MÜDÜR BİR İZİN VERSE !

Kendinden gayet emindi,elinde dört kenarı oyalı yazmamla gelirken…Daha az önce namaz hocası kitabını uzun uzun incelemiş,okumuş evvelce öğrendiği abdesti, uygulamalı olarak tekrar etmişti.Kızlar nasıl namaz kılar,nasıl tekbir alır,nasıl ruküya secdeye varır tek tek bakmıştı.kızımın bu alakalı halleri çok sevindirir beni.öğrenme merakı uçsuz bucaksız bilgi deryasına kulaç açtığını hissettirir hep….

“Anne başımı örtermisin?” dedi,sık sık yaptığı gibi.O beni en çok başörtüsüne yakıştırır zira,”sen başını örtünce daha güzel oluyorsun” der,yazmalarımı,eşarplarımıda bir o kadar sever….

Onun beni en çok sevindiren isteklerinden biridir bu.”Elbette” dedim,dikkatlice katladım yazmayı başını örtmeden önce “Sen böyle ne tatlı,ne güzel oluyorsun prensesim” dedim.Gözleri ışıldıyordu başı örtülürken.Büyüdüğünü hissediyordu belkide…Birden gözlerindeki ışıltıyı sisler bürüdü,başı hafif yana eğildi;

“Ahhh dedi müdür bir izin verse….” ellerim çözüldü birden.Benim anladığım şeyden mi bahsediyordu acaba? “neye kızım” dedim korkarak,”neye izin verse?”

“Başımı örtmeme” dedi.”ben okulda da başımı örtmek isterim,ama müdür izin vermezki……”

Yüreğimde engel olamadığım bir sızı,kalp atışlarımı hızlandırdı.

Bir kızım olacağını öğrendiğim zaman bu tür bir ruh hali sarmıştı beni.Bu devirde kız olmak çok zordu zira,hele inandığı gibi yaşayan,inançlarını yaşatmaya çalışan bir kız olmak.Benim kızım büyüyünce istediği gibi giyinir,istediği gibi başını örtebilirmiydi? Daha çok var o zamana,o büyüyünceye kadar elbet düzelir deyip avutmuştum kendimi.

Üzerinden 7 yıl geçmiş,çokta fazla bir şey değişmemiş yazıkki….

Ne diyeceğimi düşündüm,nasıl cevap verecektim.Yıllardır bu ülkede yüzlerce ablasının başörtüsü yüzünden gördüğü zulmü ona nasıl anlatacaktım….İkna odalarında başını açsın diye zorlanan,yollarda başörtüsü çekiştirilen ablalarını ,hastanelerde başörtüsünden dolayı hor bakılan ilgisiz bırakılan annelerini,aslında başörtüsüne bu ülkede belli bir kesim tarafından nasıl yaban bakıldığını ,hatta başını örtenlerin insan diye görülmediğini….Çıplaklığı alkışlarken,Allahın emri olan örtünün yuhalandığını ben ona hangi kelimelerle nasıl anlatacaktım…..

Nasıl anlatacaktım bu hep böyle giderse kendisine cüzzamlı gibi bakılacağını….Başörtüsünün üzerine saçma sapan bir peruk takıp okulda palyaço gibi dolaşacağını….Eğer bir doktor olursa başörtüsünü fular gibi boynunda gezdirmek zorunda kalacağını…Bazı hemcinsleri özgürce (!) mini etekli,büstiyerli dolaşırken,kendisinin başörtüsünün zorla çıkarılacağını…..

Tertemiz yürekli,pırıl pırıl düşünceli bir çocuğa annesi bunu hangi yolla,nasıl anlatabilirdi?

Gözlerimden yanaklarıma koşan gözyaşlarımı elleriyle sildi,”ne oldu anne” dedi “neden ağlıyorsun?”

“Sevinçten kızım” dedim,”sevinçten ağlıyorum”.O namaz hocasından bakıp namaz kılmaya çalışırken,benim aklımda hep aynı sözler yankılanıyordu;

“Müdür bir izin verse!…………….”

Bir Cevap Yazın

Bir Yorum Bırakın :)

  1. Tek söyleyebileceğim, ne olursa olsun zaruri bir durum olmadıkça Allah’ın istdiği gibi başını örtmeye devam etsin. Çünkü ufak değişiklikler bile zamanla insanın ruhuna da nufüz ediyor. Yukarıdaki yorumlarda birisi de yazmış, iş yerinde başını açtığı için kendisinde farkettiği değişikliği. Benim de aynı okuldan mezun olduğumuz, tanıdığım İmam hatip mezunu birçok arkadaşım, üniversite okumak için başlarını açtıktan sonra zamanla amaçlarını unutup gittiler, şimdi birçoğu tamamen açıldı. Sadece çok azı niyetinde samimi olduğu için eski hallerine dönebildiler. Bu konuya bu kadar çok baskı yapılmasının sebebi de bence budur. YArgıtaylardan dönüyor yapılan değişiklikler, kimse birşey yapamıyor değiştirebilmek için. Yani o kadar önemli birşey ki insanın inandığı gibi yaşaması… İnandığı gibi yaşamaya imkan bulamayınca zamanla farkında olmadan yaşadığı gibi inanmaya başlıyor insan. Başımı açmadığım halde, ben kendimde de birçok şeyi umursamamın verdiği değişiklikleri farketmeye başlayınca ürktüm kendimden, nereye gidiyorum diye. Ufak ufak kıyafetlerim değişmeye başlamıştı hatta bir ara. Neyse ki son anda kendimi toparladım. Yani öyle umuyorum. İnşalah toparlayabilmişimdir. O yüzden kızınızın kapalı okuyabileceği bir üniversiteye gitmesini diliyorum Allah’tan. Niyetini sahih tutarsa zaten Allah kapılarını açacaktır da. Biz dört kız kardeş de bunun sıkıntısını çektik ama Allah bir şekilde hepimize de yardım etti, hepimiz bu zor dönemde kapalı okuyabildik. İnşallah kızınıza da Allah bir sürü kapılar açsın.
    Hayırlı günler.

  2. Üniversite Yök’ e bağlı ama biraz asi bir kurucumuz vardı. O sebeple pek de umursamıyordu. Adını burada veremeyeceğim herhangi bir sıkıntı olmasın diye.

  3. Kızınız kaç yaşında bilmiyorum ama kapalı okuyabileceği bir üniversite biliyorum. Biz orada okuduk. Üniversite çağına geldiyse yardımcı olabilirim. Bu arada Allah yolundan ayrılmazsa Allah her şekilde kendisine imkanlar sunacaktır. Perukla okumasına gerek kalmaz inşallah.

  4. 3. Sonra birileri Allah'ın emri olan baş tacına "siyasi simge" derler. Bilmezler ki onu siyasi simge olarak kullananlar da, bu yasağı çıkaranların işbirlikçileridir. Benim güzel gönüllü halkım topluma empoze edilen bu safsatalara inanır. "Evet yaa, doğru, siyasal simgedir bu" derler. Bilmezler mi bunu diyerek bu zulme destek olanlar da bir gün Allah'a hesap vereceklerdir…Bu yara kanıyor, kapanmadı. Bu yara anlatmakla bitmez. Yaşadıklarımın tamamını yazsam roman olur. Bu ülkede, bu ülkenin evlatlarına uygulanan psikolojik baskı-yıldırma-ikna etme ya da adına her ne derseniz işte yapılan o çalışmalar, hayal ürünü değil. Hepsi gerçek. Lütfen bir yahudi atasözü olan "BANA DOKUNMAYAN YILAN BİN YAŞASIN"ı söyleyip de vicdanınızdan kaçmayın. Unutmayın ki bu kaçış bir gün kabirde son bulacak.

  5. 2. Arka arkaya iki tramway birden yanaşmıştır durağa. İnen öğrenciler birer birer okula girerken, kızlardan birisi sinir krizi ile bağırır:" 'Her hangi bir şey olursa biz arkanızdayız bacım, her zaman size desteğiz' diye bağıran …'liler! Hani neredesiniz? Bu muydu sizin verdiğiniz söz? Meydanlarda bağırmakla olmuyor bu işler, hani neredesiniz! " Fakat o iki tramway dolusu insandan bir tek kişi bile ağzını açıp bir şey demez ya da destek olmaz. Başı kapalı kızlar adeta filmlerdeki ölüler gibidirler. Çığlık da atsalar, duyanları olmaz {O'ndan (c.c.) başka}. Toplum kör, toplum sağır, toplum dilsiz! Toplum adeta toplu bir sürü! Sindirilmiş-korkutulmuş-susturulmuş-bana ne'ci bir toplum işte!Bir başka gün dişlerini tedavi ettirmek için gidersin okula. O gün ders yoktur. Sen sadece dişçiliğe gideceksindir. Kontrol noktasındaki güven(siz)lik görevlisi "öğrenci misin" diye sorar. Yalan söylesen ruhu duymayacaktır ya, Müslüman yalan konuşmaz diye "evet, öğrenciyim" dersin. Adam bağırmaya başlar böyle giremezsin diye. "Ama okul yok, ben de şu an talebe değilim. Randevu saatim geçiyor, girmem lazım" dersin. Ama nafiledir. "Siz yalan konuşulmayı hak ediyorsunuz! Yalan söyleyip hayır öğrenci değilim desem hiç bir şey yapamazdınız!" dersin ve adam tek kelam edemez. Olanları Allah'a havale ederek dişindeki o eşsiz ağrıyla uzaklaşırsın oradan.Bunlar gavuristanda değil, bu vatana kanını canını bütün varlığını dökmüş şehitlerin medfun bulunduğu senin canın yurdunda olmaktadır. Düşünürsün, Fatih Sultan Mehmet Han İstanbul'u bunun için mi fethetmişti? Çanakkale'de bunun için mi 250.000 şehit düşmüştü toprağa? Vatanın bölünmez bütünlüğünü yüzyıllardır (Allah'ın yardımıyla) sağlayan ataların canlarını bunun için mi sermişlerdi yollara? Hayır, değil elbette. O halde bütün o şehitler, bütün o canlar, bu vatana ve bu dine emeği geçmiş bütün o geçmişin; gün gelip bu zulmü yapanlardan ve bu zulme SUSARAK!!! ortak olanlardan hesap sormayacaklar mıdır? Allah hesap sormayacak mıdır bir gün? İnsdanlar tüm bunları ne çabuk ne kolay unutmuşlardır!

  6. 1. Her günkü gibi sıradan bir gündür. Okula gidersin ama bahçe kapısından içeri sokulmazsın. Sebebi, başına tac ettiğin Allah'ın emri'dir. "Yasak" derler. "Bununla içeri giremezsin!". Tramwaylar ardı sıra gelmekte ve inenler bir bir okula girmektedirler. Sanki Allah'ın Kitab'ı bir tek başı örtülülere ya da sadece bayanlara indirilmiştir hâşâ. Erkekler duymazdan gelirler. Güvenlik noktasını geçen girer, geçen girer. Sen ve Allah'ın emridir diye başını kapatmış diğer öğrenciler kapıda öylece kalakalırsınız. "Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya" dersin kendi kendine. Haber merkezlerine haber edilmiştir fakat korkudan hiç bir kanal gelmez. Sadece yerel bir gazetenin muhabiri gelir. Elinde kamerası bile yoktur. Fakat işini yapmak için gelen bu muhabir güven(siz)lik görevlileri odasına alınır ve dört beş güven(siz)likçi birden yumrukla girişirler adama. Herkesin gözü önünde olur bunlar. Ama kimse müdahale edemez. Çünkü sen duvarın dış tarafında kalmışsındır ve güven(siz)lik odası duvarın diğer tarafında. Seni kapıdan sokmadıkları için gidip dövülen adama yardım bile edemezsin. sadece seyredersin. Sonra polis panzerleri gelir. Bir de polis kamerası. Bir memleketin 18-20 yaşlarındaki pırıl pırıl evlatlarının üzerine panzerler sürülür. Ve robokoplar dağılır genç kızların arasına ellerinde coplarıyla. Kamera da yüzleri çekmektedir ki kimlikler tespit edilip okuldan uzaklaştırma verilebilsin diye. Neden? Hayır hayır, terör örgütünün militanları eylem yapıyor değildir. Sadece bir avuç başı kapalı kız okuluna girmek istemektedir hepsi bu. Duvarın dışında seninle beraber okula giremeyen arkadaşın ve duvarın diğer tarafında onu ve seni okula almayan arkadaşının polis babası!

Close
Tarif Üstü Muhabbet | Cahide Sultan
Close
%d blogcu bunu beğendi: