Erkekler Kadının Emanet Olduğunu Unuttu!

 Kadınların erkeklere nasıl davranması gerektiğinden, unutmak istenen erkeğe itaat kavramından bahsettik. Bu konunun bir yüzüydü. Diğer yüzü ise erkeğin kadına nasıl muamele etmesi gerektiğidir.

Öncelikle bugüne değin gözlemlediğim  acı bir gerçeği paylaşmak isterim. Bir ailede baskın karakter kimse onun sözü geçiyor. Onun sesi daha çok çıkıyor ve diğer taraf sönük kalıyor. Bu açıdan toptancı bir yaklaşımla erkekler şöyle, kadınlar böyle demenin yanlış olduğunu düşünüyorum. Her aile ayrı bir dünyadır. Her zaman dışardan göründüğü gibi olmayabilirler.

Eşlerden hangisi uysal bir yapıdaysa diğeri evde egemenliği eline alıyor, bütün söz hakkını kendinde görüyor sanki. Bir kadın sabırlı, sessiz sakin bir yapıya sahipse genelde kullanılabilir görülüp, gereken saygı kadına gösterilmiyor. Ve aynı şekilde erkekte her şeye susan, her konuda fikir beyan etmeyen, sabırlı bir karakterdeyse bu kez kadın erkeğe yükleniyor, evde tek otorite oluveriyor.

Görselliğin ön plana çıkarıldığı günümüz toplumunda kadın olmakta, erkek olmakta güçleşti. Özellikle erkeklerin kadınlardan görüntü olarak beklentisi arttı.  Uyaranlar, dayatılan kadın modelleri, bütün albenisiyle sokaklarda arzı endam eden kadınlar erkeklerin eşlerine olan ilgisini azalttı. 

Ne acıdır ki, kadının her zaman namuslu edepli olması beklenirken, erkeğin yaptığı zina “elinin kiri”, “erkektir yapar” gibi bayağı sözlerle basitleştirildi.

Kadınlardan itaat beklenirken, acaba erkekler üzerlerine düşen vazifelerini ne kadar yapabiliyorlar? İzleyici yorum ve maillerinden yola çıkarak erkeklerin yaptığı yanlışlardan ve haksızlıklardan örnekler verelim.

1-Kadın bir ev hanımıysa akşama kadar evinde uğraşmış didinmişse, erkeği tarafından  sanki hiçbir iş yapmamış gibi görülmesi

2-Kendi ailesine saygı sevgi gösterilmesini beklerken, kadının ailesinin önemsenmemesi

3-Kadının hassas bir yapıda olduğunu unutup ısrarla ve inciterek değiştirmeye çalışması. Vücudunda azıcık kilosu, biraz sarkması olan kadına iğrenç muamelesi yapılması ne kadar onur kırıcı.

3- Kişisel bakımına ve edepli olmaya özen göstermemesi. Bir izleyicim eşinin kesinlikle dişini fırçalamadığını, istemediği halde  yanında hoş olmayan, saygısız ve edepsiz tavırlar sergilediğini yazmıştı.

4- Özel hallerde kadının mutlu olması önemsenmeden, sadece kendi mutluluğuna odaklanması. Kaba davranması

5- Kadını rahatsız eden özel problemleri varsa önemsemeyip, karısının bir ömür boyu ızdırap çekmesini, mutsuz olmasını sağlaması.

6-Tv veya internette karısını hiçe sayarak edepsiz yayınlar seyretmesi veya devamlı maç izlemesi

7- Karısını başka kadınlarla kıyaslaması. Başka kadınların güzelliğinden eşine bahsetmesi

8-Eşine haber vermeden veya danışmadan eve arkadaşlarını davet etmesi. Ya da hiç eşinin fikrini almadan sık sık arkadaşlarıyla buluşması.

9-Çocukların bakımı ve eğitimi konusunda eşine yardımcı olmaması ki, bazı akşamlar ve  tatil günlerinde pekâla yardımcı olabilirler.

10-Ailesinin yanındayken hanımına değer vermemesi, hakkını savunmaması. Evde gayet iyi davranırken ailesinin yanında eşini sıklıkla azarlaması.

11-Dışarıda gayet güler yüzlü, beyefendi ve kibarken, evinde eşine ve çocuklarına karşı özensiz ve kaba davranması.

12- Evin temizliğinden, köftelerin şekline kadar laf etmesi, bahaneler arayıp kusur bulması.

13- Seni anlıyorum, seni seviyorum gibi rahatlatıcı sözleri söyleyememesi

14- Her tartışma ortamında “boşanabiliriz” iması yapması, “kapı orada” demesi, eskiden yaşananları sık sık başa kalkması

15- Karısı söylediğinde umursamadığı bir fikri, arkadaşı söylediğinde ilk kez duyuyormuş gibi davranıp hayata geçirmek istemesi

İnsaniyet ve İslamiyet birbirinden ayrılmaması gereken iki unsur olsa da, islami bilinçteki pek çok erkeğin insani değerlerinin zayıf olduğu, eşine karşı nasıl davranması gerektiğini bilmediği bir gerçektir. Bu saydığım maddelerin çoğunu bilinçli müslüman denilebilecek erkeklerde yapıyor malesef. İslami bilinçte değilse başka bir kadınla açıkça  zina işler, aksi halde göz zinası, kulak zinası ve düşünce dünyasında büyüttüğü hayasızlıklarla farkettirmeden aldatır.

Hani Kur’an’da geçer, erkeğe dört kadına kadar evlenme hakkı verilmiştir; erkekler bu 4 kadın meselesini gerçekleştiremese de her fırsatta kadına hatırlatır, şaka yollu, ima yollu bahsederek hazırda tutar. En ufak bir hatasını görse “yok senden kadınlık geçmiş”, “nasıl olsa haklarım var” deyip başa kalkmayı bir marifet sayar. Ve bunu en çok güya İslami bilince sahip erkekler yapar. Başka bir kadınla eşini aldatamamanın verdiği iç acısının dışa vurumudur sanki bu tavırlar.

İslamda şartları yerine getirildiği takdirde ki; bu çok zordur, erkeğe dört kadına kadar hak verilmiştir evet. Fakat buna mukabil kadının da bir çok hakları vardır.  Bir kadın istemezse ev işi bile yapmaz, hizmetçi tutma hakkı vardır. Çocuğunu emzirmek istemezse zorlanamaz.  Eğer erkek kocalık vazifelerini yapamıyorsa kadının boşanma hakkı vardır.

Sevgili Peygamberimiz  Sallallahu Aleyhi Ve Sellem,Veda Hutbesinde; “Kadınlar size Allah’ın bir emanetidir.”  buyurmuştur. Yazıkki çoğu erkek  kadının emanet olduğunu unutuyor, bu emaneti zayi ediyor. Tertemiz eşlerinin kıymetini bilmeden, her fırsatta ezerek, aşağılayarak bir ömrü heba ediyor.

Oysa erkekler kadınların zayıf ve çocuksu karakterlerini anlayıp ona göre muamele etseler belki bir çok anlaşmazlık ortadan kalkacak.

Kadınlar güzel sözden hoşlanır. Eve gelen erkeğin eşine muhabbetle hal hatır sorması, gün içerisinde yaptığı temizlik, yemek gibi işleri küçümsemeyip dillendirerek takdir etmesi, ara sıra onu sevdiğini söylemesi kadını rahatlatır mutlu eder.

Kadın zariftir, zerafetten hoşlanır: Erkek bilmelidir ki kadınlar kabalıktan asla anlamaz. Kaba tavırlar erkekliğin bir göstergesi değildir. Kabalık, karşısında saygı beklemek yanlıştır.Özel hallerde  eşine karşı kaba davranan onu anlamaya, rahatlatmaya çalışmayan erkeklerde karşılarında çoğunlukla gergin kadınlar bulurlar. Bir izleyicim eşi kendisini rahatlatamadığı için kalp hastası olduğunu yazmıştı. Ve şöyle devam ediyordu mailine:“yıllarca yalvardım ama tedavi olmadı, doktora gitmedi, kimselere anlatamadım, hep rol yaptım, çok geceler, o rahatlayıp arkasını dönüp yattığında  ben gizli gizli ağladım. Herkes iki çocuğum var diye bizim hiç bir problemimiz yok sanıyordu. Eşimin yoktu evet, ama benim vardı. Hiç mutlu olamadım…” Açılsa ne dertler çıkar mutlu gibi görünen evlerden. Her ev bir başka  alem…

Kadınlar anlaşılmak isterler. Kadının bir isteği varsa ve erkek buna karşı çıkıyorsa, karşıt görüşünü sert bir dille değilde “seni anlıyorum ama” diye başlayan sabırlı ve kararlı cümlelerle devam etse, sebeplerini sıralasa eminim pek çok kadın isteğinde ısrarcı olmayacaktır. Bir konuda “hayır” deyip sebebini söylemeyen erkekler kadını hasta ediyor…

Kadınlar çocuk gibidir: Ne kadar dominant gözükürse gözüksün, her kadın içinde bir çocuk taşır. İki tatlı söz duyup, bir güler yüz görseler herşeyi unutuverirler. Kadının gönlünü almak, sakinleştirmek sanıldığından çok daha kolaydır.

Susmak en çok erkeğe yakışır: Dırdırcı erkekler, dırdırcı kadınlardan çok daha iticidir. Bir tartışma esnasında mütemadiyen konuşan, her şeye dırdır eden  bir erkek, zamanla saygınlığını yitirir, değerini düşürür.

Dünyayı cennete çevirmek isteyen, hurileri daha cennete gitmeden isteyen, dışarda gördüğü her güzelle eşini kıyaslayan erkekler biyolojik olarak dışardaki kadınla, evdekinin bir farkının olmadığını bilmelidir. Bir kadının aldatması ne kadar aşağılık ve kabul edilemezse, erkeğin aldatması da en az onun kadar aşağılık ve kabul edilemez bir durumdur.

Hiç bir eş her ne sebepten olursa olsun aşağılanmayı hak etmez. İstemeyen çekemeyen boşanmak isterse boşanır. Fakat aynı evde yaşadığı eşini her fırsatta ezip onur kırıcı hareketler yapmak, ne erkekliğe, ne insanlığa, ne de İslamlığa yakışmaz.

“Mü’minlerin îmân bakımından en mükemmeli, huyu en iyi olanıdır. Hayırlınız, kadınlarına karşı hayırlı olanlardır. ”Tirmizî, Radâ`, 11 (III, 466); İbni Mâce, Nikâh, 50 (I, 636).

ALLAH  düşünebilen akıl sahipleri için:  “Kendileri ile huzur bulasınız diye sizin için türünüzden eşler yaratması ve aranızda bir sevgi ve merhamet var etmesi de onun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için elbette ibretler vardır.” (Rûm, 30/21.) Buyurmuştur.

Erkek ve kadın savaşmak için değil, birbirlerine üstünlük sağlamak için değil, birbirlerinde huzur bulmak için evlenmelidirler. İki kırık kalp, birbirine örtü olamamış, ruhları aç kalan iki yalnız insan mutlu bir evliliğin sahipleri olamazlar.

Bu toplumun erkeğine itaat edecek, engin yürekli kadınlar kadar, itaat edilmeye değer, saygın karakterde erkeklere de fazlasıyla ihtiyacı var.

Cahide Sultan

KÖRDÜĞÜM GİBİ

Bir Cevap Yazın

Bir Yorum Bırakın :)

  1. Abla çok güzel yazı ben yaşıyorum bunları ama bu laflar havada asılı kalır çünkü yalnız benim gibi dertli kadınlar girer bu siteye erkekler hele kötü kocalar asla okumaz aslında okusalar belki biraz vicdana gelirler ama nerdee

    1. A. Ümit YildiZ says:

      İnsanların tercihleridir kalemleri ve İnsanlar tercihleriyle imzalar kaderlerini! Herkes tercihlerinin sonucu yaşar. Şikayet etmenin bir anlamı da yok. Dediğiniz gibi yukarıda yazdığım sözde bir mana da havada kalacak. Aşık olmuşsa bir kadın Celladına yazmalar çizmelerde hep bir hikaye!

  2. Zuhal lacin says:

    Cahide hanim öncelikle sizi bu yazdiginiz yorum icin kutluyorum sanki icimizde bizimle birlikte yaşayip anlatmişsiniz cok tesekürederim biz kadinlari savunduyunuz icin gayet gercekciydiniz malesefki hepsi dogru kocalar kadinlarini ezmek icin yaradilmişlar kendilerini bir eş olarak deyilde bir sahip saniyorlar bilmiyorlarmiki bizim tek sahibimiz ALLAH tir her defasinda hor görmeyi aşşaylamayi başkalarinin yaninda kırıcı olmayi ve hep kendini hskli bulmayi cok seviyorlar bende bir bayan olarak bazi yaptigi hareket yüzünden ondan soguyorum niye yalan söylüyeyim bende onun istediyini vermek ustemiyorum sonra Allahi düşünüyorüm bana kizar diye gunah islemek istemiyorum Rabbimle konusuyorum Allahim hicmi benim isteklerimin önemi yokmu neden sadece ben korkuyorum yanluş yaptigim zaman halbuki hepimiz bir yaratildik hatta biz Allahin bur emanetiyiz onlara her istediklerini bize yaptiramazlar diyorum ama Allahtan korktugum icin sineye cekip yinede onun dediyi oluyor sedece Allah icin cok istedim birileri bana yardimci olsun sonra sizin yazdiklarinizi gordum rahatladim demekki kotü kocalrin yüzünden Allaha hesap vermiyeceyiz Allah razi olsun sizden birazda olsa rahatladim

  3. Slm Aleykum. Bu yaziyi okurken çok ağladım.çünkü eşim hep Allahın hoslanmadiğı şeyleri yazar .dindar birisi, ben sesiz donuk ve hiç kusmeyi sevmeyen birisiyim.eşim benden başkı biri.tartışma olunca ,hemen boşanmak ister,kovar beni,sana ıyi davranınca simariyon der,bundan sonra böyle der.yuz vermez .Ise giderken kapıyı hizli çarpar gider,hareketleri hep daha kabalasir .birsey sorarım cevap vermez ya bana ne der.hizmetimi yapayimmi bana ne tavsiye edersiniz .cok mutsuzum diyince bırakalım der,mutluyum diyincede Ozaman sen beni bilerek kiriyorsun der,esimin seveni çoktur ayrica .arkadaşları bana sen çok şanlısin der.

    1. sebahat says:

      Allah yardımcın olsun canım. Yaşadığın güzellikleri görmeye çalış. Ve bol dua et. Allah sıkıntını gidersin inşaallah.

    2. Ve aleykum selam çiçek kardeşim Rabbim yardımcın olsun eşine de hidayet versin âmiin .İnşirah İnşaAllah bol oku.
           SABIR VE NAMAZ İLE ALLAH (C.C.)’TAN YARDIM İSTEMELİYİZ
      Öncelikle sabır nedir? Sorusunun cevabını verelim.Sözlük Manası:Tahammül etmek,Zorluklara karşı dayanmak,belâ ve musibetler anında şikayetçi olmamak gibi anlamlara gelmektedir.Dini anlamda Sabır ise;Allah (c.c.)’tan gelen, belâ ve musibetlere karşı isyan etmeden şükür ve Rıza ile karşılayabilmektir.Ayrıca ibadetleri yaparken,nefsin ve şeytanın yanlışa yönlendirmelerine karşı durabilmek demektir.
      Âyet-i Kerimelerde:“Sabır ve namaz ile Allah’tan yardım isteyin. Şüphesiz o (sabır ve namaz), Allah’a saygıdan kalbi ürperenler dışında herkese zor ve ağır gelen bir görevdir.” (Bakara Sûresi âyet:45)
      Sabır ve Namaz, imanı takviye eder, nefsin kibrini kırar, tembelliği ve uyuşukluğu giderir, zor işler karşısında insanı güçlü kılar. Taberânî’nin rivayetine göre, Resûlullah (s.a.) zor bir işle karşılaşınca hemen namaz kılardı. «Allah’a saygıdan kalbi ürperenler» diye tercüme edilen «hâşiîn» zümresine namaz kılmak, oruç tutmak, sabırlı olmak, her yerde ve her zaman gerçekleri söylemekten çekinmemek zor gelmez, zira onlar Allah sevgisi ile kalpleri dolmuş kimselerdir.
      “Andolsun ki sizi biraz korku ve açlık; mallardan, canlardan ve ürünlerden biraz azaltma (fakirlik) ile deneriz. (Ey Peygamber!) Sabredenleri müjdele!” (Bakara Sûresi âyet:155) buyrulmuştur.
      Dünya hayatına imtihan edilmek üzere gönderildik. Yaratılış gayemizin amacı kulluktur. Bundan dolayıdır ki; bazen korku, bazen ölüm, açlık, mallarımızın ve ürünlerimizin eksiltilmesi, yok edilmesi, fakirlik  v.b.  sebeplerle imtihan ediliriz. Nefsimize zor gelen bu sıkıntılı anlarımızda isyan etmeden, Ya Rabbi bu güzellikleri imkânları verende sensin alan da sensin diyerek teslimiyet gösterebilmek, şükürle mukabelede bulunmak, kısacası sabretmek, gerçek anlamda kurtuluşa erme vesilesidir.
      Cenab-ı Allah (c.c.);İnsanları Hak yolunda samimi olanlarla olmayanları ayırt edip  imtihan etmek için,hastalık,korku,fakirlik,açlık,susuzluk, belâ ve musibetler vermektedir. Allah (c.c.) için;uğrunda eziyet ve sıkıntılara katlanıldığı ölçüde gönüllere İman yerleşir. Zahmet çekilmeden , kolaylıklar içerisinde kabul edilen, amellerle desteklenmeyen inançlar zorluklar karşısında çabuk kaybolurlar.İman uğrunda eziyetlere katlanıp,sıkıntılara sabrettiğimiz ölçüde İman gürleşir.Sahabelerin çektikleri sıkıntılar bu hususta en güzel örneklerdir. Günümüzde bazı sıkıntılarımız olmakla birlikte, Ashabın çektikleri sıkıntıların yanında bizlerin sıkıntılarının önemli olmadığını açıkça söyleyebilirim.
      Mü’minin İmanının güçlü ve kuvvetli olması için, elbette belâ ve musibetler gereklidir.Mü’minin İmanı, başa gelen bela ve musibetler anında göstereceği sabır ve devamlı olarak ikame edeceği Namaz sayesinde kuvvetlenecektir.Gerçek ölçülerden birisi de, bütün başa gelen sıkıntılara,zorluklara karşı sabır gösterebilmektir.
      Âyet-i Kerimede:“O ki, hanginizin daha güzel davranacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratmıştır. O, mutlak galiptir, çok bağışlayıcıdır.”  (Mülk Sûresi âyet:2) buyrulmuştur.
      Hayat, anlamsız bir var oluş olmadığı gibi ölüm de sonu hiçlik olan bir yok oluş değildir. Aksine hayat, bir hayırlı faaliyetler alanı, imtihan vesilesi, ölüm ise bu faaliyetlerin karşılığını bulacağımız ebedî varlık sahasına geçişi sağlayan bir dönüm noktası ve Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.)’in de belirttiği gibi bir uyarıcıdır.
      Sabrın fayda vermesi ancak,imtihan edilmek üzere gönderildiğimiz dünya hayatında gösterilmekle mümkün olur.Dünyada sabreden ahirette feryat etmez. Sabır acı gibi görünse de netice bakımından çok tatlıdır. Sabreden, günaha bulaşmaz.Sabır,musibetleri örttüğü gibi belâlardan ızdırap duymamayı da öğretir. Belaya sabreden kazaya razı olur ve rıza ile de sabır kolaylaşır.
      Rabbim herbirimize gerçek anlamda İman etmeyi,imanımızın gereği salih amelleri işlemeyi,namazı dosdoğru kılmayı,ibadetleri yapmayı,başımıza gelen sıkıntıları sabırla karşılamayı nasip etsin.Sıhhat ve âfiyetler dilerim.(alıntı)

Close
Tarif Üstü Muhabbet | Cahide Sultan
Close
%d blogcu bunu beğendi: