklemeliyiz ki Ramazan orucu disinda tuttugunuz nafile oruclarda imsak vaktinde kalkip muhakkak niyet etmeniz gerekmektedir,o gün ki tutacaginiz oruca..Yoksa oruc sahih olmuyor diye biliyorum..Misal Ramazan oruclarinda bazen gece kalkamayip oruca niyet etmedigimizde ertesi günün kusluk vaktine kadar niyet edebiliyorsunuz,fakat bu oruc disindaki nafile oruclarda bu olmuyor,muhakkak niyet etmeniz gerekiyor….Bunu aciklama nedenim belki siz yatmadan niyet ediyorsunuz ama 22 saat ac kalmisim dediginiz icindir..Yanlisim varsa Saliha kardesim veyahut ablalarim düzeltsinler…
      Selametle

  10. Ehlisunnazeyneb says:

    Aleykumselam we rahmatullahi we barakatuhu guzel ablam,hocam. Hoca diyorum cunki hoca diye bilinen bircok muslumanlardan dahada hocasin. Onlar bidatte hoca Sense Kur’an ve Sunnet yolundA bir hocasin benim gozumde. Bunlari seni ovmek icin degil daha cok gercegi belirtmek istedim. Her sohbet Verene hoca denilen bu gunumuzde senin gibisine hayli derim.
    Yazini cok begendim,anlamakta zorluk cektiren bir yazinin aksine akici ve verilen ornekler anlamamayi imkansizlastiracak derecede,maashaAllah barakallahu fiiki. Konu siralamalarini iyi secmissiniz bu sekilde in shaa Allah Islam dinini daha iyi anlamamiza yeniden vesile oluyorsunuz. Allah razi olsun. Suna da deginmek isterimki Hani Arinin ornegindeki gibi ve tabiki diger tum hayvanlarada Rabbimiz secme hakki vermemis,sadece biz Insanlara verilmis bu secme hakki. Iste bizim aramizdaki en buyuk farkta bu. Bu farki Idrak etme amaciyla. Sevgiler saygilar

    1. Saliha Yildiz says:

      Canim kardesim, düsüncelerinden dolayi Rabbim senden razi olsun. Biliyorum sen gönllünün güzelliginden dolayi böyle söylüyorsun ama hoca kelimesi beni gercekten rahatsiz ediyor. Her birimiz bildiklerimizin hocasiyiz Zeynebim senide güzel bilgilerini burda paylasirken görmeyi ben cok isterim. Selametle kal canim..

      1. Hmmm bende söyleyince çıkışmıştın bana 🙂 Ama ben de seni öyle görüyorum. Ayrıca herkes yaşadığı müddetçe hem öğrenci, hem hocadır. Çünkü hepimizin başkalarına öğreteceği ve başkalarından öğreneceği birşeyleri mutlaka vardır. Ama bazılarının hocalık yönü daha ağır basar. Tıpkı senin gibi 😉

        Allah ilmini artırsın, doğrudan ayırmasın kardeşim…

Close
Tarif Üstü Muhabbet | Cahide Sultan
Close
%d blogcu bunu beğendi: