Kokoshabla_com_ad_banner

Çocuklar mı Yaramaz, Yoksa Biz mi Çekilmeziz?

Çocuk eğitiminde dayağın yerini konuştuk uzunca. Pişmanlıklarımız, kırgınlıklarımız, vazgeçemediklerimiz olmuş hepimizin. Çocuklar çok masum ve günahsızlar. Bu yüzden ben biraz daha onların tarafındayım. Konuya ben de başka bir açıdan yaklaşmak istedim. Yani çocukların açısından…

Çocuklar mı Yaramaz, Yoksa Biz mi Çekilmeziz?

Çocuklarımızın sahip oldukları onca imkâna rağmen, çok zor zamanlara doğduklarını düşünüyorum. Artık hiç bir şey eskisi gibi değil. Her evde bir iki bilgisayar, mp4ler çeşit çeşit çizgi film kanalları, istemedikleri kadar oyuncaklar… Herşeyin en alâsı, en çeşitlisine sahipler. Fakat yemyeşil kırlar, ağaçlar, börtü böcekle haşır neşirliklere sahip değil çocuklarımız. En önemlisi de anne babalarda eskiye göre çok değişti.

Artık çocukların eskiye nazaran çok daha eğitimli, her konuda fikir sahibi(!) anne babaları var. Özellikle annelerin çocuklarını eğitirken gösterdikleri insanüstü çaba takdire şayan! Eğiteceğim diye çocukları öyle bir cendereye sokuyoruz ki, çocuklara hareket alanı bırakmıyoruz.

Herkesin çocuğu yaramaz, herkesin çocuğu hiperaktif, laf anlamaz, dağınık… Daha ne yaftalara layık görülür çocuklar.
Eskiden çocuklar sokağa, kırlara bayırlara çıkardı, ip atlar, ağaca tırmanır, sek sek oynardı. Oynarken yemeği bile unutan çocuklar, eve gelince yemeğini yer yatağa zor atardı kendini. Şimdi çocuklarımız evde oturuyor, tek eğlencesi televizyon veya bilgisayar, okula servisle gidiyor, sokak arkadaşı nedir bilmiyor, ağaca tırmanamıyor, toprağa dokunamıyor…

Eskiden anneler de çok karışmazdı sanki çocuklara. Her şeyi laf edip büyütmezdi. Daha doğal daha rahat annelerimiz vardı bizim…
Çevremdeki anneleri dışarıdan bir göz gibi seyrediyorum. Nasıl bilmiş, nasıl dominant, tahammülsüz ve çok çekilmez anneleriz biz…

Eski bir komşum 1,5 yaşındaki kızının çekmece karıştırma merakından yakınırken ” biri gelip çekmeceleri bozuk görecek diye çekmecelere elletmiyorum” diyor, anladığım kadarıyla çocuğu bu yüzden bir dövmediği kalıyordu.

Uzun zaman önce  misafirim olan öğretmen bir hanım ise yine 1.5 yaşlarında ki oğluna yaramazlıkları(!) yüzünden arada vurduğunu söylüyordu…:(

O daha bebek, nasıl elin varıyor da vuruyorsun?” diye sorunca, ” Ama her şeyden anlıyor, yaramazlık yaparken gözlerime bakıyor” diyordu. Evet, çocuk herşeyden anlıyor ama annesi hiçbir şeyden anlamıyordu! Yorgun argın işten geliyormuş, çocuk kucağına gelmek istiyor ama o yorgunluktan çocuğu kucağına alamıyormuş! Halıları yeni ve çok açık renkliymiş, çocuk halıları kirletmesin diye azami gayret gösteriyormuş!

Haklı mı bu anneler? Çocuklar gerçekten çok mu yaramaz? Gümüşlükler, eskitme sehpalar ellenmesin mi? Beyaz halılara kirli eller sürülmesin mi? Çekmeceler dağılmasın, süs adına köşe başlarını işgal eden bir dolu saçma sapan ıvır zıvır ellenmesin, kırılıp dökülmesin mi? Aslında tek amacı içeriyi göstermemek olan,  perdelerin ucunda asılı duran, benim bile görünce ellemek istediğim şıkır şıkır boncuklar çekiştirilmesin mi?

Ne zannediyorduk? Çocuk olunca sessiz sakin oturur, dağınıklık yapmaz, bir lafımızı iki etmez mi sanıyorduk? Biz çocuğu nasıl bir varlık diye hayal ediyorduk? Yoksa o çocuğu da sırf birilerinin ağzını kapamak için mi istemiştik? Eşyalarımız kırılmasın, dağılmasın, kirlenmesin diye çabalayıp dururken, aslında sahip olduğumuz en değerli varlığın o minicik kalbini nasıl kırıp döküyoruz, nasıl dağıtıyoruz farkında bile değiliz!

Hayır, yaramaz değil bu çocuklar! Asıl biz karşı konulamaz ihtiraslarımız, saçma sapan “el ne der” söylemlerimiz, her şeyi laf etmelerimiz, tahammülsüzlüklerimiz, anlayışsızlıklarımız, bir anne olarak erişilmezliğimiz, hoşnutsuzluklarımızla çok daha yaramaz, üstüne üslük çok ta çekilmeziz!

Çocuğumuzun en güzel yıllarını çalışma hayatımıza, kariyer sevdamıza, iş aşkımıza kurban ettik. En tatlı en masum hallerini komşuların, akrabaların laflarına, bitmek bilmeyen temizlik fasıllarına, arkadaş toplantılarına, kabul günlerine harcadık…

Çok şey istemiyor çocuklar bizden, oyuncaklar hep göz önünde dursun, istediği yerlere rahatça dokunabilsin, orta sehpa olmadan evin içinde özgürce koşturabilsin, eşyalar bu kadar dokunulmaz olmasın, annesi erişilmez olmasın, eğitilecek diye hayatı burnundan getirilmesin…

Kardeşsiz bırakılmasın, ömrü boyu yalnızlığa mahkûm edilmesin. Annesi olur olmaz her şeye bağırıp çağırmasın, kendisiyle oynamasa bile en azından onun nasıl oynadığını seyretsin, bir ufak hata yüzünden sonu gelmeyen yıpratıcı sözler söylemesin, bazı yaramazlıklarına gülüp geçsin, lavaboda sabundan köpükler yaparken kirlenen yerleri biraz olsun görmesin, ama kararlı olsun, sözünün eri olsun, sahip olduğu en değerli varlığının çocuğu olduğunu belli etsin…

Birileri bir çocuğa sahip olmak için çırpınıp dururken, birçoğumuz hiç bir ücret vermeden sahip olduğumuz evlatlarımızın kıymetini bilemiyoruz. Kaprislerimiz, sabırsızlıklarımızla hem çocuğa hem kendimize hayatı zindan ediyoruz.

Öyle çabuk büyüyor ki çocuklar. Onları hiç büyümez sanırsınız, bir bakarsınız liseye gidiyorlar, küçüklük fotoğraflarına bakıp duygulanırsınız. Keşke daha çok sevseydim, daha çok ilgilenseydim dersiniz. “Az mı öpüp kokladım, kırdım mı kalplerini?” diye sorar durursunuz kendinize…

Onlar bizim misafirlerimiz, çok kalmıyorlar bizimle. Zamanın nasıl geçtiğini anlamadan, bir gün yuvadan uçup gidiyor çocuklar.

Onların ardından, o lanet olası eşyalarınızla başbaşa kalırsınız!

Eşyalar tozlanmaya, siz silmeye devam edersiniz…

Ama bir daha çocuğunuzun o sevimli halleri geçmez elinize. Misafirlerimize iyi bakalım. Olur, olmaz her şey için kırmayalım onları. Sakin ama kararlı olalım, istikrarsız tavırlar, bir öyle bir böyle olmalar çocukların karakterini  olumsuz etkileyecektir.

Her şeye evet demeyelim elbet. Ama “Hayır” deyişlerimiz de güzel ve etkili olsun. Anlayabilsin çocuklar bizi. Hep güzelliklerle, hayırla yâd edilen anne babalar olalım. Gülümseyen bir bakış, beraber oynanmış bir evcilik hatırası, basit bir şey için beraberce yerlere yatıp kahkahalar attığımız unutulmaz günler kalsın akıllarında…

Cahide Sultan

İlgili yazı:

Onu en çok uyuyunca seviyorsun!

Bir Cevap Yazın

Bir Yorum Bırakın :)

  1. İnanın çocuğumu çok rahat bırakıyorum her yeri yıkıp döküyor mahvediyor yine de seslenmiyorm antalyada olduğumuz için havalar genelde güzel sokaktan da gelmiyorz Fazlasıyla özgür yani eee niye yaramaz bu çocuk sabahtan akşama kadar mız mız ağlayan bir çocuk bunu da açıklayın

Close
Tarif Üstü Muhabbet | Cahide Sultan
Close
%d blogcu bunu beğendi: