kokosabla-kış-çocuklar-bitkisel

KADININ YERİ EVİDİR!

“Evlerinizde oturun…” ayetini daha bir başka severim nedense. Bu ayeti okudukça kendimi Rabbimden imtiyazlı sayarım.
Bana özel inmiş sanki, beni alıp namütenahi bir yere koymuş. Narin bir kelebek, kırılgan bir gelincik çiçeğiymişim gibi hissederim kendimi…

Çok değerliymişim, nadideymişim, zümrütmü, elmas mı desem, ama çok değerli bir mücevhermişim, istiridyenin en gizli yerindeki zarif bir inciymişim gibi…
Ortada olmasın, hemen ulaşılamasın, kolayca bulunulamasın der gibi…

Güven dolar, huzur dolar içim, yaslandığım koca bir dağı arkamda hisseder her seferinde güçlenirim, şımarırım hatta…
Evlerinizde oturun,evler ki en güvenli barınaklardır. Özgürlüğün en dorukta yaşanabileceği mekanlardır evler. Ev kadına saray, kadın eve sultandır. Evsiz kadın savunmasız, kadınsız ev yalnızdır. Evsizleşen kadınlar, kadınsızlaşan evler toplumların en büyük yarasıdır…

“Evlerinizde oturun. Önceki cahiliye dönemi kadınlarının açılıp saçıldığı gibi siz de açılıp saçılmayın…”(Ahzab/33) İyiki bunları sen söylüyorsun Rabbim. Eğer ben söyleseydim örümcek kafalı, yobaz, gerici, çağdışı olarak yaftalanacaktım. Şükür ki sen söylüyorsun, kulun Sana kurban olsun…

Oysa nice zamandır dışarda olmayan, evinde oturan, çocuk doğuran kadınların adı cahil oldu. İllede dışarı çıkmalı kadın,bütün kapılar sokağa açılmalı, az çocuk doğurmalı, ekonomik özgürlüğü (!) elinde olmalı, kocaya asla güvenmemeli, ya bırakırsa, terk ederse, ölürse, boşanırsan ya…diyerek kadın hep tetikte bekletilmeli…

Artık kadınlar pek az oturuyor evlerinde. Kadınlar eve hasret, evler kadınlara… Parasını kendi kazanıyor kadın. Muhtaç olmuyor erkeğine de (!)…

Sabahın ayazında düşüyor yollara, çocuğu bakıcıya yada kreşe bırakıyor. Canhıraş çalışıyor kadın, dişini tırnağına takıyor, bence biraz da erkekleşiyor kadın…

Dışarda eksiksiz yapmalı işini, kılığı kıyafeti en iyisinden olmalı, patron kızmamalı, şef memnun olmalı işinden… Evine zamanında varıp sabahtan eksik kalan işleri tamamlamalı..kurulmuş bir saat gibi tıkır tıkır çalışmalı, asla parça kırmamalı…

Binde bir, sabah vakti dışarı çıkacak olsam duraklarda otobüs bekleyen, soğukta tir tir titreyen kadınlara bakar kalırım. Çok mu muhtaç, çok mu zor durumdadır? O saatte o kadınları sıcak yuvalarından dışarı çıkaran nedir? Bir kadını haftanın 5 günü yılın en az 10 ayı çalışmaya mecbur eden hangi haldir?

At yarışına sokar gibi çalıştırdığımız,sınavlara hazırladığımız kızlarımız hangi ideallerin,hangi hayallerin kurbanıdır?Kızının sınavı kötü geçti diye ağlayan anne hangi modern baskıcının oyuncağıdır?

Evlerinizde oturun ayeti bugün birçok müslüman kadının dahi okumak,hatırlamak istemediği bir ayettir. “Cahiliye kadınları gibi açılıp saçılmayın” emrine muhalif, evde oturmayı cehalet, çalıştığı işyerinde başını açmayı modernlik, özgürlük diye tanımlayan bir garip fikir karmaşası…

*********************

Ne kadar paraya ihtiyaç duyduğunuz, gerçek ihtiyaçlarınızın ne olduğuna bağlı…

Ya lüx bir yaşam için zor ve stressli bir çalışma hayatını tercih edeceksiniz. Ya da evinizde rahat oturup orta halli bir yaşamı seçeceksiniz.
Derdiniz kariyerse, yükselip önemli (!) bir yere gelmekse eviniz size sadece bir otel olur.
Eğer tek maaşla geçinirim. Orta halli yaşarım, lüx istemem, evim 10 yıl sonrada olsa olur, arabam daha vasat da olabilir, evimde otururum, çocuğumu da kimselere bırakmam kendim bakarım, eğitirim derseniz eviniz size saray olur.

Çalışan kız arıyorum,çift maaşlı olsunlar diyen kaynana adayı teyzeleri gördükçe,birileri tarafından bankamatik gözüyle bakılan kızlara daha da bir acıyorum. Hele banka kartı kocasının elinde olan, ayda ne kadar maaş aldığını bile bilmeyen, gündüz dışarı işleri,akşam ev işleriyle ömür geçiren kadınların hali içler acısı…
Modern köleliğin adına ekonomik özgürlük diyorlar… Zulmü süsleyip püsleyip kadına olmazsa olmaz gibi gösteriyorlar. Kadının fıtratına ters olan,  bedenine ağır gelen işi yapmayanları aşağılıyor, kınıyorlar…

Evlerinizde oturun, çünkü kadın en çok evine yakışır.Evlerinizde oturun, zira kadın hassastır, kadın naiftir, çabuk incinir, çabuk kırılır, kolay hırpalanır kadın. En iyi Rabbi tanır onu. En çok Rabbi anlar halinden…

Uygun şartlarda okuyabilmeli, çalışabilmeli kadın. Ama dünyası için ahiretini harcamaya zorlanmamalı, bir erkek gibi çalışmamalı  bir ömrü kaplayan dağlarca yükü, onlarca görevi üstlenmemeli. Mecburiyeti olmadığı halde hergün ardından ağlayan bir evlat bırakmamalı kadın. Hem kariyer yapıp, hem iyi bir iş kadını, hem iyi bir anne olmak şüphesiz bir ütopya…

Her işte usta olunmuyor maalesef. Her işte çırak olarak kalmakta yakışmıyor kadına. Madem Rabbi kimselere yakıştırmadığı görevi kadına layık görmüş, madem uçsuz bucaksız cenneti annelerin ayaklarının altına sermiş; Bundan daha fazlasını istemek niye?

“Bir kadın ayrılınca evinden,
Evler ağlar kadınların ardından
Bir çocuğun gözleri uzaklara mıhlanır
Anne dönene değin sevmeler öksüz kalır
Bir kadın ayrılınca evinden
Evler ağlar usul usul derinden…”

CAHİDE SULTAN

Dön ki evin sensiz kalmasın   Diğer yazılarım

Comments are closed.

Bir Yorum Bırakın :)

  1. Emine KARADEMİR says:

    Rabbim sabrınızı artırsın Cahide hanım.Bunlar nasıl yorumlar anlayamadım.Nasılda saldırmışlar beğenmediyseniz okumayın kardeşim ,Çalışmayı tasvip eden bir sürü blog var buyrun oralarda gezinin.Bırakın bizlerde savunalım düşüncelerimizi,azıcık bırakın da tebliğ edelim dinimizi bir avuçsunuz ama şerriniz çok büyük ebu leheb ölmemiş gerçektende şairin dediği gibi ebu cehil kıtalar dolaşıyor.Ben okurken tahammül edemedim.Ayete muhalefet, Rabbim muhafaza etsin çalışıyoruz ama günahlarımızın farkındayız. Rabbim kurtarsın diye samimiyetle dualar ediyoruz inşallah kurtaracağınada inanıyorum ama asla muhalefet edemem Ayetlerine .Rızık ne kadar verecekse Rabbim onu zaten belirlemiştir sen ben çalışsakta çalışmasakta bizi o bulacaktır.Razı olup Cahide hanımın yaptığı gibi evimizde tevekkül edebilsek gelende bereketlenecektir.Şimdi bereketten yoksun kazançlarımızla helalliği bile şüpheli paralarla çocuklarımızın karnını doyuruyoruz Rabbim kurtarsın benide benim gibi düşünen çalışanlarıda.(Yeniden dönüp bazı gereksiz yazıları hatırlatıp canınızı sıkmak istemezdim ama çalışan bir ANNE olunca tahammül edemedim)

  2. Cahide hanım sizin eğitiminiz nedir? Yazılarınızdaki edebi üslup çok etkileyici. Okurken bir kitabın sayfalarını çeviriyor gibiyim. Bir de yanlış hatırlamıyorsam atama beklediğinizi yazmıştınız, bu eşiniz için miydi? Siz çalışmıyorsunuz ama çalışmak istemez miydiniz? Bir öğretmen olup bildiklerinizi çocuklarla paylaşmak vs.. ??

    Ben şahsen tüm hayatımı okuyup, çalışıp, eli ekmek tutan, ayakları yere sağlam basan, eşinden para istemeyen, kendi ekonomik özgürlüğü olan bir kadın olmak istedim ve oldum da.. Ama gel gör ki anne olunca ve biraz düşünüp irdeleyince yaşamı, evladımı evde bırakıp işe gidince (-ki ben 19 ay kendim bakabilecek kadar şanslı bir anneydim) ne kadar yanlış bir karar verdiğimi anladım. İçgüdüsel olarak kadının yerinin evi olması gerektiğini evladım dünyaya gelince idrak ettim. Okuduğuma pişman değilim ama çoğu zaman keşke çalışmasaydım dediğim bir gerçek. 10 yıl boyunca zevkle yaptığım mesleğim (öğretmenlik) şimdi omuzlarımda bir yük oldu. Her teneffüs annemi arayıp oğlumdan ufak tefek güzel haberler almak en büyük sevincim, amacım oldu. Yarım gün çalışmama rağmen, sabah gidip öğleden sonra evime dönmeme rağmen, onun kahvaltısında yanında değildim, evladım birkaç saat bile olsa benim kokuma varlığıma hasretti ve inanın bana bu bir kaç saatin bile onun gelişiminde ve psikolojisinde ne kadar olumsuz yer ettiğini üzülerek gözlemledim. Çocuğunu bırakıp işine severek sevinçle giden anneleri hiç anlamadım, anlayamadım. Hele hele kariyer için evini bırakan kadınları sanırım yaşadığım müddetçe anlayamayacağım. Keşkelerim pek çok ama geri dönmek için de çok geç maalesef………

  3. eyvallah… cahide abla evde oturmaktan gocunmayan, evde oturuşunu kısır döngüye çevirmeyen tüm kadınlara ve sana selam ediyorum. allah yüreğine ferahlık versin..

  4. Şunu söylemek isterim, insan hayatında gerçekten zor zamanlar geçirebilir, evet Rabbim her zaman yardımcı ama eğer ben şu anda çalışmamış olsam gerçekten çok zor duruma düşebilirdim.İnsanın niyeti çok önemli çalıştığınız ortamlarda bunu bilen bir kadın olarak bulunuyoruz. Herkez burdaki bayanlar kadar şanslı olamıyor şöyle düşünün eşiniz işte çıkmış, işi yok borç kapıda isterseniz oturun ama dediğim gibi gine Rabbim iyi kapılar açsın o her zaman yardımcı bunu hiç bir zaman unutmuyorum.

  5. bu yazı inanın içimi sızlattı yarama parmak bastı diyebilrim…denildiği gibi yıllarca okuyup mühendis çıkıp, yüksek lisanslar yaptıktan sonra ev kadını olarak ev de oturmak çok ağır geliyor insana, en azında bana öyle oldu ; evlendim ve eşim evde oturmamı çocuklarımıza benim bakmamı istedi bende öyle yaptım..ama ailem ve çevrem tarafında hep yargılandım ve eleştirildim yani mahalle baskısı..beni anlamadılar, yorumlamadılar sadece yargılayıp kınadılar :(( tabii ki benimde sürekli kendi kendime durumumu sorgulamama hatta mutsuz ve huzursuz olmama sebep oldu..eşim bu durumlarda hep yanımda hep destekleyicimdi…evleneli tam 9 yıl oldu 2 oğlum var Allah’a şükür ikisinide kendim büyüttüm ve her anlarında yanındaydım..Şimdi bu yazıya tesadüf denk gelince içim bir hoş oldu eşim benim adıma ne kadar doğru bir karar vermiş diyorum iyiki onun dediğini yapmışım evimde mutluluğu huzuru aramalıyım etraftan gelen seslere kulağımı tıkamalı namazımı kılmalı kuranımı okumalıyım sanırım çok şanslı bir kadınım Cahide hanım Allah sizden de razı olsun içimde bahar çiçekleri açtırdınız bu yazınızla …

  6. humeyra says:

    mükemmel bi şey burası çok beğendim sizi tebrik ediyorum allah devamını getirsin inşallah cahide hanım

  7. Tamam diyelim kadınların ihtiyacı yokken çalşmaması tercih meselesidir,
    saygı duyarım ama çalışma nasıl illet olarak nitelenir bunun gibi düşünceleri anlamak mümkün değil……………..!

    1. Öncelikle, yorumumla yanlış anlaşılmalara mahal verdiğim için özür dilerim. Bu arada olası yanlış anlaşılmaların önüne geçmek için yazdıklarımın baştan sona okunmasını, sadece başına, sadece sonuna ya da sadece ortasına takılmadan tümünü birden düşünerek değerlendirmenizi tavsiye ederim.

      Cahide hanıma tekrar böylesine ince bir konuya değinip insanların aydınlanmasına vesile olduğu için teşekkür ediyor, Allah razı olsun diyorum.

      Oradaki “illet” kavramını elbetteki doğrudan “çalışma” kavramını nitelemek için kullanmadım. Bazen çalışma birtakım ihtiyaçları gidermek için değil de birtakım nefsi ya da bilinçaltı eğilimlerini tatmin etmek için tercih edilebiliyor. Yani kişi sebebini tam olarak açıklayamadığı şeyleri zorunlu ve vazgeçilmez bir ihtiyaç haline getirip, kendini sebepsiz bir şekilde o ihtiyacı doyurmaya mahkum edebiliyor.

      İnsanların çalışmaktaki temel istekleri yaşamaktır, yani aslında yaşamak için çalışırız; çalışmak için yaşamayız (ya da doğrusu bu olmalıdır). Ancak bazen insanın yaşama olan bağlılığı da sanki hayat birgün hiç bitmeyecekmiş gibi bir boyuta gelebiliyor. Her zaman daha iyisini isteriz, daha iyi daha kaliteli daha sağlam daha güçlü daha daha daha daha… Sürekli durduk yere kendi kendimize ihtiyaçlar üretir ve bu ihtiyaçları gidermenin derdine düşeriz. Yani dertten kurtulup mutlu olmak isterken yine kendimizi derde atarız. Eğer yaşama olan bağlılığımız bitip tükenmez bir hayata bağlılık haline gelmişse zaten ortada büyük bir sorun var demektir. Neyse, konumuzla bağlantılı ancak konumuz şimdilik yaşama körü körüne bağlılık değil…

      İhtiyaç sözkonusu olmadığı halde kendini çalışmak zorunda hissederken bu hissiyatı gereği, yıpranan ve farkında olmadan eşini çocuklarını yıpratan eşler var. Bakın “farkında olmadan” diyorum. Çocuklara ilgisizlik, eşler arasındaki ilgi yetersizliği, çiftlerin her ikisinde yorgunluk ve bu haldeyken birbirlerine yeterince vakit ayıramama, depresif tepkiler, stresli ev ortamları vb durumlar ailelerde çok yavaş bir şekilde farkına bile varamayacağımız bir hızda gelişir ve aileyi daha içinden çıkılmaz durumlara sürükler. Çok derin bir konu bu, o yüzden tek bir kelime bile yanlış anlaşılmalara yol açabiliyor; bunun farkında olmalıyız ve üzerinde iyi ve derinlemesine düşünmeliyiz.

      Çalışmak bir illet değildir; ancak insanlar bunu bir illet haline getirir; şöyle ki ihtiyacı olmadığı halde çalışan anne(veya bir bayan) bu haliyle başta kızına(veya toplumdaki diğer kızlara) olmak üzere çocuklarına bir örnek teşkil eder. Çocuk ise bu zihniyet üzere büyür; dışarıda ortam uygun olsun olmasın hiç düşünmeksizin çalışmak zorunda olduğu, hayattaki en temel amacın çalışmak ve para kazanmak olduğu bilinci üzere yaşamaya başlar. Gün gelir çocuk, hiç ihtiyacı olmadığı halde ve üstelik ortamın çalışmasına müsait olup olmadığını düşünmeksizin kendini çalışmak zorunda hisseder. Özellikle de kız çocukları için geçerli bu. Çocuğunun bilinçaltına işlenen mesaj şudur: Çalışmalısın, sadece çalışmalısın… Ama niçin? İşte bunun cevabı bilinçaltına gitmez ve cevap gelmez. Bilinçaltı “şunun için çalışmalısın” ya da “bunun için çalışmamalısın” ya da “ihityacın varsa çalışmalısın, şundan dolayı çalışmalısın” vb mesajları almaz ve cevap vermez. Düşündürtmeden kişiyi tek bir noktaya iter. Kişi gerek ailesi içinde gerek evli olduğu kişi ile arasında “çalışma” konusunu olmazsa olmaz bir boyuta taşır ve kendini harap eder. Çalışmaya başlar; çalışmak güzel gelir hoş gelir, çünkü işin içinde para vardır kazanç vardır. Zamanla kişi adeta çalışmaya müptela bir hale gelir. Çalışmaya alışır. Her alışkanlıktan kopmak zordur; özellikle de dünyevi hazları tatmin eden alışkanlıklardan kopmak çok zordur. Gün gelir, hiç ihtiyacı olmadığının farkına varsa bile çalışmayı bırakmak istemez; bırakmaya karşı direnç gösterir; çalışmayı bırakmak istiyorum ama yapamıyorum, ailemden çekiniyorum, çevremden çekiniyorum, eşimden çekiniyorum, çalışmazsam ben bir hiçim, nedense kendimi çalışmayınca rahat hissetmiyorum vb düşüncelerle artık direnç gösterir. Bırakmak istediği halde çalışmayı bırakamayanlar mevcut olduğu gibi çalışmaya karar verip bu kararından vazgeçmek istediği halde vazgeçemeyen hanımlar vardır. Özellikle bu kişiler için sonuç kötüdür; çünkü kişi neredeyse tam bir çıkmaza girmiştir ve bu çıkmaz kişiyi bazen çok üzer ve içten içe kişiyi harap eder. Aslında çıkmazı oluşturan kişi, ya kişinin kendisidir, ya ailesidir, ya annesidir, ya içinde bulunduğu çevre ya da medya basın yayın organlarının telkinleridir. Yani kişi daha çok etkilendiği kişilerin, görüşlerin ve duyguların peşinden gitmek zorunda hisseder kendini sebepsiz şekilde.

      Tekrar söylüyorum bu konu çok uzun bir konu; düşüncelerimi şahsi algılamayınız, bu yorumlarımda da tek arzum herkesin mutlu olmasıdır. Kimseye kastım yoktur; çalışana da çalışmayana da. Ama kendinizi hiç ama hiç gereği yokken kendi kendinize ürettiğiniz ya da size telkin edilen birtakım ihtiyaçların içine atmayın. Eşiniz çalışıyor mu, eşinizin kazancı gerçekten evinize size çocuklarınıza yetiyor mu, evinizi geçindirebiliyor musunuz vs; cevap evet ise, kendinizi “illaki çalışmalıyım” gibi birtakım şartlanmışlıklara itmeyin hanımlar. İhtiyaçların karşılandığı yerlerde kendinize ve çevrenize ek ihtiyaçlar üretip o ihtiyaçları giderme derdiyle kendinizi çalışma hayatına atıp hayatla boğuşmayın. Çünkü farkında olmadan ihtiyaçlarına ulaşmak istediğiniz çocuklarınızın, eşlerinizin, ailenizin gerçek ihtiyaçları ile aranıza mesafe koyarsınız. Bir yönde ilerlerken bir yönde zayırflarsınız ya da zayıf bir nesil yetişmesine sebep olursunuz. Bir annenin asıl yeri evidir, çocuğunun bebeğinin yanıdır, annesinin dizinin dibidir. Düşünsenize günlük hayatın koşuşturmacalarına kapıldıkça hem ailemizle, hem akrabalarımızla, hem komşularımızla, hem kendimizle, hem de Rabb’imizle aramıza mesafeler koyuyoruz. Dini ve manevi yönden toplumsal yozlaşmalarımız inkar edilemez. Özellikle de kadının mecbur olmadığı halde çalışmasının bu zayıflatıcı koşuşturmacadaki yeri büyüktür. Maddi olanakları artırma ve biriktirme telaşımız bizleri manevi olanaklarımız yönünden fakirleştiriyor. Erkek dışarıda maddi ihtiyaçların peşisıra koşarken, hanımın eşi tarafından eve getirilen maddi olanakları dönüştürüp-değiştirip hem kendine, hem çocuklarına, hem de eşine sunması ve manevi gelişimin bekçiliğini yapması daha hoştur; çünkü kadın çocuğunun ilk ve olabilecek en iyi öğretmeni, eşinin ise ecdeki en iyi terapistidir.

      Çevresindeki insanların gözündeki değerini artırma ya da değer kaybetmeme telaşıyla çalışmayı zorunluluk hisseden hanımlar; çalışınca çevrenizdeki insanların gözünde cebinize giren para kadar değer kazanacağınıza, evinizin hanımı olarak değer kazanın ve çocuklar da diğer hanımlar da hanımlığınıza kendi gözleriyle gıpta ile baksınlar. Böyle örnek alsınlar.

      Bir zamanların reklamlarında hatırlarım, “çocuk da yaparım kariyer de” diyerek hanımları etki altına alan reklamlar yayınlandı ülkemizdeki televizyonlarda… Kadınları çalışma hayatının içine çekmek için neler yapılmadı ki… Günümüze kadar kendini çalışma ve kariyer yoluna adamış olan kadınların sayısı o kadar arttı ki evlenmek istememe, evlenmekten korkma, çocuk yapmak istememe, çocuk yaparsam sonra bakamam endişesi vb birtakım durumlar toplumda son yıllarda fark edilir derecede arttı. Elbetteki aile planlaması gerekli; ancak artık planlar yapılmıyor, planları yapanlar yaptıkları planları uygulayıp uygulatıp insanların sırtlarından kazanıyorlar. İnsanlar televizyonlardan, reklamlardan, çeşitli dernek ve vakıf faaliyetleri üzerinden adeta paraya pula mala mülke endeksli bir hayata sürükleniliyor ve bir düşkünlük ve koşturmaca içinde yuvarlanılıyor. Bu yuvarlanma sürecinin stresini ise doğan bebekler çocuklar ve hatta doğmadan aldırılan bebekler ve bir aile çekiyor…

      Konu çok önemli ve çok derin, ama kısaca diyorum ki: Gerçekten ihtiyacınız yoksa çalışmayın hanımlar. Gerçek ihtiyaçlarınıza odaklanın, evinizde ailenizin ve evinizin gerçek ihtiyaçlarını gidermekle ilgilenin. Ancak çalışmak zorunda olanlara, mümkün olduğunca çalışma koşulları -özellikle de dinimizce- uygun olan yerlerde çalışın ve Allah yardımcınız olsun demekten başka sözüm yok…

      Düşünebilene son sözüm: EY İNSANOĞLU! BİRAZ YAVAŞLA…

  8. Sayın Aslı hanım;

    Erkeklerin kadınlar üzerindeki şiddet uygulamalarını islami geleneklere bağlamanız pek akıllıca bir şey olmamış. Bu tarz şiddet davranışları olsa olsa İslamdan uzaklaşmış olmanın sonuçlarından biridir. Kadının İslam’daki yerine ilişkin biraz araştırma yaparsanız erkeklerin de kadınların da birbirleri üzerinde birtakım haklarının olduğunu ve kadına uygulanan şiddetin temel kaynağının İslam olmadığını görürsünüz. Erkek olduğu ve Müslüman olmadığı halde Avrupa ve Amerika toplumlarında kadına şiddet uygulayan nice insanlar var. Üstelik çalışmalarına ve zengin olmalarına rağmen şiddet gören kadınlar hiç de az değil. Psikoloji kitaplarında Avrupa’da psikologların kapılarının tıklım tıklım olduğu yazılır; sebebi yoğun iş temposu ve hayat koşturmacaları içinde bitmeyen ailevi meseleler, tartışmalar, boşanma vb. Eğer bu anlayışın temel sebebi İslam gelenekleri olsaydı, müslümanlıkla uzaktan yakından ilişkisi olmayanlar için ne demeliyiz. Eğer böyle giderse biz de toplum olarak, bırakın kadına değer vermeyi insana değer vermeyen Avrupa ve Amerika zihniyetinde bir toplum oluruz. Zaten biz ne zaman Avrupalılaşma (Avrupalılaşma derken neyi kastettiğim anlaşılıyordur sanırım!) yolunu tutmuş ve İslamdan uzaklaşmışsak işte o zaman kadına şiddet, çocuğa şiddet, insana şiddet vb rahatsız edici olaylar gündeme gelmiştir. Ne zaman toplumumuzda bir huzursuzluk olsa bunu İslam’a ve İslami geleneklere bağlar olmuşuz; oysa ki “ACABA BİZ İSLAM’A NE KADAR BAĞLIYIZ?” bunu düşünmek lazım. Ne kadar İslam’a bağlı olduğumuzu düşünelim, ondan sonra gerçekten sorunlarımızın temel kaynağı (İslama ve gıdasını İslamdan alan geleneklerimize bağlı olmak mı yoksa İslam’dan uzak olmak mı) hangisiymiş ona göre düşünelim?

    Eğer, başta anneler olmak üzere, aileler kendilerini ve çocuklarını İslami usullere en uygun şekilde yetiştirmiş olsalardı bu tip sorunlar, ne bu kadar fazla konuşulurdu ne de bu kadar uzardı. İslamdan uzaklaştığımız için sürekli korku, kaygı, sıkıntı, endişe halinde yaşıyoruz ve bu hallerden kurtulmak için yine kendi aklımızın ulaşabildiği çözüm yolları üretmeye çalışıyoruz. Kadınların da çalışıp para pul mal mülk sahibi olarak güvenliğe ve özgürlüğe ereceklerini düşünmeleri sadece bu sebeptendir. Mutlu değiliz ve mutlu olmak için kendimizce çıkış yolları arıyoruz. Kimimiz bulduğunu sandığı yollarda kaybediyor kendini; farkında değil… İnsanlar çoğu kez engelleri kendi akıllarınca oluştururlar ve o engellerin ardında kalarak yine kendilerince çözüm yolları ararlar. Oyasa ki;

    “…Kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur”(Ra’d 28). Gerek kalplerimizi gerekse kadın-erkek toplumu huzura erdirmenin tek yolu bu…

    İhtiyacı olmadığı halde, çalışmayı ve para kazanmayı kendine ihtiyaç haline getiren hanımlar, dikkat edin! Gerçekten ihtiyacınız yoksa bu illetin sizi ve sizden sonraki nesilleri sarmasına müsaade etmeyin. Bugün değil yarın, yarın değil birkaç yıl sonra, mutlaka her kusurlu davranış bir tümör hücresi misali yavaş yavaş büyüyüp toplumu rezil bir hale getirebilir.

  9. Aslı hn sözlerinize canı yürekten katılıyorum dedim ama yorumum inşallah yayınlanır.

  10. Aslı kardeşim ,sözlerine canı yürekten katılıyorum

  11. Biliyor musunuz size acıyorum bir kadın olarak sizden utanıyorum siz bunları yaptıktan sonra bir hanım, bir çocuk bakıcısı ve evin hizmetçisinden öteye gidemezsiniz dünyaya ,ülkemize faydanız dokunamaz ve kadınların eskiden olduğu gibi daha çok ezilmesine neden olusunuz, eğer bir kız okumazsa,kendi ayaklarının üstünde durabileceği bir işi olmazsa sürekli bir erkeğin eline bakar, bu da malesef islamın getirdiği geleneklerden doğmuştur.Böylelikle erkek tarafı (baba,koca) bundan yararlanır canı sıkılır döver,küfür eder,ezer,eve kapatır,sınırlar çizer,aşağılar kadının çalışması,okuması kendini hem FİZİKİ hemde manevi,akli şekilde geliştirmesi gerekir ve bu şekilde onumuze çıkan engelleri kolayca yıkabiliriz.ZAYIF OLMAYIN HEMCİNSLERİM LÜTFEN UYANIN,UYUMAYIN…

    1. Önce İslam’da kadın haklarını öğren daha sonra toplumdaki çarpıklıkları islam’a yükle Aslı. Tabi doğruları öğrendikten sonra bunu yapabilirsen. Bana acımana hiç gerek yok canım. Ben halimden gayet mutluyum…

  12. ben bir ogretmenim. annem konfeksiyon isciliginden emeklidir. bir de abim var, doktor. annem biz ilkokula giderken maddi imkansizliklar dolayisiyla calismaya basladi. annem elbet zorlandi ama bana gore mukemmel bir annelik yapti. anadolu imam hatip mezunuyum, pek cok hemcinsim arkadasim doktor, ogretmen, ilahiyatci. bir gun ankara ilahiyat mezunu bir arkadasim, esi de doktordur, kiz ogrencilerimizin inancli insanlari rol model almalari gerekir, bu yuzden calisiyorum demisti. hangi cocugun rol modeli annesidir? cocuklar rol modelini disarida arar. calismakta maksat sadece para olmamali. kizlarinizin daha iyi okutun ki daha iyi kosullarda calissinlar, calismayi kolelik gibi gormeyin. orn. anaokulu ogretmenleri cocuklarini da goturebiliyorlar, orn. eczaci olsun, kendi isini kursun. secilen degil secen olsunlar ki dini vecibelerini yerine getirebilecekleri isleri secebilsinler. oyle bir dua alir ki belki birinden evladinizin ote dunyada kurtulusu olur.Fethullah Gulen bir roportajinda zengin olmaya calismayan musluman zarardadir demistir. elbet kanaat edicez ama yahudi mi zengin olsun sadece. diploma 40 yasindan sonra da zor ise yarar.
    demem o ki, disarisi gunah yuvasi degildir. siz gireceginiz ortami bildiginiz surece. cemaat icin maasli calisan bir suru hanim var. calismayana da saygim sonsuz, tercih meselesidir. benim tercihim deniz dibinde istiridyede kalmis bir inci olmaktansa, su yuzune cikip baska hayatlari guzellestirmekten yana oldu.

  13. Buraya yorum yazdıktan bir kaç gün sonra eşim işten ayrıldı şimdi Allah a şükrediyorum severek yapabileceğim bir işim var en azından faturaları, 2 banka kredisini ödeyebileceğim umarım en kısa zamanda hayırlısınla
    eşimin iş bulur bu günleri atlatırız.

  14. sema ergün says:

    insan namusuyla çalıştıktan sonra bunun ne zararı olabilir? acaba ben öğretmenim eşimin işleri şu kötü Allah ın izniyle umarım yoluna girer ama benim muhakkak çalışmam gerek

  15. Merhabalar, buraya geç kalanlardan biri de benim galiba.bir bayan için hem çalışmak hem de eviyle ilgilenmek gerçekten zor.1 yıldır evliyim , 4 yıllık Öğretmenim ve mesleğimi severek yapıyorum. Ama her işte olduğu gibi bu mesleğinde zorlukları var.Kimilerine cok kolay görünebilir onlara bir şey diyemem. Çünkü başlayana kadar ben de öyle düşünüyordum.Malesef! Hele ki bu dönemdeki zorluğu apayrı! Velhasıl zaman zaman ben de çalışmasam nasıl olur diye düşünüyorum ama vicdanım hayır diyor.Kendimi sorumlu hissediyorum.Çünkü orda da sizin gözünüzün içine bakan canlar var.Okurken, mesleğe başlarken ve halen de aileme, vatanıma , ülkeme faydalı ve hayırlı bır ınsan olabilmek için dua ettim ediyorum da.Ameller niyete göredir.Bugün burda bu işi yapıyorsam elbet vardır bir sebebi diyorum.Annemin ve babamın emeğini de umutlarını da yok sayamıyorum.Önce rabbimin sonra da ailemin rızasını kazanmak için elimden geleni yapmaya çalışıyorum. İnşallah yapabiliyorumdur…

  16. Merhaba, müslümansak eğer ayetleri inkar etmemek gerekir.Bencede bir bayanın yeri evidir.Tabiki günümüz şartlarınada bakmak lazım.Kendimden örnek veriyorum.Eşimle birlikte çalışıyoruz, 1 yaşında bir oğlum var ev borcuna girdiğimiz için ikimizde çalışmak zorundayız.1,5 sene kadar bir borcumuz kaldı bitince çalışmayı düşünmüyorum.Nedenleri;
    Çok yoruluyorum, oğlum beni çok özlüyor,dinimin vazifelerini tam yerine getiremiyorum, bir zaman oluyor 1 saatlik uykuyla işe gidiyorum.Bunlar çalışmaman için sebepler ama borcumuz bitene kadar çalışmayada mecburum.
    Ama birde şu boyuttan bakın, yaşlanınca elden ayaktan düşünce emekli olmayan emekli maaşı alamayan bir insanın hali ne olur.Helede günümüz Türkiyesinden bahsediyoruz, geçimin ne zor olduğundan.Benim annem babam tek emekli maaşı ile geçiniyorlar evleri kira olmadığı halde yetmiyor.Bizler destekte bulunuyoruz.Ve asla lüks bir harcamaları yok.Ne gezmeleri var ne alış verişleri, yaşamlarını sürdürmek için zarüri ihtiyaçları var.
    Bence bir bayan çok yıpranmadan, dininide ihmal etmeden çalışabilir, herkez ister evde oturmak, çocuklarıyle ilgilenmek ama eşinin aldığı maaşı kiraya vermek zorunda kalan ve koca bir ay faturalarda dahil 200-300 tl yle geçinmek zorunda olanlar için hayat çok zor.(umarım bu yorumum yayınlanır:)))

  17. slm hayirli aksamlar sizinle ben canan sizinle ozel konusma imkani varmi iyiaksamlar

    1. Buradan ÖZEL deyip yazarsanız yorumunuzu yayınlamam kardeşim

  18. merhaba Cahide hanım, öncelikle sitenizi çok beğenerek takip ettiğimi belirtmek istiyorum.
    ben 31 yaşında geçtiğimiz cuma gününden itibaren doğum iznine ayrılmış bir anne adayıyım, Rabbim izin verirse bebeğimi 3 hafta sonra kucağıma alacağım.
    Ben çalışan bir annenin kızıyım, kendi bildim bileli anneciğim bize daha iyi şartlar sunabilmek için çalıştı, camlara alnımı dayayıp dakikaları saydığım dün gibi aklımda veya anneme beni kreşten neden nunu teyze alıyor sen almıyorsun diye sitem ettiğim annemin gizli gizli gözyaşı döktüğü dün gibi aklımda. Ama ben bildim ki ve biliyorum ki anneciğim ne yaptıysa bizim iyiliğimiz için yaptı, bize bir gün bile hazır yemek yedirmedi. her zaman taze pişirdi yemeğimizi. Şimdi annem emekli oldu ve hamileliğim nedeniyle yanımda kalıyor ben işe döndüğümde çocuğuma annem bakacak kısmet olursa. bende yaşayamadıklarını belki torununda yaşayacak. ve asla annemin yeri beni kreşe bıraktığı için huzurevi olmayacak çünkü o bir anne ve ne yaptı ise bizim için yaptı.

    ev hanımı olup huzurevinde yaşayan o kadar çok yaşlı teyze var ki….Allah önce vicdanlı evlat versin ana baba kıymeti bilen Allah’dan korkan vatana millete hayırlı evlat versin

    1. Biz de hep baba eline bakan anne olduğu için , ne pahasına olursa olsun hep çalışmayı hedefledik. Babanın keyfi yerinde ise para verir, yoksa sadece ekmek parasını bırakır çıkar. Bunun için annelerimiz hep “Oku muhtaç olma, çalış koca eline bakma” diye tembihlediler. Hal böyle iken öğretmeliği bile beğenmeyip mühendis oldum. ( Şükür Eşim hiç böyle değil, çok cömert birisi.) İşe girdim , 1o yıldır çalışıyorum. Yaşadığım stres ve işteki psikolojik sıkıntılardan dolayı işi bırakmak ve hamile kalmak istiyorum fakat beynimde annemin sesi” Kocanın eline bakma”
      Ne yapacağıma karar veremiyorum.
      Fikirlerinizi paylaşırsanız sevinirm Cahide Hn.

      1. makbuş says:

        SUDE hanıma katılıyorum annelerimizden böyle gördük annelerimiz ezildi üzüldü yeri geldi dayak yedi bizlere okuyun koca eline bakmayın dedi bende üniversite mezunuyum çalışıyorum çalışmak çok yıpattı daha 28 yaşındayım ağır geliyor hem iş hem ev 1 yıllık evliyim çocuk istiyorum fakat bebeğimi daha 3 aylık bırakmam ilk yürüdügünü göremem ilk anne dediğini göremem diye şimdiden çok üzülüyorum işimide bırakmak istemiyorum ilerde emekliliğim için, gençken çalışırsın ama yaşlanınca zor öğretmen benim eşim çalışmamı istiyor pirimim dolana kadar kayın validem koca eline bakma şimdi benim maaşım olsa kötümü olurdu diyor çıkmazdayım lütfen bilgilerinize ihtiyacım var.

        1. Ahh canım,sizin durumunuzda olan kardeşlerime ne desem havada kalıyor. Çünkü kararlarınızda etkili olan en önemli etken çevre. Anne, eş, kayınvalide…

          Gerçekte istediğiniz hayatı özgürce yaşayamıyorsunuz. Sanırım burada size düşen biraz daha dik bir duruş sergilemek. Çalışın veya çalışmayın demek bana düşmez ama; İman nedir, tevekkül nedir, kader nedir? bu soruların cevabını tam olarak kavramadan yaşamımızı çıkmaza sokan gelgitler durulmayacak…

          Allah yardımcınız olsun kardeşlerim

          1. selamün aleyküm cümlenize.. ben çok geç kalmışım buraya, çok üzüldüm:( ama tam benim konum olduğu için çivileme atlamak zorundayım şimdi:)) ben de 20 yaşından beri 15 yıldır çalışan, 21 yaşından beri evli, 24 yaşından beri 11 yıldır da anneyim. benim annem de bankacıydı. zamanında ünv. sınavlarına hazırlanırken başlamış ve kazandığı halde para kazanmak tatlı gelmiş çalışmaya devam etmiş. ben de ilk çocuk olarak anneanne elinde büyüdüm. sabahları ve akşamları yaşadığımız şeyleri ben çok iyi biliyorum. nitekim yıılar sonra ben de annemde gördüğüm gibi ünv. okudum ve işbaşı yaptım. sonra evlendim. iş hayatımdan hiç tatmin olmadığım halde ne ailemden ne de eşimden yüz bulamadığım için ayrılamadım. halbuki evde oturmak asla aklımda fikrimde de yoktu. ama sürekli mutsuzluk, mutsuzluğu içine atıp “herşey yolunda” yaşamak zorunda kalmak, üstüne üstlük maddi sebeplerden dolayı buna mecbur bırakılmak… benim söyleyeceğim anahtar cümle şudur ki: ” eğer bütün evren sana karşıysa, hiç destek verenin yoksa yanında; bu bir işarettir ki; vazgeç, uğraşma”.. çünkü ben “çalıştığıma pişman olacağıma, çalışmadığıma pişman olsaydım” diyorum. çok pişmanım.. umarım Allah’ımın bir hikmetidir de, pişman olduğuma pişman olur, çalıştığıma memnun olurum…

  19. şimdi arkadaşlar şöyle bir sorum olacak bir erkek kadın üzerinde hakları vardır erkeginsözünden çıkamaz şimdi erkek derseki kadına gideceksin helal olan bir yerde çalışacaksın ve kazancını eksiksiz bana getireceksin peki böle bir durumda kadın erkegi dinlemesse kadına günah varmıdır yada kadın erkegin istedigini yaparsa kadının kazancı erkege helal mıdır yoksa harammıdır kadın kazancını evine harcamakla mükellefmidir yoksa sadece kendine mi harcar sizden hem yorum hemde hadisler ayetler bekliyorum bu konuda bu sorma cevapsız kalmassanız sevinirim

    1. allahü teala evin geçimini erkeğe vermiş kadının böyle bir mecburiyeti yok.kadının kocası varsa kocası,yoksa mahrem olan bi akrabası yani baba,abi,amca,dayı,dede,bunlar kadının nafakasını getirmeye mecbur dinimizde.sizinde dediğiniz gibi kadının yeri evidir.tabii arada istisna olur mesela eşi çalışamaz durumda olursa dediğiniz gibi harama bulaşmadan çalışabileceği bir yer varsa olabilir diye biliyorum.

  20. cahide hanım ben ünv mezunu bir bayanım 10 yıllık evliyim bütün şartlar olgunlaşmışken çalışmadım evde kalıp çocuklarmı büyütmeyi tercih ettim eşim memur kanaat ve karşılıklı anlayış olunca rabbim bir şekilde rızkı verip genişletiyor yalnız şunları da düşünmekteyim mesela çocuklarım olacağında illaki bayan kadın doğum uzmanı tercih ettim inanın çok afedersiniz ama makatımla ilgili bir sıkıntı yaşadım bulunduğum ilde bayan genel cerrah bulamadım yani toplumun bazı alanlarında kadın görmek istiyoruz benimde kızlarım var biri çok zeki bende onların dünyanın bu kaoslu ortamından uzak olmalarını istiyorum ama işte… ben kendi kararımı verip tercihimi yaptım ama onların geleceğini de düşünmüyorum değil ne diyelim tevekkeltü alallah…

    1. Şu varki İslamda asla zorluk yoktur. kadın doktor yoksa, erkek doktora gidilmesine cevaz verilmiştir. Kızların okuması günümüz şartlarında çok zor. Okullar neredeyse bir fuhuş yuvası olmuş. Şahsi kanaatim o ki, böyle ortamlara çocukları göndermemek en iyisi. Zeki çocuklarımızı Allah için yetiştirip, o yolda eğitim aldırabiliriz. Örneğin tefsir ilmini, hadis, fıkıh ilmini öğrenseler ne iyi olurdu değil mi?

      Rabbimiz hak yoldan ayırmasın bizleri

      1. amin Cahide hanım Rabbim bizi yolundan ayırmasın, fakat belirtmek isterim ki, bizde üniversitede okuduk başımız açık bir şekilde ama ne fahişe olduk nede birinin kapatması çok şükür
        babamın şerefine yakışır telli duvaklı gelin oldum
        eşimden başka kimsenin eli değmedi bedenime
        ne babamın ne anamın nede babamın başını öne eğilmesine izin vermedim.
        kızınızın ne olacağı tamamen sizin yetiştirme tarzınız ile alakalı…..ne ekerseniz onu biçersiniz….
        kadın vardır bir ordu erkeğin içine girer girdiği gibi çıkar kadın vardır bir erkek görür azar….

        1. Hayatta her şey bir bütün şeklinde cereyan ediyor. En ufak bir açıklık çok büyük bir yara haline gelebiliyor. Bugün hiç ehemmiyet vermeden yaptığımız ufak bir hareket veya söylediğimiz birkaç kelime, bundan 50yıl sonra çok büyük sorunların kaynağı haline gelebilir. Tıpkı yan yana dik bir şekilde dizilmiş trilyonlarca domino taşları gibi. Bu taşlardan biri devrildiği zaman diğer trilyonlarca sayıdaki taşların durumu da aynıdır artık: devrilecektir. Belki en uç noktadaki taşı göremeyiz, ama o taşın sonu da bellidir artık: devrilecektir. Başta da belirttiğim gibi, hiç önem vermeden yaptığımız en ufak bir hareket, hiç düşünmeden ağzımızdan çıkan tek bir kelime yıllar sonra – bugün hiç hayal bile edemeyeceğimiz- birtakım aksilikleri ve düzensizlikleri beraberinde getirebilir. Baş açmak çok derin bir mevzu gerçekten, üzerinde uzun uzadıya düşünülmesi gereken bir mevzu. Çünkü her kadın kendisi hakkında düşünülmeye değerdir. Bir kadını ilgilendiren her şey düşünülmeye değerdir. Önemli olan kimin nasıl düşündüğüdür ve düşünceleri nasıl yönlendirdiğimizdir? Bugün bir bayan günümüz şartlarının gereği olarak başını açtığında bu davranışıyla kendisi dışında diğer birçok kişiye örnek olur; bu bayanın bu davranışına bakan diğer kişiler de kendi yaşadıkları zamanın şartlarını öne sürerek kendilerinden beklenmeyecek-hoş karşılanmayacak daha kötü davranışlar sergileyebilirler. Hiçbir şey olduğu gibi kalmaz; her şey devam ederek işlerlik kazanır. Yani, attığımız en ufak bir adım bile o adımı atan kişiye ait olsa da, o adımın devamını getirenlerin mutlaka gideceği bir yer vardır; işte önemli olan o gidişin nereye doğru olacağıdır. Bir gömleğin ilk düğmesini nasıl bağlarsanız, devamı da öyle gelir. Toplum olarak birbirimizle sürekli bir etkileşim halindeyiz ve bu etkileşim sürecinde ister istemez birbirimizi yönlendirmekteyiz. Bu süreçte sadece kendimize değil, çevremizde uyandırdığımız etkiye de dikkat etmeliyiz. “Ateş olmayan yerden duman çıkmaz”. Eğer “başı açık okumak”, “başı açık çalışmak”, “erkeklerle bir arada çalışmak” vb durumlar insanlığı çok hayırlı neticelere götürmüş olsaydı biz bugün burada “kadının evi yeridir” konusu üzerinde tartışıyor olmazdık. Beki daha güzel şeylerden bahsederdik. Belki bu konulardaki nefsi direnişlerimiz bizi yarın daha kötü neticelere götürebilir. Yaptıklarımız ve söylediklerimiz, yapılacak ve söylenecek olan şeylerin habercisidir; ama duyabilene, görebilene, anlayabilene ve önemseyebilene. Bir gün hiç hesaba katmadığımız şeylerin hesabını yapmak zorunda kalabiliriz. Önemli olan iş işten geçmeden hesaplarımızı dengeli yapabilmemizdir. Hesaba katmadığımız hesaplardan dolayı hesaba çekilebileceğimizi unutmamalı; karar verirken çok dikkatli olmalı, kararlarımız üzerinde çok düşünmeli ve birbirimizin rehberi ve destekçisi olmalıyız.

Close
Tarif Üstü Muhabbet | Cahide Sultan
Close
%d blogcu bunu beğendi: